MaviMelek
Hermes Kitap
"İnsanlar iyiye doğru götürülemezler; ancak şuraya-buraya götürülebilirler. İyi, olgu uzamın dışında yatar." Yan Değiniler / Ludwig Wittgenstein

[Öykü]"Bir Yudum Sevgi" | Zuhal Özden

Bir Yudum Sevgi | Bahar Kocaman

"GÜNDÜZLERİ YAŞAMIYORDUM"

Biz büyük bir aileyiz. Dedem, nenem, annem, babam ve kardeşlerimle hepimiz bir arada şehirlilerin varoş dedikleri bir yerde oturuyoruz. Benim şehrimin dört bir yanı deniz ama ben hiç görmedim. İlkokul beşinci sınıfa kadar okudum. Öğretmenimiz bize şehrimizin en büyük üç metropolden biri olduğunu söylemişti. Sinemalar ve tiyatrolar vardı. Ben hiçbirine gitmedim. Benim babam inşaatlarda çalışıyor, o da iş bulduğu zaman. Onlar şehre geldiği zaman dedem de inşaatlarda çalışırmış. Babam babasının mesleğini devam ettiriyor. Ailenin nadir bir araya geldiği ve birbirini dinler göründüğü anlarda dedem hangi büyük otellerin mermer basamaklarını döşediğini, çalıştığı büyük iş hanının cömert ustabaşısını anlatıyor. Babam, dedem konuşurken onu saygı ile dinliyor. Dedem babamı her zaman azarlıyor. Onun kendisi kadar usta bir işçi olamadığından yakınıyor. Onun yaşında çocuklarına iyi hayat yaşattığından dem vuruyor. Babam ise dedemin olmadığı zamanlarda annemi aşağılıyor. Onunla evlenmekle hayatını kurtardığını, onun ve ailesinin yatıp kalkıp kendisine dua etmesini salık veriyor. Bazen dedemin olmadığı sofralarda yemeğin tuzunu ya da soğukluğunu bahane edip sofrayı al aşağı ediyor. Ardından annemi günlerce yataktan çıkamayacak hale gelinceye kadar dövüyor. Annem iyileşip kendine geldiği zaman sessizliği bozuyor (ve ilk iş olarak) babamın olmadığı saatlerde kardeşlerimden birini ya da beni ayaklarımızın kiri ya da oturduğumuz koltuk yüzünden bayıltana kadar dövüyor. Bizim evimiz söylem değil eylem ocağı. Ben küçük kardeşimden çıkarıyorum öfkemi, küçük kardeşim sokakta oynarken kimsesiz hayvanların canını yakarak kendini rahatlatıyor. Kimse yaptıklarının farkında değil aslında, bu eylem zinciri kiminle başlamış bilinmez.

Ben artık geceleri sokağa çıkıyorum. Bu çıkışım bir yılanın kovuğundan süzülüşü gibi sessiz ve sır gibi kimsesiz oluyor. Elimde genelde dedemin köyden beri yanından ayırmadığı av tüfeği oluyor. Sokaklarda kendimi bu tüfekle hiç olmadığım kadar güçlü hissediyorum.

Bir hafta önce evimizden çok uzakta, yolda gördüğüm sarhoş adamın benden para istemesi sinirimi bozdu. O an onun ne kadar işe yaramaz ve gereksiz bir ömür yaşadığını düşündüm. Şayet babamın bizim gibi bir ailesi olmasaydı ve dedem başında olmasaydı eminim o da içer ve böyle sokaklarda para dilenirdi. Sanki babamın geleceğini yok etmek ister gibi onu öldürme isteği uyandı içimde. Sonrasında bedenim aklımın kontrolüne geçti. Ayaklarım beni eve getirdiği zaman önce babamın uyuyup uyumadığını kontrol ettim. Onun sakin nefes alışları beni şaşırtsa da yaptıklarımdan asla pişman değilim. O günden sonra her akşam sokak gezmelerime devam ettim. Tüm günün geçmesini gece ile baş başa kalmayı sabırsızlıkla bekler oldum. Ben gündüzleri yaşamıyordum. Dayak yiyen azar işiten o çocuk ben değildim artık. Ben elinde silahı geceleri yaşayan, yaşatandım.

Evimde, gündüzleri gittiğim kahvehanede insanlar bir seri katilden bahseder olmuştu. Geceleri yoluna çıkan masum insanları öldüren acımasız bir caniydi bahsettikleri. Onların bahsettikleri insanı tanımıyordum, onlar da kendilerini tanımıyorlardı.

Kahvede sürekli caniden bahseden, onu gördüğü yerde sorgulamadan asmak gerektiğini söyleyen mahalle kasabı kedilerin gözünde bir caniydi. Kazara kapısının önünden geçen her kedi onun ayağının güçlü tekmesini mutlaka karnında hissetmişti. Diğer mahallelerdeki gibi bizim kasabın önünde hiç kedi barınmazdı. Karısı artık doğal makyajı olan mor göz altları ile mahallenin görmeye alışık olduğu bir kadındı. Ayağının aksaması konusunda türlü dedikodular vardı. Kimisi kasabın evine iş götürdüğü, elindeki satırla kadının ayağını doğradığını söylerdi. Kimi mahalle kadınları ise kocasından daha nemrut olan kayınvalidesinin yeni gelin iken ona attığı dayağın bir eseri olduğunu söylerdi. Kadının gençliğini bilen yaşlılar ise sağlam ve güzel bir kadın olduğu konusunda hemfikirdi. Kasabın söylediklerine olduğu gibi katılan mahalle imamı ise cehennemin ne menem bir yer olduğundan söze girer bu gibi cani ruhlu insanların cehennemde bile ayrı bir yerleri olacağından bahsederdi. Oysa yüzlerini hiçbir erkeğin görmediği kızları ve karısının dışında o en samimi arkadaşının karısını kendisine metres tutmuştu. Her gece birbirlerinin evlerinde akşam yemekleri yer, yatsı namazından sonra eşlerini uyutup sabaha kadar gönüllerini eğlendirirlerdi. İçlerinde Allah korkusu taşıyan bazı mahalleliler onun arkasında namaz kılmaktansa, en uzak camide namaz kılmayı tercih ederlerdi. Anlatmak ya da düşünmekle işin içinden çıkamayacağım kadar çoktu çevremdeki katiller.

Yakalanmam uzun sürmedi, mahkememin yapıldığı binanın önünde taşkınlık yapan bir sürü katil kendi içlerindeki cani yerine benim kurban edilmem için uzun yaygaralar kopardılar. Henüz 16 yaşındaydım. Benim bir ıslahevine mi yoksa bir tımarhaneye mi kapatılmam konusunda kanun adamları kararsız kalıp uzun süre düşündüler. Sonunda bir akıl hastanesine yatırılmama karar verildi. Öldürdüğüm insan sayısı yaklaşık yaşam yılıma denk düşüyordu. Tedavim bittikten sonra bir hücrede tamamlayacaktım geri kalan ömrümü.

Şimdi kardeşlerimi özlüyorum. Tedavi gördüğüm hastanede küçük bir kız ile tanıştım. Onu kardeşim gibi seviyorum ama onu anlamıyorum. Karnındaki ütü izlerini, kolundaki sigara yanıklarını anlamıyorum. Her yanık burada kaldığım geceyi bana dayanılmaz hale getiriyor. Yine gecelere, sokaklara sığınmak elime dedemin silahını almak istiyorum. Onun hele annesini özlemesini, onu dağlayan kadının kendisini sevdiğini sanmasını bir türlü bu hasta, yarım aklım kabul etmiyor.

Sevgi, öğretilendir diyorum kendime, yolunu biz seçmeyiz bize gösterileni kabul ederiz.

Sayı: 28, Yayın tarihi: 24/07/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics