MaviMelek
Hermes Kitap
"En deli renkler çizgilerle / Gören gözlere tünekler kurar / Konsun üstüne, dinlensin diye kuşlar" Seslerin Sessizliği / Can Yücel

[Öykü]"Bir Tutam Umut" | Didem Zengin

Bir Tutam Umut | Sinan Çakmak

"HEP BÖYLE OLMAMIŞ MIYDI?"

Gözlerini yavaşça açtığında avluyu kahve kokusu sarmıştı. Anası kahvaltısını etmiş, avludaki karadutun altında günün ilk kahvesini içiyordu.
Harput Kalesi sisin altında bir masaldan yeryüzüne düşmüş gibi gözüküyordu.
Anasını yanağından öpüp, Ayşe'nin evinin önünden geçmek için yolu uzatarak kahveye yöneldi.
Cingöz Recep, Dursun'un kahveye geldiğini gördü, içeri girer girmez sandalyeyi çekip oturttu.

Dursun anlamıştı bir derdi olduğunu. Tepeden tırnağa süzdü Cingöz'ü.
"Ne var Recep, hayırdır? Selamsız çekiverdin beni."
"Hele dinle bak Dursun, fabrika inşaatına neredeyse tır kadar büyük bir kamyon gelmiş İstanbul'dan, kum yüklüymüş onu boşaltacak adam arıyorlarmış."
"Koskoca fabrika inşaatında kamyonu boşaltacak adam mı kalmamış köydekileri gözlerine kestirmişler?"
"Pazar ya bugün, izinliymiş çoğu, orada kalanlar da mırın kırın etmişler. Ne dersin biz indirelim mi çuvalları? İyi para verecek adam. İkimiz bir olduktan sonra üç beş saatlik iş."
Düşündü Dursun sigarasından bir nefes alırken. Haftaya bayramdı, aldığı parayla şöyle güzel bir gömlek alırdı yeni, bir de pantolon çekerdi altına. Ayşelerin evinin önünden geçerdi, saçlarını eliyle şöyle bir düzeltir bir göz atardı bahçeye. Ama zamanı iyi ayarlamalıydı. Akşamüstü Ayşe'nin dantelini alıp çardağın altına oturduğu saatte geçmeliydi ki görsün onu, görsün de istemeye gittiklerinde kızın yanakları kızarsın, gönlü olduğunu belli etsin.
Cingöz'ün kolunu dürtmesiyle kendine geldi Dursun.
"Amma nazlandın Dursun, ne diyorsun gidelim mi?"
"Gidelim ya Cingöz, varıp gidelim, iş iştir."
Beraberce fabrikanın yolunu tuttular. İnşaata ulaştıklarında, yaz ikindisinin serinliği karşı dağlardan esen rüzgârla köye iniyordu yavaş yavaş…
Dursun, fabrikaya doğru yürürken alacağı parayı düşünüyordu. Bayram için alacağı gömlek ve pantolondan artan parayla, Ayşe'ye yazlık çiçekli bir basma alırdı şehirden, bir de kenarları boncuklu bir yazma. Ne kadar sevinirdi kim bilir? Gülüverirdi inceden. O gülünce gamzelerinde açan günebakan çiçekleri… Hele bir istetsin de anasına, sonra verirdi hediyeleri, aksi uygun düşmezdi zaten köy yerinde. Fabrika inşaatına gelmeleriyle Dursun da hayallerine ara vermek zorunda kaldı.
Kamyon şoförü uzaktan onları görmüş, sigarasını ayağının altında ezmiş, kamyonun kapaklarını açmıştı. İş bir an evvel bitseydi de evine gidebilseydi, üç gündür direksiyon sallıyordu. Bu işten alacağı parayla karısına söz verdiği çamaşır makinesini alacaktı. Kadının ses ettiği yoktu ama deterjanın parçaladığı ellerini, tırnaklarının kenarındaki kızarıklıkları gördüğünde içi acıyor, karısının gözlerine minnetle bakmaktan başka bir şey gelmiyordu elinden.
Dursun, Cingöz Recep'in peşi sıra kamyona yaklaştı. Sessiz bir iş bölümü yaptılar aralarında, önce Dursun çıktı kamyonun üstüne. Cingöz ilk çuvalın sırtına konulmasıyla sendeler gibi oldu, sonra dengeledi vücudunu. İlk çuvalı taşıdıktan sonra alışacağını biliyordu. Hep böyle olmamış mıydı? Çuvallar yirmi beş kilodan fazla olmalıydı. İki üç saat içinde kamyonun yarısına yakını boşalmıştı. Bir mola vermenin zamanı gelmişti artık.

Dursun gömleğinin cebinden çıkardığı Maltepe paketini önce Recep'e uzattı, sonra da kendine bir tane sigara yaktı. İkisi de hiç konuşmadan sigaralarını içtiler. Taşıma sırası Dursun'daydı şimdi; Cingöz Recep çıktı bu sefer kamyona, Dursun eğdi sırtını.
Recep gibi Dursun da sendeledi ilk çuvalın sırtına konulmasıyla. Dursun, her geçen dakika ağır çuvalların altında ezilen sırtının ağrısını, dişlerini sıkarak hafifletmeye çalışırken, Ayşe el işini alıp bahçedeki sedirin altına oturdu. Harput Kalesi'nin arkasında yeni bir ay doğuyordu köyün üstüne.
Kamyon tamamen boşaldığında ikisinin de konuşacak gücü kalmamıştı. Ay ışığında, ter içinde kalan yüzleri daha da parlak gözüküyordu. Vakit kaybetmeden yazıhanenin yolunu tuttular, paralarını almak için. İkisi de sabırsızlanıyor, adımlarını daha da hızlandırıyorlardı.
Hayalleri yorgunluklarına galebe çalmıştı. Kamyon şoförü, boşalan kamyonun daha hızlı gideceğini, çok değil iki gün sonra karısının çamaşır makinesine bakarak nasıl da mutlu olacağını düşünerek direksiyonun başına geçerken, Dursun'un aklında Ayşe'ye alacağı yazma vardı, mavi mi almalıydı yoksa al mı?

Nereden aklına gelmişti şimdi al yazma almak, yazlık sinemada her yaz seyrettiği Selvi Boylum Al Yazmalım filminden aklında kalmıştı muhakkak, ama onun Ayşe'si Türkan Şoray'dan daha güzeldi. Cingöz Recep ise aldığı paranın büyük bölümünü at yarışına yatıracaktı. Bu sefer altılıyı tutturursa, altına bir Mercedes çekecekti, Almanya'dan yazın her izne gelişlerinde sanki belediye reisi gelmiş gibi karşılanan gurbetçilerin altındaki gibi bir Mercedes. Bir de iş kuracaktı, şehirde bir kebap dükkânı mesela ya da İstanbul'daki kadınların giydiği gibi elbiseler getirip satacaktı. Sonra köyün en güzel kızını Ayşe'yi istemeye gidecekti. İsteme lafı sözün gelişi tabii, altında Mercedes olan adama hayır diyecek değiller ya.
Dursun'un aklında al yazma, Recep'in aklındaysa Mercedes, girdiler yazıhanenin kapısından içeri. Şantiye şefi kırk yaşlarında orta boylu göbekli bir adamdı. Cin gibi bakıyordu Dursun'la Recep'e.
"Bütün çuvalları indirdik, paramızı almaya geldik" dedi Cingöz. Dursun da evet anlamında başını salladı. O kadar yorgundu ki bir an önce parasını almak, eve gidip anasının sabun kokulu yastıklarına başını koymak istiyordu. Şantiye şefi oturduğu masanın çekmecesini açtı, gıcır gıcır iki tane yüzlük çekti. Dursun, bir an evvel parayı almak, eve gidip deliksiz bir uyku çekmek için sabırsızlanıyordu.

Yazıhanenin kapısından boş cüzdanlarını doldurarak çıktılar. Çok yorulmuşlardı, ama değmişti.
İnşaatın önünden geçtiler, kamyondan indirdikleri çuvallar ay ışığının altında daha da çok göründü gözlerine. Kulübedeki bekçi, gecenin kim bilir kaçıncı çayını içiyordu.
"Hadi bakalım Dursun kardeş, bu işi de bitirdik aldık parayı, söyle bakalım ne yapacaksın aldığın parayla?"
Güldü Dursun, Ayşe'yi düşündü. Ayşe'ye alacağı basmadaki çiçeklerin renklerini, al yazmadan taşacak saçlarının gözlerine dökülüşünü, kuyudan su çekerken elbisenin kollarının açıkta bıraktığı incecik bileklerini, geçen yıl üzüm festivalinde düşmek üzereyken tuttuğunda avucunun içindeki elinin sıcaklığını…
Dursun'un güldüğünü gören Cingöz sorularına devam etti:
"Sevdiğin varsa alırsın bir hediye şehirden."
"Almam mı Recep, hem de en güzelinden alırım."

Aklında al yazmanın çerçevelediği Ayşe'nin güzel yüzü, kulaklarında Selvi Boylum Al Yazmalım'dan bir replik:
"Elini tuttum sıcacıktı, sanki yüreği elimdeymiş gibi."
Islık çalarak karıştı gecenin karanlığına, köyün üzerindeki sis biraz daha koyulaşmıştı…

 

Sayı: 29, Yayın tarihi: 18/08/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics