MaviMelek
Hermes Kitap
"hayatını bir kadın romanı gibi yaşamaya çalışan / bir ırmak / bir gün / bir kadında boğulacaktır." Oyunlar İntiharlar Şarkılar / Murathan Mungan

[Öykü]"Bekleyiş" | Emre Güçdemir

Bekleyiş | Tolga Özgal

"ARTIK GİDEBİLİRİZ"

Ağlama sesleri yakınımda, kucağımda hatta. Birkaç dakikalığına kendimden geçişlerim oluyor, sıklaşmaya başladı bu sıralar. Pek iyi hissedemiyorum artık kendimi. Korkuyla yaşamak iyi hissetmemi engelliyor. Korkum ölüm korkusu. "Kendim olamayacaksam ölürüm daha iyi" şeklindeki Layne Staley patentli vecizeyi kendime şiar edinmişken, içinde yaşamakta olduğum yalan bana "Artık yapmalısın!" diyor, yapamıyorum. Korkuyorum.

Sanırım şu anda otuz sekiz yaşındayım. İnanın tam olarak bilmiyorum. Daha açık anlatmam gerekirse yirmi yaşımdan sonrasında ne yaşadığımı bilmiyorum. Yalan yaşadım diyebilirim sadece. Bir kızım var altı aylık, bir de oğlum altı yaşında. Oğlumun adını, o yirmili yaşlarımdan gelen hevesimle Yavuz Demir koydum. Kızımsa dalıp gitmelerime sebep belki de. Adı Ece. Şu anda temel anlamda yatağında yatmakta, mecaza inmeye kalktığımızda ise kendimden geçişlerimin temelinde yatıyor kendisi. Adı yankılandığında, koca evimde başka bir boyuta sürüklenmeye başlıyorum. Ben istedim bu ismi, ben üzülüyorum her söylenişinde. Adını lanetledim kızımın, aptalca bir tavırla.

Sekiz sene oldu evleneli. Yalnızlıktan bıkacağımı sanmıyordum fakat bıktım. Anlık bir bıkıştı bu belki de ama evlenmeme ve büyük bir yalana dahil olmama sebep oldu bu şizofrenik değişkenlik. Eşim, benden onu sevdiğimi söylememi bekliyor. Söylüyorum. Sevmesem de…

Son günlerde ise soyutladım kendimi ondan. Küçük kızım Ece, büyük yanlışlarımı görmemde yardımcı oldu bana. Şimdi, bu büyük yanlışları onarmaya çalışmam imkânsız. Tek şansım kaçmak. Kaçmak içinse artık tek bir yol var önümde:

İç çamaşırlarımın bulunduğu çekmecemdeki silah!

On sekiz yaşımda tarif, tasvir edemeyeceğim bir aşk yaşadım. Başlarda karşılıklı olan bu duygu, zamanla sadece benim kalbimde yaşamına devam etti. Şimdi adını, hatırasını kızımda yaşattığım Ece ile önce ayrıldık, sonra karışık bir dönem oldu. Yeniden birleştik ama en ufak açıklamada bulunmadan yine terk etti beni. En sonunda da selam sabah tamamıyla kesildi. Yirmi yaşındaydım ve bir bahar akşamıydı. Bu acıya dayanamadığımdan İstanbul'a geldim. Boğazla sevişerek acımı dindirmekti amacım. Yirmi bir yaşındaydım ve bir kış gecesiydi. Artık aynı havayı solumuyorduk, artık yabancıydık.

Amacım dahilinde boğazla da seviştim ama hep sarhoştum, alkolüm ve uyuşturucu haplarım zırhımdı artık bu şehirde. Ayrılığımın sızısını dindirmek için çaba harcayan dostlarımdı onlar. Dostlarınız, her zaman size iyi davranacak diye bir kaide yok; sanırım onlar da bunu biliyorlar ki ben sarhoşken, en savunmasız halimdeyken benimle dalga geçip durdular. Sabahları yatağımda yabancı insanlar bulmaktan bir hal oldum. İşin kötü tarafı yatağımdan erkek topladığım da oluyordu. İşin iyi tarafıysa hiçbir şey hatırlamayışımdı.
Ben hep Ece'ye sadık kaldım, ondan başkasına hiçbir şey hissetmedim. Ne nefret, ne utanç, ne de başka bir şey. Tüm duygularımı ona sakladım. Ona yaşadım. Her nefesimi ona adadım.
Bu şehre geldiğimden bu yana ilk defa bu kadar cesurum. Hissediyorum. O silaha uzanmanın o kadar da zor olmadığını düşünüyorum en azından. Arkamda kalacak çocuklarımı aklıma getirmek istemiyorum, zira ilk defa bu kadar yaklaştım biraz olsun huzura. Şu anda yapacak daha önemli işlerim var.
Ece'nin telefonu değişmiş midir acaba? Arıyorum. Sesini duyar duymaz kapatacağım. Evet, bu o! Şimdi bir mesaj göndermeliyim. Yaklaşıyorum.

Ankara'da yaşadığım zamanlarda Ece ve birkaç özel arkadaşım "Kara kutu" diye adlandırdığım yazılarımın, notlarımın, vasiyetimin nerede olduğunu biliyorlardı. Şimdi ise sadece Gizem biliyor bunu. Ece, yarın sabah bu evde olmalı, kafama sıkmış olmalıyım ben de o gelmeden. Mesaj gir, yeni mesaj gir:
"Tari, bu ismi hatırlıyorsan senden bir ricam olacak. Yarın mutlaka İstanbul'a gelmen gerekiyor. Sana yalvarıyorum, sabah saat 9 civarında aşağıda yazacağım adrese gel ve çalışma odamdaki ansiklopedinin E cildinin içindeki tüm notları al. Hepsi senin. Dizlerim üzerinde gözlerimdeki yaşları tutamayarak yalvarıyorum, sadece dediğim saatte burada ol. Seni seviyorum…
Cihangir mahallesi, Ali Çavuş sokak, Külhan Apartmanı Kat: 3, No:7 Beyoğlu/ İSTANBUL"

Ansiklopedinin E cildinin içini maket bıçağıyla oydum ve kendime küçük bir sandık yarattım. Ece'den ayrı kaldığım on yedi sene içerisinde, ona dokuz kitap yazdım. Bu kitapların hiçbiri ciltlenmedi. Teknolojiden faydalanarak bunları CD' ye aktardım ve sandığıma yerleştirdim. Şimdiyse dışarıya çıkmalıyım, ansiklopedinin arkasına en sevdiği çiçeklerden bırakmak istiyorum: Şebboy.

Eşim, bu çiçekleri kendisine aldığımı zannetti. Ona yarın özel bir hediyem olacağını fakat bu çiçeklerin benim çalışma odama ait olduğunu söyledim. Gözleri parladı ve mutfağa gitti. Saat artık akşam 10'u gösteriyor. İki çocuğumla da vedalaşmak istiyorum ama bunu annelerinin fark etmesini istemiyorum. Bu nedenle eşimi yanıma çağırıp yatması için "Birazdan geliyorum ben de." diyerek ikna ettim.

Demir'in odası. Hayal ettiğim gibi büyüttüm onu bu yaşa kadar. Dinlediği müzik, giydiği kıyafetler, kullandığı eşyalar ve dünya görüşü hep imrendiğim gibi oldu. Çok güçlü bir çocuk o; babasının hiç olamayacağı kadar güçlü… Ve şimdi uyuyor, onun için yazmış olduğum mektuplar silsilesini yastığının altına sokuşturdum. Galiba ağlıyorum. Yukarıya çıktığımda, oradan izlemek isteyeceğim dört kişiden biri de o. Hep yanında olmayı isterdim ama bu halde değil oğlum. Bu halimle kendime bile yardım edemiyorum zaten. Hıçkırıklarım duyulmadan odadan çıkmam gerekli. Oğlumu son defa öpüyorum. Midem ağrıyor.

Kızım Ece. Beni gaflet uykusundan uyandıran dünyalar güzeli. Yarın adaşın burada olacak. (Eğer eşime saygım olmasa iki çocuğumu da Ece'ye verirdim ama bir anneye bunu yapamam.) Kızım, seninle çok şey paylaşamadık ama ben hep yanında olacağım. Fotoğraf çektirmekten nefret ettiğim için, yüzümü bile, en iyi hâliyle yirmi yaşımdaki hâlimden hayal etmeye çalışıyor olacaksın belki, ama imkânım olduğu takdirde sık sık rüyalarına gireceğim, seni hiç yalnız bırakmayacağım. Sırf adından dolayı bile o kadar seviyorum ki seni… Umarım, yarın yapacağımdan dolayı beni ya da kendini suçlamazsın. Bu mektuplar da senin için, henüz okuyamayacağını biliyorum. Annene ve Gizem'e yazdığım mektuplarda, kaç yaşında bunları okumanı istediğimi belirttim. Gitmem lazım. Seni her zaman koruyacağım.

Yatak odamıza ışığı söndürüp öyle girdim, zira Demir'in odasında geçirdiğim salya sümük vakitlerin izini gözlerimde taşımaya devam ediyor olabilirdim. Eşim onu erken yatırmamı, bir sevişme isteği olarak algılamış olacak ki, her gece giymediği saten iç çamaşırlarını üzerine geçirmiş. İstemeden böyle bir yanlış anlamaya sebebiyet vermiştim, istemeden seviştim dünya gözüyle son defa. Aslında iyi de oldu, eşim yoruldu ve uykusu her zamankinden daha ağır şimdi.

Saat 8 oldu. Bugün cumartesi. 17 Mayıs cumartesi. Çalışma odamdayım. Demir ve Ece'nin gürültüden irkilmemeleri, korkmamaları için, dün dışarı çıktığımda almış olduğum susturucuyu takıyorum silahımın ucuna. Hazırım.

Kapı çaldı ve Ece'nin sesi kulaklarımda çınlıyor yıllar sonra. Bitirmeliyim içeri adımını atmadan. Her şey tamam. Acımayacak. Sigaramdan son bir nefes, yaprak kaplı deftere son bir bakış. Fotoğrafına son bir öpücük konduruyorum.

Artık gidebiliriz.

Fonda Dying çalar. Ben yukarı çıkarım.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics