MaviMelek
Hermes Kitap
"Kulağını koyarsan toprağa / duyumsayacaksın beni, / nasıl olup da gittiğimi, sulara gömüldüğümü / şarkılar söyleyerek." Pablo Neruda

[Öykü]"Beyin Fırtınası II" - Sultan Yavuz

Beyin Fırtınası II

"NE ZAMAN UNUTTUK?"

Anahtar sözcüklerimiz: odun, krep, pencere, karpuz, soğuk.

5
"odun"

Odun denilince, aklıma gelen ilk şey masallardan olsa gerek, ormana odun toplamak için giden orta yaşlı bir adam ya da iki küçük çocuk; hani şu meşhur hikâye. Bir de sıcaklık. Ağaç değil, ama odun hemen ateşi ve ısıyı aklıma getiriyor.

Garip bir şekilde, nedenini asla bilemediğim, ama çok istediğim bir şey. Çocukken en çok bir kütüğümün olmasını isterdim. Orta genişlikte bir ağacın, kusursuz bir düzlükle kesilmiş, kesilen yeri bembeyaz, pürüzsüz, kaymak gibi gözüken bir kütük. Bilmiyorum, ama çok istemiştim.

Bazen geceleri bile hayalini kurardım; ben ve kütüğüm. Yanağımı o beyaz pürüzsüzlüğe sürecek, öpecek, sarılacaktım. Bazen üstüne de otururdum ve bazen de küçük bir masa yapabilirdim. Ormana gittiğimizde kesilmiş ağaçların kütüklerine dokunur, hasretle bakardım. Bilirdim ki oradan çıkaramam, hem çıkarsam da annem eve sokmayacaktı.

Büyüdüğümde, babam bir gün şömine için odun getirmişti. Bizden, taşımamızı ve verandaya yerleştirmemizi istemişti. Tanrım ne mutluydum! O gördüğüm, koca bir kütük değil miydi? Ama kesilecek, odun yapılacakmış. "Hayır, sen benimsin!" diyerek kütüğe doğru yürüdüm. Bu iyi değildi; bu kütüğün kesildiği yer çamurlu ve pürüzlüydü. İstediğim, eskiden gördüğüm kütüklere hiç benzemiyordu. Kendimce, kimi cezalandırdığımı bilmeden, şömine de yanışını zaferle izledim.

Artık, bir kütük sevdam yok ve özür dilerim yaşlı kütük; biliyorum senin de bir hikâyen vardı.

6
"krep"

Krep sever misiniz? Ben "eh işte!" Ama çok sevdiğim bir krep var. Sizin? Ben size kendi krepimi anlatayım o zaman.

Şeker pembesi bir boyaya sahip, iki katlı, altı pastane olan ve tepesinde de bir branda bulunan, kavşakta bir mekân. Özel, zarif görünümlü bir dondurma kâsesi var dış duvarda, pembe boya üstüne yapılmış, krem renginde. İştah açıyor ve mutlu bir huzur veriyor bakana. Pastanenin önünde bekleyen pembe bir Cadillac var; eski model. İçinden çıkıp, meyveli pasta almak için dükkâna doğru ilerleyen kızın, meltemle havalanan fırfırlı, kabarık, beyaz eteği, pembe puanlı iç çamaşırını herkese sunuyor. Pembe dudaklar gülerek; "aaa!" diyor.

Caddeden pembeli kızlar geçiyor; dudakları pembe parlıyor. Pamuk şekeri pembe, şu süs köpeği pembeye boyanmış, ayakkabılar, çoraplar, saçlar hep pembe.

Bebek arabası pembe, vitrindeki sabahlık pembe, nedimelerin kıyafeti pembe, kız çocuklarının tokaları pembe, holle hop pembe, çiklet pembe. Mutfaktaki aşçının başlığı pembe, ama elindeki tahta spatuladan yaladığı yapışkan ve esnek krema beyaz renkte.

Sebebini bilmem, ama krep bana hep pembe bir dünyayı çağrıştırır. Söylemesini de çok severim. Krep, krep, krep… En korkuncu, her halde pembe tişörtlü bir marangoz çırağının, elini kaptırdığı tornadan sıçrayan kırmızı kanın, o güzelim tişörtü lekelemesi olurdu. Düşünmeyeceğim.

7
"pencere"

Sanırım, kocaman bir duvar boyunca uzanan bir pencere isterdim. Okyanusa bakan devasa bir pencere. Açtığında, denizin kokusunu soluduğun, saçlarını uçuşturan, kâğıtları savuran bir rüzgâr. İnce, uzun tüller pencere açık bırakıldığında, geceleri ya da sabahları o rüzgârla dans edecek ve kanepede uzanan bedenimi gıdıklayacak. Yüzümü öpecek o beyaz tüller.

En güzeliyse, loş ışıkla, geceleri kapalı pencerenin tülüne yansıyan çıplak gölgem olacak. Sonra bir sigara yakıp, yeniden açacağım ve gözlerimi kapayacağım karanlık okyanusa. O ses saçlarımın arasından akacak ve kulaklarıma "aşk" diye fısıldayacak.

Bir an sen kalkacaksın yatağından ve yanıma geleceksin. Sevişeceğiz yumuşak, ama tutkulu. Pencerenin tam önünde ve okyanusun ve rüzgârla beraber. İçime kendi okyanusundan bir parça bırak o an; iç denizime karışsın. Gel gitlerini seviyorum.

İçimden çıkacak o varlık, yine o pencerenin önünde doğsun. Bir deniz doğuracağım, bir gün büyüyecek ve okyanus olacak. Benim seni düşlediğim kadar, sen de beni düşlüyor olmalısın pencere. Manzaranı keşfettiğimden bu yana, içimdeki pencereyi denizime çevirdim.

8
"karpuz"

Çocukluğumun sakızıydı; "big baboul". Hele de sonradan çıkan karpuzlusu yok muydu; ne tatlı, ne hoş kokuluydu. Yıllardır görmüyorum, acaba neden kaldırdılar?

Beşli paketlerde satılırdı. Daha sonra, tekli de satmaya başlamışlardı. Öbür çikletlerden nasıl da farklıydı. Zengin bir duruşu vardı. Ağırlığı vardı. Sertti sonra. Sanki öbür sakızları eziyordu varlığıyla. Birinin ağzında varsa, mutlaka siz de isterdiniz. Öyle tek başına çiğnenecek türden bir sakız değildi zaten.

En az iki kişi çiğnemeli ve yarışmalıydılar. Kim daha çok şişirecek ya da iç içe şişirebilecek mi diye. Bir de kesinlikle yapışmazdı ele, dudağa. O yüzden patlatması da bir hoş olurdu. Hele reklamları yok muydu? O patlatma sesi güya tabanca sanılır, kovboylar balkonlardan aşağı düşüverirdi. Çocuğuz tabi, çokça denemişizdir o numaraları.

Birkaç çeşidi çıktı, galiba en son karpuzlusu. Çok sürmedi, sonra kaldırdılar. Halbuki çoksatardı. Acaba neden? Belki de merakımı tatmin etmek için biraz araştırmalıyım. Çocukluğumun özlemlerine ışık tutacağım, evet. Belki bu sonuç, beni yeniden karpuzlu big babouluma götürür.

Ama kiminle paylaşmalı? O çocukları şimdi nereden bulacağım ben? Kaç zaman geçti, anımsarlar mı o meşhur sakızımızı? Görseler yine alırlar mı? Yarışır mıyız yine? Büyümüş olmalılar, yolda görsem tanımam her halde. Ben çocuk hallerini biliyorum, hâlâ öyleler sanıyorum o arkadaşları. Onlar da beni anımsıyor mudur, bazı? Bilmem.

Ne zaman gitti big baboul? Ya biz ne zaman büyüdük? Ne zaman unuttuk?

9
"soğuk"

Soğuklar geliyor yine. Sevmem soğuğu. Hadi en fazla bir hafta sürsün. Öyle aylarca kış mevsimini yaşamak, üşümek hiç benlik bir şey değil. Bazıları da kışı, soğuğu sever. Ben yaz çocuğuyumdur, en soğuğum sonbahardır. Sonbaharı severim.

Sonbahar güzel şeyleri çağrıştırır, oysa kış sadece hayal gücümü dondurur. İyimserliğimi alıp karla örter; zaten kıt miktarda bulunan bu özelliğim de gidince iyice çekilmez olurum. Kara kış olurum. Amansız ve sevimsiz olurum. Aklıma tek gelen; çatlak dudaklar olur. Soğuk yakmış, sızlıyor dudaklar.

Pul pul olmuş dudaklara kremler, rujlar da fayda etmez. Önce biraz yağlamalı. Acır, çok acır. Benim dudaklarım acırsa, sözcüklerim acıtır. Çektiğimi çekin isterim. Çok mu bencilim? Ama bir şey dediğiniz yok kışa. Neden onun sadistliğinden bahsetmiyorsunuz?

O halde, kışı dokunulmazlığım ilan ediyorum ve acıdıkça, acıtmayı sürdüreceğim.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics