MaviMelek Edebiyat
"… eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem." Calvino

[Gökçeyazın]"Calvino ve Öyküler - Arjantinkarıncası, Emlak Vurgunu, Kirli Hava Bulutu
ve diğerleri" | Serap Çakalır*

Öyküler - Arjantinkarıncası, Emlak Vurgunu, Kirli Hava Bulutu ve diğerleri | Italo Calvino

"İNSANCA YAŞAMA HAYALLERİ"

“Okumak üzere olduğunuz kitabın tek amacı var: 1945'de yazınsal deneylerine başlayanlar arasından birisinin, nasıl o zamandan bugüne kadar, yaşamın bir çeşnisini, bir parıltısını, bir gıcırtısını, bir temposunu yakalama serabının peşinden koştuğuna tanıklık etmek. İçinde yaşadığımız dönem, dünya üzerinde büyük açıklamalara da, büyük romanlara da pek elverişli değil; evrenin gizini, bir karınca gözünün sayısız kesitindeki gibi, dev dinozorun bütün iskeletini yeniden kurmak için yararlandığımız omurga fosilindeki gibi yakalamaya çalıştık."

İtalyan yazar Italo Calvino, 23 Mart 1959'da, Floransa'da yaptığı bir konuşmada, kitabına dair bunları söylüyordu. Büyük bölümü, aynı yıl, Marsia dergisinin Ocak-Nisan sayısında "Yazmadığım Öyküler" başlığı altında yayımlanmış olan konuşmayı, yayınevi de kitabın yeni baskısına sunuş metni olarak almıştı.

İlk baskısı, 1958'de Einaudi Yayınevi tarafından yapılan I Raconti adlı öykü seçkisi, Öyküler adıyla geçen ay Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlandı. Kitapta üçü uzun, 52 öykü yer alıyor. Bunların çoğu, Calvino'nun Can Yayınları ile Yapı Kredi Yayınları tarafından daha önce basılan diğer kitaplarında yer alıyor. Dört bölümden oluşan kitapta bölüm başlıkları şöyle: Zor Hayaller, Zor Anılar, Zor Sevdalar, Zor Yaşam. Zor Hayaller'deki dokuz öykü ile Zor Yaşam'daki üç uzun öykü Türkçede ilk kez yayımlanmış.

Sunuş'ta, yazar, yazdığı şeyler konusunda "kolaylıktan", "kolay mutluluktan" söz eden eleştirmenlere tepki olarak, öykülerinin adlarına "Zor" sözcüğünü koyduğunu söylüyor. Çağımızın en büyük gözlemcilerinden olan Calvino, gerek gerçek savaşların gerek "barış halindeki" yaşama savaşlarının, sıradan insanların en ufak hayallerini bile nasıl -zordan öte- imkânsız hayaller haline getirdiğini ustalıkla anlatıyor. Kimi yerde acı acı güldüren, çoğu yerde düşündüren, buruk öyküler bunlar. Özellikle "Zor Hayaller" başlığı altında yer alan, niteliksiz işçi Marcovaldo ile ailesinin öyküleri insanın içine işliyor. Marcovaldo, parkta gökyüzünü görebileceği ve sabah kuş sesleriyle uyanabileceği bir sıra ararken, çocuklarına temiz hava aldırabilmek için senatoryumun bahçesinde gezinirken, kentin üzerinden geçen çulluk sürüsünü "avlayabilmek" amacıyla oturduğu binanın terasına ökseotu bulamacı sürerken…insanca yaşama hayallerinin ardına umutsuzca düşüyor. Farklı öykülerde baba ile çocukları arasında geçen ve aslında hep aynı temayı işleyen diyaloglar, günümüzün ironik gerçeğine de parmak basıyor. (Aşağıdaki soru ve diyalogları okuyunca, sizin de aklınıza sütlerin kaynağının inekler değil de süpermarketler olduğunu sanan Amerikalı çocuklar gelecek mi bakalım.)

"Baba, temiz hava yenir mi?"
"Ay'ı hangi şirket koymuş?"

"Baba, inekler de tramvaylar gibi mi? Duraklarda dururlar mı, son durakları neresi?
"Tramvay gibi değil, dağa çıkacaklar."
"Kayak mı yapacaklar?"
"Besiye gidiyorlar, otları yiyecekler,"
"Çimenlere basınca para cezası verecekler mi?"

Calvino, yaşamını sürdürmek zorunda olduğu kentte bir tutam doğal ortam yaratmak için umarsızca didinen Marcovaldo'nun, özellikle "Mantarlar Kentte" adlı öyküsünde olduğu gibi, bencillikle sorumluluk arasında gidip gelen ruh halini ve sonu hep hüsranla biten köylü kurnazlığı girişimlerini de çok güzel anlatıyor. Ve yine, Türkçede ilk kez yayımlanan, "Fabrikanın Tavuğu" adlı öyküde, iki yaşlı işçinin, bekçinin tavuğunu kandırıp tavuk çiftliği kurma girişimlerinin beklenmedik hazin bir sona uğraması gibi.

Italo Calvino, yalnızca betonarme yapılar arasına sıkışmış mutsuz işçilerle yetersiz beslenmekten hasta düşmüş çocukları değil; Duce yönetimindeki İtalya'nın savaşa girişini ve cephe gerisinde olan biteni de, çocuklar, faşist gençlik örgütü mensupları, partizanlar hatta casuslar gözünden başarıyla aktarıyor. Ayrıca; savaş sonrasında, diğerleri gibi, bir tüketim toplumuna dönüşen İtalya'da, sistemden pay almaya çalışan eski partizanları, sistemle beceriksizce uzlaşmaya çalışan, bir yandan da kendisiyle hesaplaşan entelektüelleri, acımasız çalışma dünyasının çarklarında yok olmadan birlikte olmaya çalışan aşıkları, köylüleri, şairleri, kadınları, idealleriyle yoksulluk arasında yol bulmaya uğraşan yoksul gazetecileri…kısacası, doğaya ve kendine yabancılaşmış insanın çelişkilerini, minik mutluluk beklentilerini, müthiş bir empati ve gözlem gücüyle yansıtıyor. Öyle ki, en bireysel ve en sıradan görünen öykülerde bile (Denize Giren Bir Kadının Serüveni, Bir Miyobun Serüveni) okur, toplumun çeşitli katmanlarına dair ince ayrıntılarla dolu gözlemler ve o serüvenlere dair inceden inceye işlenmiş birer felsefeyle karşılaşıyor.

Dil-Üslup ve Çeviri açısından:
Italo Calvino'nun öykülerinde betimleme açısından inanılmaz bir zenginlik var. Doğaya, kente, mekânlara, insanlara ve hayvanlara dair gözlemler çok ayrıntılı işlendiği için, çoğu kez uzun paragraflar halinde yer kaplıyor. Ancak bu durum, anlatıma ses ve renk olarak canlılık kattığından, okuru sıkmıyor; tam tersine her türlü ayrıntıyı tam olarak gözlerinde canlandırabilmesine olanak veriyor. İlk kez bu kitapta yer alan "Bayan Paulatim" adlı öyküde çok başarıyla kullanılmış imgeler, betimlenen sahneleri kadar canlı kılıyor ki, okur adeta bir film seyrettiği duygusuna kapılıyor.

Çevirilere gelince, okura keyifli bir okuma sunan dört çevirmeni ve bu çevirileri bir bütünlük içinde toparlayan editör Filiz Özden ile düzeltmen Eylül Duru'yu kutlamak gerek. Ama adet yerini bulsun, gözüme takılan iki anlatım bozukluğuna değinip, bir de soru sormadan geçmeyeyim. İlk ikisi, "Bir Gün Öğleden Sonra Adem" adlı öyküden: "Maria-nunziata da onu yanıtlamak ve şimdiye kadar hiç böyle uzun saçlı ve tokalı bir delikanlı görmediği için gülümsedi." Ve "… sıska bacakları da küçük bir kız gibiydi." Üçüncüsü; "Avanguardistalar Menton'da" başlıklı öyküde geçen, "otelin minareleri.." ifadesi. Şimdiye dek hiç duymadığım için soruyorum, mimaride böyle bir terim var mı acaba, yoksa çeviride bir yanlışlık mı olmuş?

Yazar hakkında: (Kitaptan alıntı)
Italo Calvino, 1923'te Küba'da İtalyan bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Oğulları iki yaşındayken, Calvino ailesi İtalya'ya döndü ve San Remo'ya yerleşti. Savaş sırasında Direniş hareketine katılan Calvino savaştan sonra Komünist Parti'ye girdi. Yirmili yaşlarında, Einaudi Yayınevi için çalışan antifaşist entelektüellerle, özellikle de Cesare Pavese ile ilişki kurdu. Daha sonra 1945 yılında, Aretusa isimli dergide onun ilk öykülerinden birini yayımlatan Pavese olmuştur. Yazarlığın yanı sıra gazetecilik yapan, editör olarak çalışan Calvino, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarıyla savaş sonrası İtalyan edebiyatının önemli isimlerinden biri haline geldi. 1972 yılında, İtalya'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Feltrinelli Ödülü'nü kazandı. Calvino, 1985 yılında geçirdiği beyin kanaması sonucu Siena'da öldü.

Başlıca Yapıtları: Ağaca Tüneyen Baron (1957), Varolmayan Şövalye (1959), Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler (1963), Kozmokomik Öyküler (1965), Görünmez Kentler (1972), Kesişen Yazgılar Şatosu (1973), Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (1979), Palomar (1983), Amerikan Dersleri (1988).

* Dilden Dile/Kitap Küre, Dünya Gazetesi Kitap Dergisi, Mart 2007

Öyküler - Arjantinkarıncası, Emlak Vurgunu, Kirli Hava Bulutu ve diğerleri
Italo Calvino
Türkçesi: Kemal Atakay, Eren Yücesan Cendey, Semin Sayıt, Rekin Teksoy
YKY, 2007

Sayı: 32, Yayın tarihi: 17/11/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics