MaviMelek
Hermes Kitap
"Hiçbir şeye göndermede bulunamazsınız. Çünkü tanımlanan ve düzgünce adlandırılan hiçbir şey yoktur. Yalnızsınızdır." Krzysztof Kieslowski

[Hezeyan]"Bir Kat Domuz Bir Kat İnsancık…" | Murat Uyanık

Bir Kat Domuz Bir Kat İnsancık… | KaraÇizme

"HERKES KENDİNİ YARATIR"

Hücre kıvrımlarında dans ediyorsun, içinden bin bir türlü şekillerle geçip gidene aldırmıyorsun…kanına giren bir şeyler var, adına söylenmiş şarkılar…girdiğin kafeste onu gör…elini gör yok olmuş…sessiz edasına bir hüner…sessiz edasında ritmik hareket kumkumaları…ne görmüştün söylesen anlayacaklar ama sende kıpırtı yok…ne olmuştu sana…ne demiştin sessizliği ilk bozanına…ne oldun sen…görmekten usanmış bünyelere ne verdin de daha da sen olarak geri döndü…yapma bize bunu, kıyma bize…gölgemize aldırma…usanıp git…ateşi yak içine biraz bir şeyler at…ne biliyim gözün gördüğü kadar keskin olanından…ruhun dilini yalayıp geçebileceği kadar sık aralıklarla olabilenlerinden koy içine…sonra onları yak…pişir…etin dansı…etin ruhta vuku bulmuş bin bir şekli…sen ne sandın öyle, hepsi birden olabilir mi…ne sandın da çıkaramadın hepsini…korkmuş peygamberi al yanına…onu melekle birleştir yeni bir bedende…içine koyduğun tanrıyı azat et…sanma ki senden yana her şey…tüm bildiklerini bir gece yüzdür…sesine aldırmasınlar ama…yüzüne aldırmasınlar…hatta seni tanımasınlar…ne kadar da ürkek duruyorlar, hadi onlara çığlıklarını hatırlat…hadi onlara olmuş bir şeyi göster…inansınlar…seni melek sansınlar…korkmasınlar senden…insan hiç melekten korkar mı…efendi olsunlar kendi ruhlarında…ruhlarını ezsinler…sakız gibi…sen yanına beni de al…bir kır kasabasında ineklerle otlat beni…pastoral bir akşamüstü resmi gibi dağılalım doğaya…içine et…sonra resmi geçit sun bize…adına yakıştırılan onca ismi boş ver…seni çağıranlara adım yok dersin olur biter..ne görmeyi umuyorlar ki…ne olmuşlar da kendi kabuklarını beğenmiyorlar…bizi salyangoz bahçesine götür…çukurları kaz…onların kabuklarını nasıl bırakmış olduklarını gör…ilk vedası mı bu onların kendisine…ilk yanış değil…ilk değil hiçbir şey…son dediğin akıl sapması…sen iyisi mi git kendine yeni yeni, küçük küçük insancıklar bul…insan olmaya susamış binlercesi var ateşlerin ardında…onlardan yeni düşünemez bir ordu yarat…ordu dediğin başka ne işe yarar ki…onları sal üstümüze…yeni bir savaşa hazırlanmadan biz bu savaşın esrik gölgesinde yanalım iyi mi…sana küfürler edelim…sen ne sandın kendini…bize doğrultmuş tüm silahlarını geri çek…insancıklardan kurduğun ordunu al da git kır evine orada yaşa…domuzlarını insancıklarına yedir…bizle uğraşma demek isterdim…ama tüm kakofonik sesler çağırdı seni anlayabiliyorum…o yüzden de ses edecek yeni bir şeyler bulamıyorum…bir koni bulsak keşke içine haykırabilecek…koninin şekli ölçüsünde haykırışlarımız olurdu…koninin çapı kadar bir haykırış yaratırdık…ama olamazdı, sen taa en başından biliyordun tüm bunları…en başından adı konmuş bir şekilsizlik tohumuydu elindeki…sen salyangoz bahçemizin yanına ektin onları…onlar büyüdü büyüdü ve şu adına dünya dedikleri aptal koniyi yarattı…şimdi ne kadar da haykırsak kendi ruhumuza çarpıp bize geri dönüyor…şimdi ne kadar da hünerli ellerin…tohumların mutlu…kendi paketlenmiş kaosları var çünkü…tohumların özgür sandılar bizi…o yüzden de egemen oldular hepimize…hiçbir şeyi anlayamadık, bu her halimizden belliydi…sen onca kısık gülüşüne ne kadar da güzel sığdırmıştın her şeyi…sen peygamber tohumu…sen şekilsizliğin ölçütü…sen insancıkların ordusu…sen pastoral akşamüstü resminin yaratıcısı…sen insancıklarına sunduğun domuzların yaratıcısı…sen salyangoz bahçesine gizli kuyular açan…ve içine kusup yeni doğurgan halinle yeni hücreler yaratan…ne güzelmiş ağzının tadı…ne güzelmiş dilinin gölgesi…peygamber ordularını hatırla…kendi ordun onun yanında nedir ki…onlar aptal bir sığınışa inanmışlar…nasıl dayanabilirsin ki…en tehlikelisidir inanmışlık…en tehlikelisi…vazgeçiremezsin inanmışı…aptallar ordusu üstünde…aptallar ordusu üstünde…seni yerle bir etmeye susamışlar…seni bin bir parça yapıp oğullarına yedirecekler inandıklarının uğruna…kaç saklan…peygamber olsan ne fark eder…kaç saklan gelmek üzereler…domuzlarını sal üstlerine…domuzlarını bir orduya feda et…insancıklarını sal…adını yaz…olmayan adını yaz…taş duvarlarda olmayan adın yankılansın…koninin şekilsizliği üstüne bin bir türlü yazı çıkmıştı…okumadın mı…bu bir efsaneydi…ve her efsane gibi olmayanı övüyordu…kaos övünmek içindir…kaos uygar dünyanın uydurduğu bir saçmalık teorisidir…bunu da biliyordun ama yine de anlamadın sana gelişlerini…görmek mi istemedin…yoksa onca müridin ya da adına insancıklar dediğimiz ordunla ölmeye mi istemiştin…inan ki anlamadık…neden bize bunu yaptın peki…neden tüm kalelerimizi ateşe verdin…neden salyangoz bahçemizin yanına o tohumları ektin…bundan daha iyisi mi olacaktı…herkes sana inanacak mıydı…herkes seni bir peygamber edasında kutsayıp sana methiyeler mi düzecekti…bir peygamber başka bir peygamberin varlığı ölçüsünde gerçektir…her peygamber başka bir peygambere ihtiyaç duyar…onu daha iyi bir ruhla arındırır…bize de bir peygamber verselerdi biz böyle olur muyduk…sana karşı gelirdik…insancıklarını isa gibi çarmıha gererdik…üstlerinde yıldızlar gezerdi…yahudaya öptürürdük onları, her yeri balçık olurdu…belki biz de balçıklardan yeni bir kaos yaratırdık…onun içini boşaltırdık…ona bir nefes verirdik…ona oku derdik…oku…o da eline ne geçse okur sonra okuduklarından yeni bir kitap yaratırdı…ona belli adlar verirdi…ona saygı duymamızı isterdi…saygı duy ve önünde eğil bir melek gibi derdi…kendi yarattığımızın kölesi olmamızı isterdi bizden…sona az kaldı…yaklaşıyorlar…görmez misiniz derdi…bizi korurdu ya da bizi koruduğuna inandırırdı…biz seni peygamber bellemişken kendine peygamber derdi…yeni peygamber benim…adımı iyice bilin…adımı ezberletin insancıklarınıza derdi…biz insancıkların sadece sende olduğunu bilirdik…demek ki bizde de insancık denenden varmış anlardık…insancıklar…insan üstüler…kavramlar birbirine karışır…koninin yankısı azalır…pastoral senfoni başlar…pastoral resim arkada…kavramlar kendi doğrularını yaratır…herkes kendini yaratır…kavramlar bile birlik olur üstüne gelir…bize gelir…sunamayız bir şey…ama peygamberimiz var…o bilir…sunacak bir şeyler verir…ve onları uğurlar sessizce…koni sessizliğe bürünür…kaosunu unutur…adına dünya denilen o şey de kendini bir başka kaosta tekrar yaratır…hangi dünya bitmiş ki…peygamber de demez mi zaten hiçbir şey son değildir…her şey sadece dönüşür diye…keşke biz de dönüşsek sana…dönüşe dönüşe sen olsak…sen yine salyangoz çukurumuzu kazsan…içine domuzlarını yatırsan…bir kat domuz bir kat insancık…bir kat domuz bir kat insancık…hepsini dönüşüm için saklasan toprağın altında…hepsini hazır edip o günü beklesen…o gün işte suratımıza anlamamış gibi bakma…o gün…dönüşüm günü…peygamberler bahseder hiç bilmez misin…yoksa konuştuklarında sen yok muydun yanlarında…sen peygamber değil miydin…nasıl bilmezsin…nasıl anlamadın…sana yolu gösterdik…o gün için…dönüşüm için gerekli her şeyi söyledik…şimdi yapacağın bu…bir kat domuz bir kat insancık…bir kat domuz bir kat insancık…en üstüne de sen yerleş bir güzel…üstünü de toprakla kapat…mutlu olun…bundan iyisi mi var…zaten iyi mi var…

Sayı: 33, Yayın tarihi: 26/12/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics