MaviMelek
Hermes Kitap
"Yaşayışımı hissediyor musun / Çevrende / Belli belirsiz uzak bir sınır gibi?" Dinle / Else Lasker-Schüler

[Öykü]"Zaman Zaman Ölüm Anlatıları VII" | İlkay Kefeli

İyi Olan Hiçbir Şey Kalmadı İçimde | Güneş Bozkurt

"İYİ OLAN HİÇBİR ŞEY KALMADI İÇİMDE"

1

Arkeolojik kazılarda bulunan en eski köpek iskeleti on bin yıl öncesine dayanıyor. Şimdilik bütün köpeklerin atası olarak bu köpek görülüyor. İnanışa göre köpek, kurtların evcilleştirilmesi sonucu tarih sahnesinde yolculuğuna insanla birlikte başlamıştır ve o günden sonra bir daha ayrılmamışlardır. Köpeklerin sadakatiyle, kedilerin nankörlüğüyle ilgili binlerce öykü anlatılmıştır o günlerden beri. Nedense köpekler hep kedilerle karşılaştırılır, bir köpek sevenler bir de kedi sevenler vardır, ikisini aynı anda sevemezler!

2

Cinsi belirsiz o büyük köpeklerden biriydi Karabaş. Sahibi onu yavruyken sokaktan almıştı. Çocuklar neredeyse sırtına bağladıkları birkaç torpili ateşlemek üzereydiler. Karabaş ile sahibi arasında doğal olarak keskin bir bağ oluştu yıllar ilerledikçe. Onun uğruna başkasını öldürebilecek cinsten, sapık bir sevgi. Öyle ki sarhoş bir adam Karabaş'ı bir iple boğup tarlasındaki çınar ağacına kemiklerini kırarak sıkıca bağlarken sanki kendi kemiklerinin kırıldığını hissediyordu, kalbi sıkışıyordu.

3

Yalova'nın bir köyünde geçiyor bu yılım. Dedem ve babaannemle kalıyorum. Oturduğumuz ev nerden baksanız yüz yıllıktır. Altı kesme kayalardan, üstü ahşaptan yapılmış bu evin. Ahşap kısım her yanından rüzgâr alıyor ve çatırdıyordu. Bahçede kocaman bir çınar ağacı vardı, evden üç dört kat daha yaşlı olmalıydı. Evin içi gerçek anlamda iğrençti, geceleri daha iğrenç ve korkutucu oluyordu. Banyo ve tuvalet aynıydı. Duvarlar dökülüyor, fareler cirit atıyordu. Üst katta bir tuvalet vardı ama öyle dardı ki işinizi görmeniz işkence halini alabiliyordu, işemek için dizlerinizi kırmanız ya da çömelmeniz gerekiyordu, aksi takdirde (çok kısa değilseniz) başınız tavana çarpıyordu. Bunlar beni ilgilendiren ayrıntılar aslında, sizin bilmeniz gerekmeyen ama başlamışken söylemek istediğim bir ayrıntı da bu yıl okula burada gidiyor olmam.

Başta anlattığım köpeği öldürülen adam bizim bahçe komşumuz. Evler bitişik nizam. Aslında bizim kısım adamın kardeşinindi dedem satın aldı. Olaylara âşık olduğum ama âşık olduğumu hiç söyleyemediğim güzel kıza dönerek başlıyorum. Kız benden üç dört yaş büyüktü, ben on üç yaşındaydım. İçimde bir şeylerin kabarmaya başladığı sıralardı duygusal ve fiziksel olarak. Ama güzelliğin ne olduğunu çok küçük yaştan beri biliyordum.

Bu güzel kız benimle birlikte her sabah aynı minibüse biniyordu. İkimiz de okula gidiyorduk, ben Kadıköy'deki ortaokula gidiyordum, o ise Yalova Lisesi'ne gidiyordu. Minibüs sabahları hep kalabalık oluyordu, bazen o, yani Bilun ayakta kalırsa, ben hemen yer veriyordum. Kimse Bilun'a yaklaşmasın diye bir elimi onun oturduğu koltuğa diğer elimi de önündeki koltuğa koyarak iyice yaklaşıyordum ona. Gözlerimi sarı düz saçlarından ve yemyeşil gözlerinden alamıyordum. Küçücük bir burnu ve küçük bir ağzı vardı. Cildinde en ufak bir pürüz yoktu ya da benim aşktan gözlerim kamaştığı için öyle görüyordum. Sanki dünya dışıydı, tenine dokunmak istiyordum. Başını bana doğru çevirince dışarıya doğru bakıyordum utanıp. Bir gün benimle konuşmaya başladı, çantamı da o tutuyordu artık; zaten önce çantamı istemişti tutmak için; bu şekilde konuşmaya başlamıştık. Artık boş yer olduğunda yan yana oturuyor ayrılana kadar sürekli konuşuyorduk. Onun yaşındakilerin bahsettiği her şeyden ben de anlıyor ve konuşabiliyordum; bu özelliğim onu çekmişti, bunu kendisi söylemişti bir keresinde, "Sanki aynı yaştayız!" diyordu sık sık. Galiba o da beni seviyordu ama yaşımın küçük olmasından dolayı fazla ileri gidemiyordu. Beni sevip sevmediğini hiçbir zaman öğrenemedim.

4

Akköy'de (oturduğumuz köy) içki satışı yasaktı, bu nedenle içki gizlice satılıyordu evlerde. Kaçak içkinin bir numaralı satıcısı ise yan komşumuz Sermet Amcaydı. Kendisi de tam bir alkolikti. Evin önünde rakı şişelerinden oluşan bir tepe vardı. Herkes onun rakı sattığını biliyordu, ama kimse sesini çıkarmıyordu. Sonuçta alkol bağımlısı bu köyün ihtiyacı bir şekilde giderilmeliydi, sanırım köyün alkol bağımlılığından dolayı satış yasaktı; sık sık kavga çıkardıkları için. Sermet Amcanın bir de rakibi vardı ve o köpeğini tarlada dili dışarıda ölü olarak bulunca, katili hemen anladı. Onu kapının önünde elinde büyük bir rakı şişesini susuz içerken ve ağlarken görünce sordum ve hemen anlatmaya başladı hıçkırarak. Karabaş'ın öldüğünü duyunca ben de çok üzüldüm. Boğazıma bir şeyler batıyordu sanki ona her gün yemesi için bir şeyler verirdim o da elimi yalardı teşekkür eder gibi. Onu orada bırakıp iğrenç evimize girdim ve her akşam olduğu gibi babaannemle Türk kahvesi yapıp içtik. Kahveyi genelde ben yapardım. Can sıkıntısından kek yapmayı bile öğrenmiştim annemden; çünkü hiç arkadaşım yoktu. Köyün çocuklarını sevmiyordum, sürekli birilerini dövüyordum, okulda da kavga ediyordum sık sık; ama okulun ikincisi olduğum için ve hep haklı olduğum için affediliyordum. Öyle vahşiydim ki bana aşk mektubu yazıp armut ağaçlarının altına davet eden kızları bile dövüyordum neredeyse. Ruhum Bilun'u görünce dinginliğe kavuşuyordu sadece, Bilun gidince iyi olan hiçbir şey kalmadı içimde.

5

Dediğim gibi köyde arkadaşım yoktu Bilun'u tanıyana kadar, can sıkıntısından kek ve pilav yapmasını öğrenmiştim. Karşı komşumuzun gelini kahve yapmayı bile bilmiyordu. Benim iyi kahve ve kek yaptığımı öğrenince ona öğretmemi istedi. Kahveyi onların evinde içmeye başladık, böylece televizyon da seyredebiliyordum. O evde Queen'le ve Fredy Mercury'le tanıştım. Müthişti müzikleri, solistleri benim gibi öfke doluydu, onu dinlerken onun gibi oradan oraya zıplamak istiyordum ama yabancı bir evde olduğum için yapamıyordum. Bu beceriksiz kadına kek yapmayı da öğrettim, aslında sadece göstermiş oldum; çünkü o kahve yapmasını bile öğrenememişti hâlâ, her seferinde beni çağırıyordu, benim de işime geliyordu tabii, TRT 2'deki müzik programlarını izleyebiliyordum böylece. Gerçekten mutlu günlerdi, ama en mutlu olduğum gün Bilun'un okuluma kadar benimle yürüdüğü gündü. Bir gün öncesinden sözleşmiştik, o gün dersi her zamankinden iki saat daha geç başlayacaktı, benim için aynı saatte geldi. Yalova yoluyla okul yolunun kesiştiği yerde inip tekrar minibüse biniyordum, arada iki üç kilometrelik bir yol vardı, güzel havalarda bu yolu yürüyordum; çünkü çok güzel bir yoldu, iki yanında kocaman çınar ağaçları ve elma bahçeleri uzanıyordu. Elma bahçelerinden aldığım elmalarla çantamı dolduruyordum, hem yol boyunca hem de okulda elmalardan afiyetle yiyordum. O gün Bilun'la aynı şeyi yaptık, bir sürü elma toplayıp yiye yiye yürüdük, her halinden çok mutlu olduğu anlaşılıyordu. Büyüdüğümde de en sevdiğim meyvenin elma olmasının o mutlu günlerle bir ilgisi olmalı diye düşünüyorum. Yarım saat boyunca gerçekten çok mutlu olmuştum. Etrafta sadece o vardı, kuşların ve onun gülüşünün sesi. Bilun okuluna gitmek için minibüse binerken beni ilk kez yanaklarımdan öptü ve bana sıkıca sarıldı. Onu bir daha görmedim.

6

Her akşamki gibi beceriksiz kadının pis evinde, sümüklü, pis çocuklarının gürültüleri eşliğinde, pis kadın, ben ve babaannem kahve içiyorduk hem de sütlü, bunu söylemeyi unutmuşum. Ben o sırada bir yandan en sevdiğim müzik programını izliyordum ve Queen'in "Radio Gaga" adlı parçasının klipi yayınlanıyordu. Dışarıdan kalabalık bir insan sesi gelmeye başlayınca pis kadın ve babaannem pencereden dışarı bakmaya başladılar. Jandarma bizim evin önünde bir şeyler arıyordu. Hep birlikte dışarı çıktık. Çok kalabalıktı, jandarmayı gören gelmişti. Ellerinde kocaman tüfeklerle (daha sonra bu tüfeklerin adının G3 olduğunu öğrendim ve bir müddet bir tanesini tüm şahitlerin huzurunda karım olarak kabul ettim.) jandarma erleri kalabalığı uzaklaştırmaya çalışıyordu. Arabalarının kırmızı beyaz ışıkları titreyip duruyordu. Kalabalıktan birileri şişe yığının altında bir şey bulduklarını söylüyordu; ama ne olduğunu onlar da bilmiyormuş. Bir müddet sonra kalabalık yarıldı ve bir sedyeyle üstü örtülü birini ambulansa soktular. Sermet Amcanın elleri kelepçeliydi, onu da bir jandarma minibüsüne bindirip götürdüler, bir daha onu da görmedim. Sonradan öğrendiğime göre çok içkili olduğu bir gece yanına gelen köpek katilini boğazını keserek öldürmüştü. Köpek katili onu içki fiyatını düşürmemesi için tehdit etmişti, yoksa sonu köpeğinin sonuna benzeyebilirdi. Köpeğini öldürenin kimliği açıklık kazanınca deliye dönen iri yarı ve çok güçlü Sermet Amca, bıçağı kaptığı gibi boğazlamıştı adamı ve şişelerin altına çukur kazma ihtiyacı duymadan öylece yerleştirmişti. Kokuya gelen aç köpekler ve kediler şişeleri dağıtınca ceset çıkmıştı ortaya.

7

Ertesi gün o malum yıkıcı deprem oldu ve Bilun'u bir daha göremedim. Köydeki evlerin hiçbirine bir şey olmamıştı; ama Bilun o gün bana da söylediği gibi Yalova'nın merkezindeki bir arkadaşında kalmıştı, onu haftalar sonra bulabildiler. O güzel yüzün parçalanmış olduğunu duydum, günlerce ağladım. Bir fotoğrafını bile alamamıştım; ama görüntüsü bir fotoğrafın olabileceğinden daha canlı beynimde yaşıyor. Seni hiçbir zaman unutmayacağım Bilun'um.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics