MaviMelek
"Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar / Ölüm uçar çocuk yüzlere…" Ülke / Cemal Süreya

[Deneme]"Erotizmin Sınırlarında Dolaşan Şair: Cemal Süreya" | Betül Tarıman

Üvercinka

"YALNIZ AŞKI VARDIR AŞKI OLANIN..."

Bu yazıyı yazmak istememin bir nedeni de; "Ama kadınlar, Tanrım, / Öyle sevdim ki onları, / Gelecek sefer / Dünyaya / Kadın olarak gelirsem, / Eşcinsel olurum" diyen şair, Cemal Süreya'nın şiirinde, daha doğrusu onun erotizminin sınırlarında dolaşmak… Ve her şeye rağmen, bu sınır ihlalini gerçekleştirmek ya da bir başka gözle, bu şiirde, kadının ya da erkeğin konumunu yeniden gözden geçirebilme isteği. Hatta Cemal Süreya'da erotizm hakkında çok şey söylense dahi… Bu ne kadar yapılabilir bilemiyorum ama bildiğim bir şey var; o da Cemal Süreya'nın şiirinde erotizm ile aşkın iç içe geçtiği. Metin Celal'in demesiyle, "cinselliği yok saymayan bir aşktır Üvercinka'nın ana izleği" ki, değil Üvercinka, öteki şiirlerine bakıldığında da, aşk ve erotizm onun şiirinde, iç içe geçmiş, tensel birlikteliğin yanı sıra, bu birliktelik, arka odadan gün yüzüne çıkartılmıştır. Bu gün yüzüne çıkarılan cinselliğin arkasında, belki de Hasan Akay'ın demesiyle şu gerçeklikleri aramak gerektir:(1) "Nihayet, İkinci Yeni şiiri, Rauf Mutluay'ın dediği gibi, 'biraz sinemanın, biraz batı toplumundan bize sızmaya başlayan cinsel açıklığın etkisiyle daha ayrıntılı sevişme tasvirlerine yönel'miş, bu yolla aşk ve kurtuluş umuduna kapılmıştır. Yani, söz konusu eylemde, Batılı felsefeyle birlikte sosyal yaşantının da payı vardır. Bunun nedeni, 'sanatçıların, toplum içinde kendilerini tedirgin, dirliksiz, mutsuz, yalnız, anlaşılmaz, değeri bilinmez sanmaları; mutluluğu, cinsel yakınlığın dünyayı unutan yalnızlığında aramaları'dır. Fakat tüm bu söylenenler onun, sadece erotizmin sınırlarında dolaşan şiirler yazdığını bize göstermez. Kimi kez de, "Hükümet" adlı şiirinde olduğu gibi yaşadığı ortama, eleştirel gözle bakar, baktırabilir: "Bu hükümet / Pir Sultan'a pasaport vermiyor, / Onu anladık. / Yunus Emre'ye de / Basın kartı vermiyor, / Onu da anladık. / Ama bu hükümet / Ferman çıkarmış / Karacaoğlan'ı / Otobüse bindirmiyor." demesi, bize yukarda söylediğim sözü destekler.

Cemal Süreya

Bununla birlikte, Hülya Dündar da,(2) Leyla Erbil'in Romanlarında Cinsellik Sorunu başlıklı tez çalışmasında, Erbil ve kuşağının, İkinci Yeni şairleri ile bir etkileşim yaşandığından söz eder: "Erbil ve kuşağı, İkinci Yeni şairleriyle de bir etkileşim yaşamışlardır. Temizyürek, bu etkileşimi 1950 kuşağı ile İkinci Yeni Şairleri arasındaki benzerliklere dikkat çekerek, şöyle ortaya koyar: İkisi de öncü anlatımlar peşindedir. İkisi de bireyden çıkar yola. İkisi de toplumun ve insanın açığa çıkmamış hallerini kuşatacak bir bilinç peşindedir. İkisi de imgelerin seferberliği konusunda aşkın deneyler yaparlar. Her türlü rantçı sahteliğe karşı edebiyatı bir bakıma yapıbozum tekniğiyle işletmektedirler." der. Bu söylemden yola çıkarak Cemal Süreya'nın şiirlerinde, kendinin ve ötekilerin bireyden yola çıkarak, toplumun ve insanlığın açığa çıkmamış hallerini, buna cinsellik dahil olmak üzere, gözler önüne serdiği, söylenebilir. Bu noktadan bakıldığında, Süreya'nın kendine âşık süsü vermiş değil, kadına âşık bir şair olduğu da ileri sürülebilir, zaten bunu kendi de, çeşitli yerlerde defalarca söylemiştir. Ama bu âşıklık ya da erotiklik hali, toplumsal olanın içinde yaşanan bir âşıklık, erotiklik ya da çapkınlık halidir. Ki 1931 Erzincan doğumlu olan Cemal Süreya, 61 darbesi, 12 Mart muhtırası, 80 darbesi gibi Türkiye'nin yaşadığı birtakım çalkantıları görmüş, bunu derinlerinde hissetmiş, bu hissediş esnasında, ironik bir dille yaşadığı süreci anlatmış, o süreçle adeta içselleşmiştir. Doğaldır ki, yaşanan bu süreç, kendi doğallığı içerisinde de sürmüştür. Cemal Süreya, daha çok, cinselliğin tabu olarak görüldüğü, yaşadığı toplumu, o toplumun içinde gördüklerini şiirine resmetmiştir. Fakat kendinden önce yazanlardan ayrılan bir tarafı vardır. O, erotizmi kapalı kapılar ardından, gün ışığına çıkarmıştır. Erotik birtakım ayrımları gösteren ilk kuşak, Servet-i Fünuncu'lar olmasına karşın, kadın ve erkeğin cinsel arzularını, yasak ilişkileri, yatağı, cinselliği gösterenler de İkinci Yeni'ciler olmuşlardır. Bir anlamda, erkekle kadın İkinci Yeni ile şiirde aynı yatağı paylaşmışlardır. Zaten Cemal Süreya da kendi şiirini "erotik bir şiirdir benimki" diye tanımlar. Tam da burada Metin Celal'in(3) "Cemal Süreya; Kişilikli Bir Şair" başlıklı yazısından şu bölüm göze çarpar: "Cinselliği çağdaş Türk şiirine sokarken şiirini ince bir alayla örer. Belki de bunun nedeni gerçekte doğal karşılanması gereken bir olguya toplumun kınayıcı, ayıplayıcı yaklaşımının yadırgatıcılığının farkına varmış olmasıdır" der. İşte belki de bu nedenle o, erotizmin adeta uç noktalarında dolaşır. Yazdıkları ile sınır tanımazlığını gösterir. "İngiliz" adlı şiiri de bu tür şiirlerinden biridir. Artık ete kemiğe bürünmüş kadın, sevgili olan kadın, erkeğin karşısında kimi kez de onu mutlu etmek için bir duruş belirlemiş, ya da belirlenen duruşu uygulamaya koymuş, cinselliğin doruklarına tırmanmaya hazır hale gelmiş bir kadın vardır. Tabii burada, yani "İngiliz" başlıklı şiirindeki kadın, sevgili ya da karısı olan bir kadın değildir. Onun tabiri ile bu "kolay" bir kadındır. Çoğunluk, birtakım etkinlikleri, bir anlatıcıya anlattırdığı şiirlerinde Cemal Süreya, bu şiirinde, kendini merkez alarak, kendi etkinliğini anlatıcıya söyletmek yerine, kendini kendi anlatmış, bu yolu tercih etmiştir. Hatta burada, bu şiirde erkeksi bir böbürlenme de hissedilir içten içe. "Kolay Meryem"in, üç türlü duruşundan sadece birini ona saklaması, diğerlerine bu duruşu göstermemesi, onun için övünç kaynaklarından biridir, öyle olmuştur. İşte şiirden dizeler: "Ayakta duran kadınlar olur ya / Meryem bunlardan / üç türlü ayakta duruşu var / Birini yalnız bana kullanıyor / - Güzel mi bari / - Hem de nasıl". Bununla birlikte onun, "Ülke" adlı şiirinden alıntıladığım şu dizeler, onun ne kadar uç noktalarda gezindiğini, bize net bir şekilde gösterir: "Yalnız aşkı vardır aşkı olanın / Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan / Sen yüzüne sürgün olduğum kadın / Kardeşim olan gözlerini unutmadım / Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını / Dostum olan ellerini unutmadım / Karım olan karnını ve önlerini / Orospum olan yanlarını ve arkalarını" ki, her ne kadar, biz kadınlara aşağılayıcı bir ifade gibi gelse de, burada kullanılan "orospu" sözcüğü, birtakım dogmaların yıkılması anlamında bakıldığında, bizlere önemli gözükecek, yukarıda söylediklerimi de destekleyecektir. Dahası mahremiyetin ortadan kaldırılması anlamında bu önemlidir. Bununla birlikte, şairin soyadının bir harfini attığı "Elma" adlı şiirinde (Üvercinka) -bundan böyle Cemal Süreya olarak anılacaktır- "Bir yanda Sirkeci'nin tren dolu kadınları / Adettir sadece ağızlarını öptürürler / Ayaküstü işlerini görmek yerine / Adımın bir harfini atıyorum" derkenki dizelerinde, biraz da hafif meşrep bir kadındır bu kadın. Bununla birlikte Laurent Mignon'a göre:(4) "Sadece ağızlarını öptürmekle suçlanan kadınlar onun için sadece cinsel arzularını giderme yoludur. Burada bir aşk arayışından söz edilemez. Buradaki arzu cinseldir, çıplak bir kadın resmine yönelik olabilir." Fakat yine de her türlü olasılığa karşın, bu Sirkeci'nin kadınlarının özelliği olsa da, "Sadece ağızlarını öptürürler" dizesindeki o ince ayrıma daha farklı bakılabilir belki de. Bu da bir başka yazının konusu olabilir.

Cemal Süreya

Bunun yanı sıra, onun şiirinde "çapkınlık bir erkek etkinliği olarak" anlatılsa bile, erkek gibi kadın da istek ve arzularını söylerler. Bu kimi kez gizli yapılan bir şey olsa dahi. Çünkü aşk vardır ve kural tanımaz, kadın ve erkek de birbirleri için vardırlar. Çoğunluk herkesin çapkın ve birbirini ayarttığı bu şiirlerde, kadın da kimi kez, cesurca bu etkinliğe katılan durumundadır. "Başka evlerde karşılaştık / iliğinden öptüm seni" derkenki durumda kadın da, bu öpülmeye karşı koymamış, ilgi duyduğu erkeğe izin vermiştir. Bunun yanı sıra, her ne kadar bazı araştırmacılar, tek eşle evliliği savunsalar bile, çok eşliliğin de, yaygın bir düşünce olarak varlığını sürdürdüğü gözlemlenmektedir. Sadece belki, değişen adlardır, aşk ve aşkın yasadışlığı hiç bitmez. Aşk öyle bir şeydir ki, eve hırsız yerine polis girer, o evlenmeyi hiç düşünmez: "Hain bir aşk bu, / Sizin eve hırsız girer / Onunkine polis. / Yasadışı bir aşk, / Evlenmeyi / Hiç mi hiç düşünmüyor." ya da "Oysa koca da ne benim kollarım var" derken de kadını adeta kışkırtır. Kışkırtan kadın, erkek, yasadışlılık, işte hep bunlardır ya da bu ince ayrımdır, onun şiirini okudukça göze çarpan. Ama bu, hep birlikte yapılan bir etkinliktir çoğunluk. Şiirin devamında bir de şu dizeler göze çarpar: "Soy bir portakal yedir bana dilim dilim / Ben Uzunminareliyimdir doğma büyüme / Ne yapıp yapıp denizi görmek isterim" derken de, isteklerini dile getirir aslında. Bu dizelerde çılgınca sevişme isteği, olanca gücüyle kendini hissettirir, biraz da erkek egemen söyleme yaslanarak. Özellikle buradaki "Ben Uzunminareliyimdir doğma büyüme" derkenki ifadenin, erkeğin cinsel organı ya da uzağı, daha ileriyi görme isteği ile (cinsel haz) aynı şeyleri çağrıştırdığı söylenebilir. Yukarıda söylediklerime devamla, okuyanda çeşitli çağrışımlar uyandıran dizelerde, tüm olağanüstülüğü ile şairin şiirinde yer alırlar. "Uzunminare" bu kez yerini sivri topuğa bırakır. Sivri topuk burada, tamı tamıma erkeğin cinsel organıdır. Halı ise, muhtemelen kadının cinsel organını işaret eder: "İki ses, iki bakış, gelişir nasıl / Tek bir cümle gibi, sözlere karşın / Sivri topuklar nasıl ortasına / gömülmüştür belleksiz halıları".

Tüm bunların yanı sıra, sevgiliyle ya da eşle yatılır ve bu etkinliğin hiç çekinmeden anlatıldığı da, daha önce rastlanmamış bir şekilde, gözler önüne serildiği gözlemlenir. Hatta bu erkek, yani kendi canının istediğini, yaptığını söyleyecek kadar cesurdur da. Çünkü tüm bunlar, insana has duygulardır, şiir yolu ile ifade edilmesi gerekiyorsa edilmelidir de. Bununla birlikte, Selim Temo'nun demesiyle: "Cemal Süreya'nın hemen her kitabında(5) evli kadınlar vurgusu ya çapkınlığı evliliğe yeğlemek, ya çapkınlığı hatırlamak için vardır." Fakat çoğunluk şiirlerinde, mahremiyet duygusu da korunmak istenmiştir. Şairin Mülkiye dergisinin Mart 1953 tarihli 13. sayısında yayımlanan "Hafta Sekiz" adlı şiirinde de bu mahremiyeti koruduğu ve bunu "Şiir" başlıklı şiirinde de sürdürdüğünü görürüz. "Şiir" başlıklı şiirinde Süreya, "İstanbullar geminin altında / Kadınları sorarsan onlar da öyle / Şişeler de geminin altında, Güzin'de / Allahtan beni kimsecikler görmüyor / Canımın istediğini yapıyorum / Çırılçıplak sularda yıkanıyorum, utanıyorum / Güzin utanmak istiyor ama nerde / Nasıl utanacak bu boş şehirde" demek ki burada kadın, şehir boş diye utanmıyor. Şehir dolu olsa utanacaktır. Ama o, bu boş şehirde, canının istediğini yapsa da utanır. Buradan da, yukarıda söylediklerimin desteklendiği gözlemlenebilinir.

Bununla birlikte, evliliğin, insan tabiatına aykırı olduğunu, ima ile söyleyen de odur. Evlilik ve aşk! Evliliğin, kimi kez aşkı öldürdüğü düşüncesi… Yoksa niye evli kadının ya da erkeğin gözü bir başkasında olsundur. Bu da onun, "Üzerinden Sevişmek" adlı şiirine konu olur. Bunu da şiirinde şu şekilde ifade eder: "Üzerinden sevişmek, kadınım, / Sigaranın, Asya'nın, omuzların, / Üzerinden aile fotoğraflarının / Eller nasıl duygandır nasıl yalın". Ayrıca, Süreya'nın şiirinde, duyu organları da devreye girer. Bu şiir başka şeyleri işaret etse de, duyu organları (el, burun, ağız, dudak) hissetmenin bir parçası olarak şiirde varlıklarını sürdürürler. Genel bir doğru dışında, bir şeylerin de var olduğu, kadınların da uçta oldukları düşüncesi, ama bir türlü dile getirilemeyen bir şey olarak, onun şiirinde vardırlar. O kimi kez, kadınların söylemeye çekindikleri ama gizliden yaptıkları şeyleri ya da şöyle diyeyim, çapkınlıkları da söylemeden edemez. Bu anlamda bakıldığında, karşımıza çapkın bir kadın görüntüsü de çıkar. Aslında o, bu şekilde yapmakla, var olanı işaret etmiştir. Bu da onun, "Dostluklar İçin Düzyazı" adlı şiirinde kendini gösterir: "Kadınlar uçtadırlar / Hele evli kadınlar". Çünkü gizli kapaklı yapılan şeyler, onun insanda uyandırdığı hazdır belki de ilişkiyi çekici kılan. Bu nedenle ona bu söylemlerinden dolayı, yasa dışı bir şairdir de diyebiliriz. O, yazdıkları ile kendini yasa dışı kılmış, kendinden sonrakilere, başka bir dünyanın kapılarını aralamıştır.

1) Hasan Akay, "Adı Kötüye Çıkmış Sözcükler ve İkinci Yeni Şiiri", Gösteri, Ocak 2005, Sayı: 42.
2) Hülya Dündar, "Leyla Erbil Romanında Cinsellik Sorunu" Tez. Türk Edebiyatı Bölümü Bilkent Üniversitesi, Ankara, Haziran 2004, s. 4.
3) Metin Celal, "Cemal Süreya; Kişilikli Bir Şair" Varlık, 2005, Sayı: 45.
4) Laurent Mignon, "Aşkın Ötesinde". Çağdaş Türk Şiirinde Aşk, Aşıklar ve Mekanlar, Ankara: Hece Yayınları, 2002, Sayı: 122.
5) Selim Temo, "Cemal Süreya Şiirinde Çapkınlık ve Bedenin Ekonomi – Politiği", Yasakmeyve, Kasım-Aralık, 2003 İstanbul, Sayı: 49.

Başa dön

Diğer Denemeler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics