MaviMelek
"Deli bu, mantonun üstüne taktığı kemere bakın." "Manto mu?" "Kadın mı?" "Ne kadını? Kafadan manyak." Beyaz Mantolu Adam / Oğuz Atay

[Deneme]"Oğuz Atay'ın Beyaz Mantolu Adam Öyküsünde Bir İtiraz Olarak İnsan"
Betül Tarıman

Oğuz Atay

"DELİRMENİN SINIRINDA
YAŞAYAN İNSANLAR"

Oğuz Demiralp, Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken adlı kitabına yazdığı önsözde şunları söyler: "Oğuz Atay'ın yapıtı deyince, ayrı ayrı romanları, öyküleri ve oyunlarından önce kişileri canlanıyor gözümün önünde. Tutunamayanlar'ın Selim Işık'ından, Oyunlarla Yaşayanlar'ın Coşkun Ermiş'ine ve topluma kendini kabul ettirememiş aydınlar, toplumun acımasızca dışladığı lümpenler, çaresizlik içinde intihara, cinayete sürüklenenler, delirmenin sınırlarında dolaşanlar. Alışılanın tersine marjinal insanlardır bunlar, olumsuz kahramanlar." Korkuyu Beklerken adlı öykü kitabında da daha çok bu türden kahramanlar yer alırlar. Otoritenin koyduğu kurallar çerçevesinde yaşayan insanlar bir yana, onun seçtiği öykü kişileri, daha çok da toplumun dışladığı, istemediği tiplerdir. Bu kişiler topluma uyumsuz, kendi yalnızlığı içinde de dibe vurmuş kişilerdir. Kendisi de bir tutunamayan olan Atay, ait olduğu toplumla uyuşamamış, kendine dayatılan kuralları benimseyen insan tipinin kabul gördüğü bir toplumda, yazın dünyasına merhaba demiş, tüm uyumsuzluğuna rağmen, adını belirgin kılabilmiştir. Hatta Yıldız Ecevit de, Ben Buradayım adlı kitabına yazdığı önsözde, konuyla ilintili olarak şunları söyler: "Onun somut yaşamıyla ilgili bilgi dağarcığım genişledikçe, elimdeki kurmaca veri deposunun iyice farkına vardım: romanlarının, öykülerinin, oyununun satırlarının arası; altı, üstü, sağı, solu, kıvrımları tıka basa Oğuz Atay'la doluydu; çocukluğundan ölümüne değin yaşadıkları, yaşayamadıkları, özlemleri, düşleri, düş kırıklıkları, ruhsal çalkantıları, aşkları, evlilikleri, çevresi, iş yaşamı ve okuduğu yazarlarla girdiği duygusal/düşünsel/estetik ilişkiler… Hepsi oradaydı." İşte böyle biridir Atay. Kendini apaçık eden, okura adeta kendini sunuveren biridir o. Tam da bu noktada, onun özenle seçtiği öykü ya da roman kahramanları arasında, bir kan bağının olduğu akla geliyor. Bilinçlice toplumun dışında kalmayı seçmiş, toplumun dışında kalmış, yaşadıkları, yaşayamadıkları ve özlemleriyle bu kahramanlar, Beyaz Mantolu Adamonun kurmaca dünyasında yer almışlar; bir anlamda, Atay'ın somut yaşamına ilişkin okura ipuçları da vermişlerdir.

Bu Atay'ın, "Beyaz Mantolu Adam" öyküsünde de böyledir. Her öyküde birbirine ilmeklenen kahramanlardan biri de, bu beyaz mantolu adamdır. Kalabalık içinde yalnız, fakat o kalabalık olmadan da tek başına var olamayan, hayat denen cehennemde, kimliksiz, nerdeyse kendine yabancı biridir o. Ya da toplumun kendisine biçtiği rolü oynayamamış, oynamak istememiş, kendisine, deli denmesini göze alabilecek kadar sıra dışı bir öykü kişisidir. Özellikle seçtiği beyaz renkli kadın mantosu ve o mantoyla birlikte denize, daha doğrusu ölüme doğru gidişi bize bunu anlatır. Hatta onun bu tavrı, biz hayata yalnızlaştırılmışların, bir başkaldırı işareti olarak da algılanabilir. Öykülerine bakıldığında , toplumun olumsuzluklarını sergilediği görülen Atay, kendine, kendi emeğine, dünyaya ve yaşama yabancılaşmış, kapitalist pazarın bir unsuru olarak işleyen çarklardan biri haline gelmiş insanı anlatır. Meta kadar metalaşmayı, bu çarklardan biri olmayı reddeder. Tıpkı, korkuyu evinde bekleyen adamda olduğu gibi kapitalizm canavarından saklanır. Bu anlamda bakıldığında onun kendini sistemin etkisinden korumaya çalıştığı söylenebilir.

Bununla birlikte olaydan çok, olayın içindeki kişileri anlatan, onların anlatıcısı olan Atay'ın, seçtiği kişilerin ruhlarının derinlerine inildikçe, her katmanda, öykü kişisini üreten toplumun olumlu ya da olumsuz tarafları da görülebilir. Hatta onun kahramanlarına bakıldığında, seçilmiş öykü ya da roman kahramanlarının, yaşadıkları toplumun aynası oldukları da… Delirmenin sınırında yaşayan bu insanlar ya da "Beyaz Mantolu Adam"daki öykü kişisi, ait oldukları toplumla uyuşamayarak, kendini anlamayan topluluğa susarak, tepki gösterir, gösterirler. Bireyin kendini ötekilerden ayırarak özgürleştirmek istemesi, yüksek sesle konuşan kalabalığın içinde, susarak eyleme geçmesi, kalabalık tarafından anlaşılmaz. O kendisini denetleyen kalabalık karşısında, sessiz bir tavır sergileyerek, kendi değerlerini, kalabalık karşısında, onlara rağmen savunur. Bu nedenle, Korkuyu Beklerken'in ilk öyküsü "Beyaz Mantolu Adam" adlı metnin içinden seçilen ilk cümleler bile Atay'ı ve Atay'ın içinde bulunduğu toplumun, ruh halini yansıtması bakımından, önemli görünür. "Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünmediği için dilenirken de başarısızdı." (s.11) Sessizdir, yalnızdır, "hastalıklı" bir ruh haliyle ortalıkta dolaşmaktadır. "Hastalık" yine toplumun tanımladığı bir hastalıktır oysa… Ayrıksılığını, sessizliğine rağmen sürdüren öykü kişisi, bunu çarşıda gezerken, seçtiği beyaz bir kadın mantosunu üzerine giymekle toplum dışı konumunu sergiler. "Rüzgârın ya da gelip geçenlerin salladığı beyaz bir manto süründü yüzüne. Uzun ve aydınlık bir manto. Kloş etekli, kocaman düğmeli bir hayalet; geniş yakalı, serin." (s.14) Öykü, ağır bir kumaştan yapılmış beyaz mantoyla, karşılıklı bakışmayla sürer. Satıcının, "Ne o? Satın mı alacaksın?" sorusuna cevap vermez. Sessizlik sürer ama bir taraftan da, egemen güç tarafından ezilen satıcı da, içinde bulunduğu toplumun aynası olma işlevini, bir bakıma sürdürür. O da bir başkasını ezer, onunla dalga geçer, dalga geçilmesine izin verir. "Çevresine bakındı satıcı, oyuna katılacak birilerini aradı. Karşı kaldırımdaki küçük meyhaneden bir adam izliyordu onları; dirsekleri tezgâha dayalı, elinde birası, gülmeye hazır bekliyordu. Başka ilgilenen yoktu." (s.15) Bir de bir garip çelişkidir yaşanan. Ayrıksı öykü kişisinin, kararlılığına söz geçiremeyen satıcı, mantoyu bir türlü satmak istemez. "Çok pahalı, sen alamazsın," dedi satıcı son bir çabayla. "Yüz elli lira. Kadın mantosu. Deli misin sen? Satıcıyı dinlemiyordu. Bütün parasını uzattı bir top halinde. Satıcı yığını açtı istemeden; önce içindeki bozuk paraları ayırdı, sonra kâğıt paraları saydı." (s.15)

Tam da burada, beyaz kadın mantosunun seçilmesi akla başka şeyleri de getirir. Beyaz saflıktır, temizliktir. Beyaz, öteki olan kendiyle özdeşleştirilmiş, sorgulayan karşısında kendini temiz tutma eğilimini içinde barındırmaktadır. "Kloş etekli, kocaman düğmeli bir hayalet; geniş yakalı, serin…" Kitaptan alıntıladığım paragrafta da, görüldüğü gibi mantoya değişik anlamlar da yüklenmektedir. Manto hayalettir, manto serindir. "Hastalıklı", marjinal ben, bu manto ile özgürleşecektir. Ayrıca onu, kimi kez ısıtacak, kimi kez de serin tutacaktır. Buradaki serinlik, sanırız ki onun, içinde bulunduğu güç koşullardan kurtulma, aydınlığa çıkma isteğinden kaynaklanmaktadır. Hatta kendini aşamamanın verdiği huzursuzlukla, kendiyle hesaplaşarak, bunu gerçekleştirmeye çalışır. Beyaz mantosunun eteklerinin kirlenmemesi için Oğuz Atayözen gösterir. "Mantosunun eteklerini kirletmemek için su birikintisinin çevresinde dolaştı." (s.16) demesi bundandır.

Öykü kişisinin ayrıksılığı, öyküde diğer insanlar için "derli toplu insanlar" tanımı yapılarak belirginleştirilmiştir: "Derli toplu insanlar, dinlenmek için başka yerlere gittiklerinden kimseye garip görünmedi kılığı, kimsenin gözüne çarpmadı." (s.23) Tren yolculuğuyla devam eden öyküde, Beyaz Mantolu Adam kendisi gibi olan insanlarla yolculuğa çıkar. Bu yolculuktan hoşnuttur ama yine de sessiz kalır. Fakat çevresi kalabalıktır. Çünkü o, kalabalık içinde yalnız, fakat o kalabalık olmadan da tek başına varolamayan içimizden biridir adeta.

Öykü, öykü kişisinin çevresindeki kalabalığa rağmen ve onların şaşkın bakışları arasında denize doğru yürümesiyle devam eder. Onun, bu şekliyle denize doğru yürümesi topluma karşı gösterilmiş bir tepki olarak algılanabilir. Bu tepki, beyaz mantolu adam tarafından çevresinde toplanan kalabalığa gösterilir. Ölümse yeniden doğmak için vardır. Bu nedenle ölüme, yeniden doğmak için ana rahmine geri dönmek ister. Fakat ana rahmine gitmek için seçtiği yer, bir köprü ya da bir apartmanın onuncu katı değildir. Tercih, denizden yana kullanılmıştır. Çünkü deniz özgürlüktür. Deniz onu özgürlüğe götürecektir. O da, özgürlüğe giden yolda ilerler. Bu davranışıyla da, toplumsal yıkımdan payına düşen rolü iyi oynayamadığını, kendi seçtiği role soyunduğunu, yine topluma göstermiş olur. Tam da bu noktada, burada iki Oğuz Atay göze çarpar. Birinci Oğuz Atay, tutunamayan, umutsuz ve bu nedenle ölümü tercih eden "beyaz mantolu bir adam", diğeri de kendini ötekilerden ayırmış, ölümü göze alabilecek kadar cesur, sıra dışı bir Oğuz Atay ya da öykü kişidir. Hatta Kürşat Başar'ın demesiyle, bu sıra dışı öykü kişisi, "Ötekilerin yapıp etmeleriyle belirlenen bu çirkin, kirli yaşamdan beyaz, kloş etekli mantosuyla arınmış, denizde yitip giderek sonunda özgür olmuştur. Bu, ötekiler tarafından belirlenen yaşamının ilk ve son eylemi, tek kişisel seçimidir."*

Öykü, öykü kişisinin ölümü ile son bulur. "Su bileklerini geçince mantosunun eteklerini topladı. Kalabalıktan kurtulmuş olan görevli, elbisesiyle daha ileri gidemedi. Mantonun etekleri önce suyun üstünde açıldı sonra ağırlaşıp battı. "Dur!" diye bağırdı uzun bıyıklı genç. "Boşver abi," dediler. "Fazla ileri gidemez." Deniz sığdı; bütün manto suyun içinde kaybolduğu zaman kıyıdan çok uzaklaşmıştı. Fazla ileri gitmişti. Yanılmışlardı." (s.25)

* Gösteri, Temmuz 1984, Sayı: 44

Sayı: 31, Yayın tarihi: 21/10/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics