MaviMelek
Hermes Kitap
"Zincirlerden kurtulmamın anahtarı zihnimdir." Harry Hudini

[Öykü]"Beyin Fırtınası III" | Sultan Yavuz

Beyin Fırtınası III | Sinan Çakmak

"ATASÖZLERİNİ PEK SEVMİYORUM"


"Delik"

Eskiden olsa, karanlık ya da bilinmeyen, doğurgan ya da öldüren bir şeyi düşünebilirdim. Ama geçen gün, fosforlu yeşil renkteki sağ ayak çorabımın başparmağının yırtılmak üzere olduğunu gördüm. Yani yavaş yavaş deliniyordu. O küçük daireyi oluşturan bir kaç cılız ipçik de koptu mu, tam bir delik oluşacak ve sonra da yırtılacak çorabım. Eskiden olsa, o deliği onarmaya çalışırdım kesin. Şimdi o karanlık ve bilinmeyen şey, zihnimde bir anda renkli ve şirin bir hale dönüştü. Yavaş yavaş küçük bir delik olma sürecini takip edeceğim.
Sanmayın ki hüner delik olmakta. Hüner, o deliği açmakta. Yani başparmağımda. Nasıl da isyankâr bir parmakmış, hoşuma gitti. Meydan okudu verili düzene ve onda küçük bir boşluk açtı. Devam ederse, sırada ikinci, üçüncü, dördüncü sonra da beşinci parmak açılacak. Hepsi özgürlüğünü ilan edecek.
İnsanın aklına hain delikler de gelmiyor değil; kurşunların açtığı mesela. Ama bugün ben bu taraftan bakacağım. Açılan her küçük delik, bir meydan okuma, bir başlangıç, bir farkındalıkmış gibi.


"Kundura"

En sevmediğim sözcüklerden birisi olan kundura, Türkçe-dilbilgisi dersinde öğretilen türemiş kelimeler için, örneği sıkça verilenler arasındaydı. Tahtaya yazı yazan ve pek çok öğretmen gibi işinden nefret eden Türkçe öğretmeni "Kundura-kunduracı gibi" derdi. Öğrencilere Türkçenin güzelliğini anlatırken, mavi gözlerini yumarak şiirler okurken, birden elektrik çarpmışçasına ani bir hareketle gözlerini açıp, arka sıradakilere aynı kafiyeyle küfürler yağdıran o adam, en çok kundura örneğini verirdi. Neden böyle saplantılıydı bilmem. "Basit sözcük: kundura, çoğul sözcük: kunduracılar, türemiş sözcük: kundura-cı…"
İster istemez kunduralarına bakardım. Her zaman temiz ve boyalı kunduralarına. Sonra diğer hocalarınkilere de bakmaya başladım ve başka insanlarınkine de. Sanki kunduralar ve meslekler arasında garip bir bağ varmış gibi. Kuaför kunduraları, öğretmen kunduraları, akademisyen kunduraları, ev emekçilerinin kunduraları, çiftçilerin kunduraları, inşaat işçilerinin kunduraları, doktorların… Belki de cümleler dolusu anlatılabilir bir objedir kundura.
Atasözlerini pek sevmiyorum; fazla iri yarı adamlar tarafından türetilen dogmalarmış gibi. Ama şu meşhur "dost başa, düşman ayağa…" sözünü hep üstüme alınırdım. Şu dil denilen garip şey; kunduranın 'k'sinin yerine 't' koyunca, nasıl da güzelleşiyor zihnimde.


"Vana"

Vana, bir kadın olsaydı; Heidi'deki Rottenmayer olabilirdi. Ya da Rottenmayer önceden vanayken, öykücü onu sihirle bir kadına dönüştürmüş de olabilir. Muhafazakâr, koyu renk giyinen, sıkıca toplanmış saçlar, kurallar, itaatkârlık, buyurganlık, soğukkanlılık, asabiyet, kasvet, idare, kahverengi… Hayatı boyunca bakir ya da bakire kalmak. Çelik iradeli, kendine güveniyle şaşırtan, doğuştan öyleymiş gibi. Seçimsiz ve her an reddetmeye programlı gibi. Prensip sahipliliği, ketum ağız… Hayır, içimi karartan bu vanadan derhal kurtuluyorum.


"Bidon"

Bi don, iki don, üç atlet ya da bi don, iki don, üçte çözül artık. Geçen gün gülmeme engel olamadığım ama nefret ettiğim bir dükkân tabelası gördüm: Donkişot İç Giyim diye. Herhalde oradan sardım bu saçmalığa. Hayır, dün de "Hamamımızda internet kullanımı sınırsızdır" yazıyordu, anlayamadım. Yorumu size bırakıyorum. Neyse bidona geri dönelim.
Türkan Şoray'ın 'Sultan' filminde, ellerinde kova ve bidonlarla su taşımaya giden mahallenin kadınları vardır hani. Kuyruk uzadıkça, ağız dalaşı ve kavgalar da artar. O kaba bulduğum sözcük, Türkan Şoray'ın elindeki objeyi tanımlayınca ne kadar da değişiyor. Bir anda dişi oluyor, güçlü oluyor, ihtiyaç oluyor, anlamı büyüyor. Ne bileyim, sanırım bu duygu, ünlülerin kullanıldığı alakasız reklamlardaki önem gibi. Hem bazen komik de oluyor ama değişmiyor. Şener Şen'in Aygaz reklamı, Kadir İnanır'ın jilet reklamı gibi. Ama "Halk" markasının reklamında iddia ediyorum Madonna bile oynasa bir şey değişmez.
Neyse, bidon olduğuna aldırmıyorum. Ben onda, badem gözleri, gür-dalgalı saçları, kiraz dudakları ve ak gerdanı görüyorum. Türkan Sultan affetsin!

Sayı: 25, Yayın tarihi: 06/05/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics