MaviMelek
Hermes Kitap
"Ve zirvelerin üzerinden, her nerede olursa olsun / Sisler çekilmiş- oraya / Derin mavi bir gökyüzünün altına yönelerek." Wordsworth

[Öykü]"Bir Gezginle Buluşma" | Sultan Yavuz

Bir Gezginle Buluşma | Sinan Çakmak

"BİRİNİ Mİ ARADINIZ?"

Akşam. Yine kasaba. Kasabanın Arnavut kaldırımlı, dar yollarının sonu tahminlerinin ötesinde bir enginliğe vardı. O enginlik, kırklı yaşların sonunda, zayıf, orta boylu bir gezgin ermişin içinden, eski bir taş kilise yıkıntısının penceresinden, adeta fışkıran bir incir ağacı gibi yeşerdi. Yeşil iyidir. Her zaman kökü vardır ve beslemeyi sever.
Çok nadir gittiği, hemen her gidişinde tek müşterisi kendisinin olduğu o ahşap yeri her zaman severdi. Ama merak etmiyor da değildi; "Peki burası nasıl para kazanıyordu?" Sanki birisi sırf keyif olsun diye burayı yapmış ve müşteri olup olmamasını da umursamıyormuş gibiydi.
İlginç bir şekilde, uzun aralıklarla geldiği bu yerde her seferinde garip insanlarla karşılaşırdı. Ya orada çalışan yeni biri ya da balkonda O.'yu görüp de gelen birkaç İtalyan. Gariptir; İngiliz ağırlıklı turistlerin tercih ettiği bu kasabadaki tüm İtalyanlar sanki mutlaka O.'ya rastlıyor ve İngilizce konuşmaları sayesinde, O.'yla diyalog kurabiliyorlardı. Genelde gezgin gruplar, kaptanlar ya da ilginç bir sessizliği olan tasavvuf düşünürleri. Eğer iletişim kurmuyorsa, muhakkak oradan ayrılırken sıra dışı bir şeyle karşılaşırdı.
En son, aylar önce geldiği bu yerin adı "Home"; yani ev'di. Mekân, gerçekten ismin verdiği bir aitlik hissi yaratıyordu sanki insanda. İstediğin müziği açabilir, az parayla içebilir, pişirilen balıklardan bazen ikram niyetine yenilebilirdi. Hemen her zaman loş olan bu yer, yoğun bir karmaşanın izlerini de taşıyordu aslında. Her yer tıka basa birbirinden farklı objelerle doluydu. Duvarlarda eski siyah beyaz resimler, Buddha heykelleri, Kızılderili aletleri, kitaplar… Yer yer küçük sehpalar ve mutlaka satranç takımları, yatabileceğiniz büyüklükte tahta sedirler üzerindeki minderler, bilardo masası, karışık bir bar, tavandan sarkan süs eşyaları, rüzgâr çanları, üstü yine çok dolu olan bir şömine ve O.'nun en sevdiği küçük, ahşap balkon. Balkonda saksı içlerinde onlarca çiçek, üç küçük masa ve kafesteki kuşlar. Müzik de daha çok kuş seslerine aitti zaten.
O gün gitmeye karar verdiğinde küçük defterini, kitabını, kalemini ve sigarasını da alarak, orada sakince okuyup, yazacağını düşünüyordu. Evet, kesinlikle ihtiyacı olan şey tam da buydu. O.'nun işi, daha doğrusu hayatta olma amacı sanki sadece değişik hikâyeleri olan insanlarla tanışmak, ara sıra bir şeyler çiziktirmek ve beklemekti. Yıllardır bekliyordu O. Sanki bir gün biri gelecek yahut bir şey olacak ve O. da hayatta asıl yapması gereken şeyi keşfedecekti. Belki O.'yu bir yazar adayı sanabilirsiniz. Ama hayır, O. iyi yazamazdı. Ama ara sıra bir şeyler karalamak O.'yu rahatlatır; bu, hayatta bir şeyler yapmaya çalıştığının kanıtı olurdu sanki. Ya da O. böyle düşünmek isterdi.
Kapıya yöneldiğinde kapının kilitli olduğunu gördü. Oysa loş ışıkları görebiliyordu. "Home ve garip sahibi işte!" diye düşündü ki, sahibini de tanımıyordu. Etrafa bakınıp, yan dükkânlardaki birilerine sorduğunda, kendisine bakan garip gözlerle karşılaştı. Çekimser cevaplar, "bilmiyorum"du.
Pes ettiği anda, bir adamın seslendiğini duydu. "Bayan, bir şey mi arıyorsunuz?" Mekânın alt katında, çaprazında kalan, kapalı bir kapıdan geliyordu ses. Beyaz saçlı, orta boylu, zayıf, sağ omzunda garip bir dövme olan adam dışarı çıktığında O., "Sanırım, burası kapalı?" dedi umutsuzca.
Adam, "Birini mi aradınız?" diye sordu.
O. ise, "Hayır. Ben sadece burayı severim ve uzun zamandır gelmiyorum," dedi.
Adam, "Gelin, size kapıyı açayım" deyince, peşi sıra kapıya yöneldi.
Garip adam cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açarken, "Buyurun!" diyerek yol verdi.
O., "Şey, henüz açmadınız sanırım. Zorluk çıkarmak istemem," dedi çekingenlikle hâlâ kapının önünde beklerken.
Adam, "Evet, aslında her şey eskisinden daha karışık. Dağınıklığın kusuruna bakmayın," diyerek girmesinde bir sakınca olmadığına ısrar etti.
Birlikte balkona yöneldiklerinde, adam tozlu masalardan birini, O.'nun önüne çekti ve daha alçak, tahta bir sandalyeyi de alarak, O.'ya uzattı. O. otururken, bira söyledi. İki dakika sonra gelen adam, kendi için de bir bira almış ve karşısına oturmuştu.
"Umarım rahatsız etmiyorum, oturabilir miyim?"
"Tabii, oturabilirsiniz."
O. masanın üzerine çıkardığı defterine ve kitabına bakarak "Sanırım, sizinle vakit geçiremeyeceğim" diye iç geçirdi.
Garip garip O.'ya bakan adam, "Ne kadar sıklıkla geliyorsunuz?" diye sordu.
"Aslında, nadiren. Ama burası benim için özeldir. Garip bir huzur veriyor. Galiba biraz ihtiyacım vardı… Peki, siz burada mı çalışıyorsunuz?" diye cevap verdi O.
Adam, "Aslında, iki ay oldu. Biraz karışık. Kusura bakmayın, ben çok bunaldım burada. Nedense, sizi görünce konuşabileceğimi düşündüm. Buradakilerle iyi anlaşabildiğimi söyleyemem," dedi.
Koyu bir sohbete daldılar bir süre sonra. Ama konuşan adam, dinleyen O.'ydu. Adam günlerdir bir şey yememiş ya da su içmemiş gibi kana kana ya da tıka basa konuşuyordu. Anlaşılan, bugün O.'nun dinleme günüydü. Ama sık sık kesilen konuşmalar, alt kattaki kapıyı açmaya yarıyordu.
Küçük bir çocuk ve Latin kadınlarına benzeyen hoş bir anne, sürekli içerde bir şeylerle uğraşıyordu. Kadının O.'ya attığı hırçın bakış, kadının adama olan hisleri olabilir miydi? Çocuk da, kadın da birini bekliyor olmalıydılar ve kadın sanki O.'nun gelmesinden rahatsızmış gibiydi. Sık sık konuşmalarının dinlendiğini hissetti O.
Çok hareketli olan yedi-sekiz yaşlarındaki çocuk, bir ara balkondaki kuşun yanına geldi ve "Kafesini açıp, seveyim mi?" diye sordu.
O., "Bilmem," dedi kafasını umarsızca sallayarak.
Çocuk, "Peki açsam, kaçar mı kuş?" diye üsteledi.
O., "Kaçabilir," dedi bu kez kendinden emin bir şekilde.
"Peki bu kuş neden hiç ses çıkarmıyor?"
Çocuğun soruları bitmiyordu.
"Bilmem, belki canı sıkılıyordur. Onunla konuşmayı denesene," dedi O., çocuğun ilgisini kendisinden uzaklaştırmaya çalışarak.
Çocuk, "Ama hiç kuşlar konuşur mu be?" dedi bilgiççe.
"Tabii ki," dedi O., "Sen konuşursan, o da seninle konuşur. Ama eline almaya devam edersen, kuşu kaçırabilirsin. Hem baksana avuçlarında nasıl da korkuyor. Bence yerine koymalısın."
Çocuk kuşu bırakıp içeriye girdiğinde, adam nargile içerek karşısında duruyordu.
Bölük pörçük konuşmaların nereye bağlanacağını merak eden O. adamın birçok ülke gezen, müzisyen olmak için evden kaçan, ama şimdi müzikle hobi olarak ilgilenen biri olduğunu öğrenmişti. Aslında çocukken pilot olmayı istemiş, ama olamamıştı. Mühendislik okumuş ve nefret etmişti bu işten. Abisi ise pilot olmuştu ve mutsuzdu. Çünkü o da mühendis olmak istiyordu. Garip bir hikâyesi olan bu adamın, artık bir kimliği de yoktu. Çeçen direnişçilerden, Fransız bohemlerine kadar farklı kültürlerle tanışmıştı. Şimdiyse, neden burada olduğu muğlaktı. Ama gideceğini söylüyordu.
Bir ara masadan kalkan adam, uzun süre gelmedi. Adam giderken, kadın ve çocuk da gitti. Adamın söylediklerini düşünürken, yoğun kuş seslerini fark etti. Oysa görünürdeki tek kuş, şu an hiç ötmeyen sarı kanaryaydı. Balkonun sonunda üstü kalın bir kumaşla örtülmüş bir sandalye vardı. "Herhalde kuşlar onun altında" diye düşündü. İkinci birasından bir yudum daha almıştı ki, aşağıdan balkona doğru bakan sarışın, uzun boylu bir adam gördü.
Adam, O.'ya gülen gözlerle bakıyor ve balkonu inceliyordu. Kendini tutamadığı, kaçamak bir gülümseyiş attı O. Bunun üzerine gülümseyen adam, İngilizce bir şeyler söyledi. O. duymakta güçlük çekti ve anlamayan gözlerle adama bakınca, adam elleriyle kanat yaparak, kuş sesi çıkardı. O. gülerek ayağa kalktı ve kuş kafesini eline alarak, sarışın adama gösterdi. Adam bunun üzerine, sesin bir kayıttan mı geldiğini sordu. O., dili iyi bilmediğini söyleyerek, parmağıyla sandalyeyi işaret etti. O yöne doğru bakan adam, O.'nun yanına nasıl gelebileceğini arıyormuşçasına etrafa baktı. O. eliyle aşağıyı işaret etti. Kafa sallayan adam, kapıya yöneldi. Ama kapı kilitliydi ve bunun üzerine O. da şaşırdı. Kapı neden üstüne kilitlenmiş olabilirdi?
Sonra sarışın adamı fark eden diğer adam geldi, kapıyı açtı ve birlikte yukarı çıktılar. O. balkon penceresinden onlara bakarken, sarışın adamın kendisine gülümsediğini ve etrafa garip garip baktığını gördü. Anlaşılan bir an önce balkona gelmek istiyordu ve ikisi balkona geldiler.
Sarışın adam, masada duran iki birayı görünce çekingen bir tavırla, O.'ya elini uzatarak, ismini söyledi. O. da kendi adını söyleyerek elini uzattığında, sarışın adam nazikçe elini öperek tanıştığına memnun olduğunu söyledi. Sarışın adam konuşurken, bir İtalyan ve kaptan olduğunu ve dünya turu yaptıklarını söyledi. Aynı zamanda saksofon çalıyordu ve yarın akşam, acaba buraya dostlarıyla gelip, bir şeyler yiyebilirler miydi?
Diğer adam da müzisyen olduğunu, birçok enstrüman çalabildiğini ve bir caz âşığı olduğunu söyledi. Bir su isteyen sarışın adam, O.'nun elini tekrar öperek, aslında kur yapıyordu. O.'nun burada yaşadığını sanmış olabilirdi. Çünkü konuşulurken, O. garip bir şey fark etmişti. Adam, İtalyan'a burada yaşadığını, buranın özel bir yer olduğunu, o yüzden isminin de Home olduğunu söylemişti.
Birazdan aşağı inen İtalyan, biraz uzaklaşınca öpücüklü bir el sallayıp, gülümseyerek "Yarın görüşürüz" diyordu. O., hınzır hınzır gülümseyerek, "Tabii" dedi içinden. Çünkü biliyordu ki, uzun zaman buraya uğramayacaktı.
Adam, O.'nun yanına geri döndükten sonra, bu kez uzun boylu, esmer, iri bir adam daha içeri girdi. Bir ara yanlarına gelerek, çakmağı aldı. Anlaşılan, konuşmaya kulak vermek istiyordu. Olup biteni sadece izleyen O., sonunda adama kafasındaki soruyu sordu. Burası kime aitti ve neden kilitleniyordu? Hem nasıl para kazanılıyordu? Adam etrafa şüpheyle bakarak, masaya iyice yaklaştı ve "Anlattıklarım aramızda kalmalı, içimden bir his güvenilir olduğunu söylüyor," dedi.
Kafa sallayan O. merakla adamı dinlemeye başladı. Sık sık nargilesinden derin nefes çeken adam, oldukça keyif alıyor olmalıydı.
Adam, konudan konuya atlıyor, bazen yarım bırakıyor, O. ise zaman zaman adamın hızına yetişmekte zorlanıyordu. Bazen öyle garip şeyler anlatıyordu ki; "Acaba palavra mı atıyor?" diye düşünmeden edemedi O. Buranın asıl sahibi, az önce çakmak isteme bahanesiyle gelen adamdı ve aslen bu kasabalı olmasına rağmen, uzun yıllar başka ülkelerde yaşamak, hatta kaçmak zorunda kalmıştı. Sebebi mi? İki kelimeyle, uyuşturucu işi. Filipinlerde bile yaşamıştı. Aynı zamanda bir bağımlıydı ve inanılmaz boyutta bir paranoyaya sahipti o dumanlı kafa. Her an birilerinin onu ispiyonlayacağından ya da öldüreceğinden korkuyordu. O. kasabalılarla samimi olmadığından ve pek ortalarda gözükmediğinden dedikodulardan habersizdi. Konuştuğu adam ise aynı zamanda cezaevinde yatmıştı; adam yaralamaktan. Ama neden yaraladığını ya da ne kadar yattığını sormadı O.
Nargilenin neden bu kadar keyif verdiğini de anlamaya başladı O. Üst düzey paranoya sahibi olan adam, aynı sebepten O.'dan şüpheleniyor olmalıydı ve sonunda zararsız olduğuna kanaat getirmiş olabilirdi.
"Burası benim sarayımdır. Sen satranç bilir misin?" diye sordu büyük patron.
O., "Hayır," dedi hiç düşünmeden.
O.'nun saatlerdir konuştuğu diğer adam ise sessizce ikisine bakıyordu. "Satrançta taşlar vardır. Ben iyi satranç oynarım. İşte burası kalem ve ben bir şahım. Buranın adı, işte bu yüzden Home. Korunaklıdır da. Ama sen benden izin almadan girdin ve kapıyı açık bıraktın. Ya birileri girseydi? Sana izin verirsem, diğerleri de ister. O zaman nasıl başa çıkarım söylesene?"
O., mahcup gözlerle büyük adama bakarken, diğer adam "Ama kız bir şey bilmiyordu. Ben hemen gidip kapattım zaten. Sen de dert etme artık bunu," dedi. Bunun üzerine O., "Evet, ben sadece müşteriyim ve burayı seviyorum. Hem, belki senin gibi saklanmak isteyenler vardır. Onlar n'apsın peki? Hem madem kralsın, o zaman söyle bana, sen adil bir kral mısın?" diye sordu.
Büyük patron ise söylenmeye devam ediyordu; "Evet, ben çok adil bir kralım ve sen benim sarayıma öylece girdin işte!"
Bunun üzerine, "Bak sevgili kral," dedi O., oturduğu tahta sandalyeden kalkmaya hazırlanarak, "seni asla rahatsız etmek istemezdim. Bunun için senden özür dilerim. Ben bira paramı ödeyip gideceğim. Umarım düşmanların seni alt edemezler. Hoşçakal…"
Sonra da diğer adama parayı uzatarak dışarı çıktı.
"Demek, bu yerin gizemi buymuş. Demek, insanlar o yüzden garip davranmış ve demek ki burayı huzurlu yapan şey, sihirli dumanmış!"
Kendi kendine söylenerek uzaklaşırken, bir ara arkadan birinin seslendiğini duydu. Arkasına döndüğünde, yolun karşı tarafında adamı gördü. Adam koşarak geldi ve O.'nun az önce bıraktığı parayı uzatarak, "Bunu sana geri yolladı kral," dedi.
O. ise, "Hayır, sağol. Bunu alamam, bu içtiğim biraların parası ve istemiyorum," dedi mağrur bir ifadeyle.
Adam üstelemedi; parayı geri çekti ve mahcup bir ifadeyle, "Üzgünüm, bazen böyle yapar. Ama sen ne zaman istersen gelebilirsin," dedi.
"Hayır, sanırım gelmem, ama güzel bir akşam geçirdim. İkinize de teşekkür etmek isterim," dedi O., kabalıklarını umursamıyormuş gibi görünerek.
Adam, "Tahmin ettiğim gibi, gelmeyeceksin," dedi umutsuzca; "Bugün bana çok garip şeyler hissettirdin ve seni asla unutmayacağım. Sana söylemek istediğim şey şu ki, buradan gitmelisin. Dünyayla tanışmalı, başka kültürleri, insanları görmelisin. Hiçbir zaman inancını kaybetme ve en çok kendine inan!"
Teşekkür eden O., minnetle adama baktı, söyledikleri için çabalayacağını ama adamın da aslında anlattığı kadar cesur olmadığını ve daha cesur olması gerektiğini söyledi. Bunca yıl biriktirdiği fotoğraflar, yazılar… Belki artık yayımlatma yollarını aramalıydı. Dostça tokalaştılar ve O. uzaklaşırken, adam arkasından bağırdı: "Bir gün mutlaka beni bul! Beni bul!"
O. ise sadece el salladı ve bir tebessümle olan biteni düşünerek; "Evet, hayat hediyelerle dolu ama ne kadar cömertsen, o kadarını alabilirsin," diye mırıldandı.

 

Sayı: 29, Yayın tarihi: 18/08/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics