MaviMelek
Hermes Kitap
"Hayal et cennetin olmadığını / Denersen kolaydır / Cehennem yok altımızda / Üstümüzdeyse sadece gökyüzü" Imagine / John Lennon

[Öykü]"Bugün Öldü" | James Hakan Dedeoğlu

Bugün Öldü | Sadi Güran

"YİTEN BİR RUH İÇİN KOPARILAN YAKARIŞLAR"

Bizim evin yan sokağında oturan ve adını bugüne dek öğrenemediğim genç kız iki gün önce öldü. Cesedini sabah ışığıyla birlikte sokağın girişindeki çınar ağacının dibinde buldular. Ölmek için güzel bir yer diye düşündüm. Bunu, kızın görülmemiş güzellikteki beyaz yüzünün ya da hayal dahi etmeye cüret edemediğim körpe bedeninin hiçbir tahribata uğramadığını duyduktan sonra düşünebildim elbette. Kızın bedeninde hiçbir darp ya da yara izine rastlanmamış…

Uzun bir süre önce, sabahları erken kalkmam için bir sebepti o benim için… Adını hiç öğrenememiş olsam da. Hayaletlerin benden uykumu çaldıkları bir gecenin uykusuz sabahında, cam kenarında oturup şiş gözlerle sokağı gözetlerken görmüştüm onu ilk kez. İnce bacaklarını saran pileli eteğiyle okulun yolunu tutmuş hızla yürüyordu. Kötü bir geceye verilecek güzel bir cevaptı. Gözden kayboluşunu penceremizin açısının yettiği kadar izledim. Ve sonraki sabahlar da… ve sonraki aylar da. Birkaç kez daha yakından görebilmek için kapının önüne indiğim de oldu, ama hiçbir şey söylemedim; gözlerimi ona dikip süzemedim de. Herhangi bir daveti kabul edecek gibi değildi, hele benim henüz uyanmamış cılız kelimelerimi hiç değil. Birkaç mevsim sonra uyku, sabahları erken kalkmaktan daha önemli olmaya başlayınca onu dikizlemeyi bıraktım, belki o da bizim sokaktan geçmeyi bırakmıştı. Ondan sonra birkaç kere şehrin rasgele noktalarında gördüm onu, artık pileli etek giymiyordu. Ama narin bacaklarını gösteren eteklerden vazgeçmemişti.

İki sabah önce, sokakta patlayan sesler üzerine dışarı fırladım. Annem benden önce çıkmış olacak ki sokak kapısı ardına kadar açıktı. Ayağımda terliklerim üstümde pijamamla, koşturan insanların aksine aylak adımlarla odak noktasına doğru yürüdüm. Kötü bir şeylerin cereyan ettiği kesindi; henüz tam olarak uyanmamış olsam da uzaklardan gelen feryatları bulanık da olsa duyabiliyordum. Yiten bir ruh için koparılan yakarışlar.

Yiten ruhu görebilmek için, çember oluşturmuş insanların arasından kafamı uzatmam yeterliydi… Güzelliğinden hiçbir şey yitirmemişti. Ayaları, onu günün ilk ışıklarından koruyan çınar ağacına doğru açılmıştı. Üzerinde pileli, lise yıllarınkinden daha kısa bir etek vardı. Gözleri büyülü bir huzurla kapanmış, dudaklarıysa heyecanla yaklaşmakta olan bir öpücüğü bekler gibi kabarmıştı. Kumral saçları, bir şeyler imgelemek istercesine kaldırıma saçılmıştı; sol gözünü çaprazlamasına örten bir tutam dışında. Teni yıllar öncesinden kalma, pürüzsüz ve günahsız, bembeyaz… belki de fazla beyazdı. Ölmüştü. Onun aksine bilinçsiz yaşamaya devam eden ama en az onun kadar güzel çınar ağacının altına bırakmıştı kendini.

Çevremde dalgalanan kalabalığa aldırmamaya çalışarak kafamı kaldırdım. Çınar ağacı, binlerce dala ayrılarak hemen tepemizde bir yaşam pınarı gibi patlayarak bu ölü ve körpe bedeninin işlediği suçu gölgelemeye çalışıyor gibiydi. Hafif bir rüzgâr yaprakları hışırdattığında kızın ruhunun da hiçbir arabanın gidemeyeceği bir yere doğru yola koyulduğunu hissettim.

Cesedi götürecek ambulansın gelmesi uzun sürmedi. Polisler ve mahalleli sinir krizi geçiren anne ve babayı sakinleştirmeye çalışırken genç doktorlar kızı sedyeye bindirmek üzere paketlediler. Eğer biraz cesaretim olsaydı, onlardan kızı orada bırakmalarını isteyebilir, bu çarpıcı kompozisyonu bozmamaları için ısrarcı olabilirdim. Ama onu götürdüler. Sedyeye konurken vücudu, kemiklerden arınmış gibi eğrilip büküldü. Genç yaşta emekliye ayrılan bu beden için üzülmem gerekirdi, ama havada dingince süzülen huzuru göz ardı edemiyordum. Her şey berraktı, bu ölümün ardında ve önünde karanlık bir perde göremiyordum… Her şey istenmiş ve önceden işlenmişti sanki.

Birkaç yıl önce onunla aynı dolmuşa binmiştik. Aynı öldüğü günkü gibi, gökyüzü sonbaharın ilk güneşine dünyaya giriş izni vermişti. Günün birinde aynı yolları kendi arabamla gideceğimin hayalini kurmaktaydım. Neden sonra onun hemen yanımda oturduğunu fark ettim. Daha önce isim alışverişinde bulunmadığımız için iyi günler dileklerimi sunamadım; ama engel olamadığım bakışlarımın sonunda gözlerini yakaladığım anda, ezik bir "merhaba" sıkıştırabildim araya. Yanıt vermedi; söylediğimin farkına varıp varmadığından bile emin değilim; ama onun kulak zarına ulaşan tek kelimem bu olmuştu. Utangaç ama taze ve titrek bir merhaba…

Kızın ölümünden sonraki birkaç gün eve dönüş yolumu bir sokaklık uzatarak, çınar ağacının önünden geçtim. Kaç yaşama bedel olduğunu kestiremediğim ağaca kızın ölümündeki rolünü sorgulayarak baktım. Alkolün başrolde olduğu bir gece ise, yine o sokaktan geçerken kendimi ağacın altına bıraktım; aynı o kız gibi sırt üstü yatarak ayalarımı ağaca doğru açarak dalları izledim. Kızın son nefesinde neler hissettiğini anlamaya çalıştım o akşam. Ama içime huzurdan başka bir şey dolmadı ve evime döndüm. Neden bu kadar dingin ve tekin bir yerde bırakmıştı ki bedenini? Sonuçta öldürülmüş olduğuna dair hiçbir kanıt da yoktu.

Uzun bir zaman önce bir arkadaşımla giriştiğim konuşmayı hatırlıyorum. O da tanık olmuştu bize. Barın dışındaki ufak masalarda oturmayı tercih ettiğimiz yağmurlu bir akşamdı. Etraftaki onlarca tentenin üzerinden yere akan minik şelalelere ve altlarında içkilerine sığınmış biz insanlara bakarken neden istediğimiz zaman ölemediğimizi sordum arkadaşıma. Neden intihar etmek, bedenimizin bir tarafını havaya uçurmak ya da parçalamak ya da tabiatını bozmak zorundayız?.. İnatçıydım, soru bir anda aklıma takılmıştı ve sessiz, sakin, acısız ve tercihli bir ölümün olmamasından yakınıyordum. İnsanlar, sıkıldıkları zaman sadece dileyerek ölebilmeliydi… Arkadaşım benle aynı fikirde değildi… Ben de kendimle aynı fikirde olmayabilirdim eğer onu dinleseydim. Ama o konuştukça ben daha az dinlemeye başladım. Çünkü o karşı tentenin altında oturuyordu. Saçları ıslaktı; ufak bir masaya sığınmış yüzünü göremediğim arkadaşıyla konuşuyordu. Birkaç kez göz göze gelmiş olsak da onu fark eden bendim. Ve o gece daha uzun yıllar yaşamayı diledim.

Kızın ölümünden bir hafta sonra ölüm nedeninin anlaşılamadığı haberi yayıldı mahalleye. Doktorlar ne bir kalp krizi, ne bir beyin kanaması ne de bir uyuşturucu izine rastlamıştı. Gerçi mahalle erbabı kızın uyuşturucudan öldüğüne kanaat getirmişti ve fikirleri değişecek gibi de değildi.

Takip eden günlerde hiçbir şey değişmedi. Kızın sıfatı dışında… "Ağacın altında ölü bulunan genç kız" tamlaması "uyuşturucudan kaldırım köşesinde ölen zavallı kıza" terfi edebildi sadece. Gazeteler de bu gizemli ölüme ufak da olsa yer verecek kadar cömert çıktılar; iki üç günde bir soruşturma hakkında birkaç sütuna sıkışmış minik haberler çıktı. Annem bu haberleri mavi tükenmez kalemiyle çember içine alıp kahvaltı masasında suratıma sallıyordu. Ama ben çınar ağacının ve kızın muhteşem işbirliğini kafamdan atamıyordum. Yatağıma her uzanışımda vücuduma kızın o yatan bedeninin şeklini verip, uyuyakalana kadar kımıldamadan kalıyordum ve odamın tavanı bin bir dala dönüşüyordu.

Rüyamda birçok kez kendimi onun yanına, kaldırıma uzanmış gördüm. Elini tutup neden burada yattığını sordum her defasında. Ama cevabı hep geç ve aynıydı: "Burası ne kadar güzel değil mi?" Orası gerçekten güzeldi ve o, orada ölmüştü. Yaşamaya değer pek bir şey bulamamıştı dünyamızda ve insanlara her gün yarı yarıya ölü muamelesi yapılmasına dayanamamıştı. Ve muhtemelen sadece isteyerek ve dileyerek hayatını acısız sona erdirmenin bir yolunu bulmuş olmalıydı.

Bunu, kızın ölümünden üç hafta sonra bakkalda rastladığım kızın babasına anlatmaya çalıştım. Ona kızının kimseye verilmemiş bir tercihi kullandığını ve aramızdan ayrılmak için kendisine biçilen sınırlar içinde en güzel yeri seçtiğini söyledim. Bunu tüm içtenliğim ve ölümüne duyduğum hayranlıkla anlattım. Beni dinlediğini ya da anladığını sanmıyorum. Boğazıma sarılarak beni öldürmekle tehdit etti. Kendimi sımsıkı ellerinden kurtardım ve evime dönerek bedenimi yatağa bıraktım. Ayalarımı tepemde belirmeye başlayan binlerce dala açarak uykunun (huzurun) üstüme çökmesini bekledim.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics