MaviMelek
"Yalnızca kötü yazıların yazarı vardır, iyi yazıların yazarı olmaz." - Jean Baudrillard

[Öykü]"Becky Yenge" | Erdoğan Taşkın

Annie Bertram

"HAYATININ KADININI BULMUŞ GİBİ…"

İnsan, arkadaş hatırı için neler yapar?
Cevabınızı duyabiliyorum; “Neler yapmaz ki! Bok yer gerekirse.”
Ben de öyle düşünüyorum. Hele hele bu arkadaşınızla neredeyse elli beş yıldır yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmemişse… İnsan doğasıdır, arada kısa süreli küskünlükleriniz olmuştur elbette, ancak hiçbir zaman kontağı tam anlamıyla yitirmediğiniz bir arkadaşsa bu, ölene kadar böyle sürer gider bu ilişki. Azrail'in kime daha önce çelmeyi takacağı belli olmaz. Ona sorsanız, çoktandır mezar yerimi hazırlayıp tabutumu ısmarlamam gerekiyordu, ama bana sorsanız cenaze töreninde parti yapacağımız arkadaşlardan biridir Servet.

Kimseye yalan borcum yok. İkimiz de aynı bokun suyuyuz. Bu yüzden birbirimize bu yakıştırmalarımız. Tek farkla tabii, o sadece sulusuna takılır, bende ise her yol var. O suluda sınır tanımaz. Benim her zaman kararım karardır. İstiap haddimi bilirim sonuçta. Köpek gibi içmenin âlemi yok; ama bizimki biraz da bu cinsten. Benim sayemde ölümden döndüğü anları saysam, pavyon adisyonu olur.  

Onun hayata karşı takındığı umarsızlık, benim hiçbir zaman beceremediğim bir durum. Hesap kitap adamıyım ben. Yoksa başka türlü 45 yıl aynı işyerinde nasıl çalışabilir bir insan? Kişisel sorumluluğum dahilinde bir gün dahi geç kalmadığım bir iştir bu üstüne üstlük. Bizimkinin derdi tasası olmadığı için, ilk emekliliğinde çekti çizgili pijamaları. Eh ne olacak, emeklilik maaşı artı, Ortaköy'de bir dairenin kirası; eşittir yaşlı bir anne ve oğul. Dünyayı yeseler yine de bana mısın demez. Benim gibi karı dırdırı, çoluk çocuk okul masrafı, kızı-oğlanı evlendirme derdi yok tabii arkadaşın. Müzmin bekar. Evlilikten yana hiçbir zaman şansı olmadı. Ne kısmetleri tepti, ne Ayşeler Fatmalar yanıp tutuştu onun için… Ama o bir kez olsun kafasını topraktan kaldırıp yüzlerine bakamadı. Bir utangaçlık abidesi aransa, hiç çekinmem arkadaşımın adresini veririm. Çünkü kerhanedeki orospudan bile isteyemeyen bir arkadaş Servet. Sırf onun hatırına Yüksek Kaldırım'da turladığım hafta sonlarının çetelesini tutsam, adım rahatlıkla tecavüzcü cinsi sapıklar listesine eklenebilir. Boyunca çocukları olan bir adamın neredeyse her Allahın hafta sonu ne işi var Yüksek Kaldırım'da, değil mi?

Öyle de olsa sorun yine bitmiyor elbette. Karılarla yüzgöz olan ben, pazarlık yapan yine ben… Olay sadece işi bitirmeye kalıyorken daha ne olsun, dediğinizi duyar gibiyim. Ama astarın rengi öyle değil. Delikanlı adam bir kere girer gerdeğe. İlk deneyim, sonraki kapıları açmak için yeter de artar bile… Her seferinde gerdek sendromu yaşamaz işin ehli olan. Bir kere iteklenir, hatta yumruklanır kapıdan içeri girerken. Sonra sonra o kapının önüne goril de diksen, cehennem zebanisi de koysan ezip geçmeli, değil mi?        

Hayır! O kuvvet bazılarına verilmemiş demek ki. Bu yaşımıza geldik, götümüzün kılları tel tel kadayıf oldu, arkadaşta hâlâ ilk gece korkusu. Sanki o ucuz parfüm ve meni kokan loş odadan hatunla sabah kahvaltısına birlikte inecekler, el ele kol kola birlikte bir yaşam süreceklermiş gibi ciddiyetle girerdi her seferinde kapıdan içeri. Girerdi, diyorum; çünkü bir süredir arkadaşı baş göz ettiğim için kurtulmuş durumdayım bu ıstıraptan.

Doğrusu, düşününce kıskanmadım da değil Servet'in dalgasını. Kime nasip olur ki böylesi? Derdi yok, tasası yok; yemesi içmesi, gezmesi tozması makyaj masrafı bile yok. Güzel mi? Hem de nasıl! Omuzlarına dökülen ipek gibi siyah saçları, sütun gibi ince uzun bacakları, incecik beli, dolgun kalçalarıyla tam ele avuca gelebilecek cinsten. Hem sonra dırdırı, kaprisleri, olur olmaz akşamlarda baş ağrıları da yok. Her daim hizmete hazır ve nazır!

Hangi erkek istemez ki böyle bir hatunu? Sulandığımdan değil elbette. Asla! Arkadaşlığın kitabında yazmaz böyle şerefsizlikler. O teklif etse dahi asla tamah etmem yan gözle bakmaya. Fakat ben olmasam, arkadaşım biliyorum ki hâlâ hafta sonları lüks alışveriş merkezlerinin kafelerinde kaşarlı bir tost, bir çay içerek tüm gün takılacak, düşük bel giymiş çıtırları, göğüslerinin çatalı ulu orta dolaşan hatunları yarım gözle kesecek sonra da akşam eve gittiğinde tuvalette toplu seansa geçecekti. Onu bütün bu sapkınca eğilimlerden kurtarmanın tek bir yolu vardı; evlendirmek. Çünkü evlilik, düzenli seks demekti en başta. Servet gibi gözü yerde, eli alette gezen biri için bundan daha geçer bir yol düşünemiyorum.

Ama kiminle? Ona öyle bir karı bulmalıydım ki, her daim yanından ayıramasın, ama varlığını da hiç kimseye hissettirmesin. Bir karısının olduğunu bir tek Servet ile ben bilecektik; annesinin bile bu evlilikten haberi olmamalıydı. Zaten biraz da sekseninin merdiveninde, fakat gözü hâlâ yukarıda olan annesi yüzünden de arkadaşım bir türlü baş göz olamadı. Bazı anneler için yetmişine de gelse hâlâ yeni yetme çocuktur oğulları. Kol kanat germek için çırpınır, ona kendilerinin gösterdiği ihtimamı hiçbir kadının gösteremeyeceğine inanırlar. Belki kötü niyetlerinden değil, ama ne fark eder ki? Her koşulda tek bir kadının iktidarıdır hedeflenen.

Hakkını yiyemem. Mahmure Teyze, bana da annelik yapmıştır bugüne kadar çokça. Önümüze katık koymuş, karnımızı doyurmuştur Servet'le; vakitli vakitsiz. Gecenin hangi saatinde evlerine gitsek kapıda karşılar, bir çırpıda bu çocuğun bir gün onu öldüreceğini ve o ölürse yetim kalacağını, sadece oğlu için yaşadığını; ama oğlunun da bir gram olsun annesini düşünmediğini sayıp döker, sonra da ellerimizdeki bira dolu poşetlere aldırmadan, alkolik kocasını kapıda karşılayan kadın edasıyla mutfağa süzülerek kayıntı için öteberi hazırlamaya girişirdi. Biz de zaten dışarıda yükümüzü aldığımız için evde sadece cilayla yetinir, ardından bir şeyler atıştırarak tamamlardık geceyi.

Bir süredir Servet annesinin dırdırından da uzak, tek kişilik bir motel odasında hatunuyla balayında. Birkaç yıldır birlikte gittiğimiz şirin bir sahil kasabası var. Havasını suyunu çok sevdik nedense, ama en çok da kadınların, genç kızların ipince bikinilerle denizi girdiği, güneşlenebildiği ender yerlerden biri olmasını. Yaz başından sonuna kadar bütün İstanbul sosyetesinin uğrak yeri bahsettiğim kasaba.  

Bazen bu adama nasıl uyduğumu ben de şaşırıyorum. On sekiz yaşında yapmadığım şeyleri elli beşine merdiven dayamışken yapmak inanın çok ağrıma gidiyor. Kızım yaşındaki kadınları dikizlemekten aldığımız sapıkça zevk, yüzükoyun yattığımız kumlardan kalktığımızda, kumun üstünde oluşan oyukta resmini buluyordu. Plajda saatlerce kıpırtısız bir vaziyette, güneş altında sırtımızı kızartırken, ikimiz de gözümüzü ufka dikmiş numarası yaparak, incecik ip gibi bikinileri kalçalarının arasında kaybolan kadınları güneş gözlüklerimizin ardından salyalarımızı akıtarak gözetler, onlarla yatmanın hayalini kurardık birbirimizden habersiz. Serinlemek için suya girdiğimiz anlarda yine kadınların en yoğun olduğu bölgeleri seçer, suaygırları misali kafamızı çıkarıp ağzımızla su sıçratır, atletik vücutlarımızı, adalelerimizi özellikle sergilemek için fazla derin yerleri tercih etmezdik.

Aslında dünya güzeliyle de yatsan, bir süre sonra sokağa çıktığında onun yanında bir maymun gibi sırıttığını fark edersin. Ona yakışmadığını ima eden bakışlardan rahatsız olursun. Bu yüzden güzel kadınlarla birlikte olmak da başa beladır. Hele bir de o kadınla evlenmişsen, iki kat belayı yüklenmiş olursun. Ama benim tıynetim buna elvermiyor; yani evlendiğim kadını eve kapatmak bana göre değildir. Ortaköy'de büyümüş açık görüşlü bir insanım. Hafta sonları karımı koluma takıp gezmek hoşuma giden bir davranıştır. Tabii benim lakabım boksör. Karıma yan gözle bakacak adamın ilk önce gözünü yamultur, icap ederse, kolunu bacağını kırarım. Namım da lakabım da iyi bilindiği için mahallemde rahatım, karımla gezer tozar, alışveriş yaparım gönül rahatlığıyla…

Ben bakarım, erkekliğin şanındandır; güzel bir kadın gördüğümde gözümü çevirecek kadar avanak değilim. Ama Servet bakmaz. Kuşu ötmediğinden, canı çekmediğinden, istemediğinden değil; sırf utancından bakamaz. Ancak göz ucuyla, kimseye çaktırmadan, kaçak göcek bakışlarla… Neredeyse kırk yıldır elinin avucu aşındı garibin. Hafta sonları Yüksek Kaldırım'a götürmesem, hayatta sıcak bir yuvanın ne olduğunu da bilmeyecek…
Neyse, artık bunların hiçbirine ihtiyacı kalmadı.

Kapısında cinsel sağlık ürünleri yazan bir dükkândı girdiğimiz. Bir apartmanın çatı katında, dışarıdan ancak dikkatli bir şekilde bakıldığında tabelası okunan bir yerdi burası. Kan ter içinde yaklaşık on katı tırmanıp (evet, binanın asansörü yoktu!) kapısını çaldık. Kapıyı açan iri yarı, esmer, ayıyla manda bozması, insan kılığına uyma çabasını çoktan bırakmış, parklarda küçük çocukları şekerle kandırmaya teşne bir görüntü çizen sapık müsveddesi, bizim gibi yaşını başını almış bir adamdı. Kapısındaki levhada, www'yi görünce buranın daha çok internetten satış yaptığını ve yerinde satışı pek yapmadığını anladık, ancak artık iş işten geçmiş, bir kere eşikten içeri adım atmıştık.  

“Buyur ağalar,” dedi bizi meraklı gözlerle süzerek. “Neye bakmıştınız?” (Ulan, insan neye bakmaya gelir buraya!)
Ben, hemen atılıp “arkadaşım için” dedim. “Onun için şey bakacaktık…”
Ama utançtan yüzüm kıpkırmızı, tamamlayamadım cümlemi.
“Nasıl bir şey,” dedi adam doğal bir merakla…
“Mümkünse ürünlerinize bir bakmak istiyoruz. Görüp öyle karar versek…”

Hayret, bu kez konuşan Servet'ti… Yüzüne canlılık gelmişti sanki raflarda sıra sıra dizilmiş olan tekli çiftli, pürtüklü düz her amaca uygun aletleri görünce. Hepsinde birer heykel heybeti vardı yeminle, bizimkilerden de daha doğal görünüyorlardı; ama bizimkilerin uzunluğu onların yanına bile yaklaşamazdı. İnsan onları görünce, mümkün değil aşağılık kompleksinden kurtulamaz.

“Bu tarafta vibratörler var. Şu rafta da geciktirici kremler ve aksesuarlar…” Bir an duraksadı ayı manda bozması, bana bir göz kırparak, “Sanırım siz hatun bakacaksınız galiba,” dedi. (“Yok, devenin nalına bakacaktık; biz de ibne suratı mı var, Allahın angutu!”)

“E-evet,” diye kekeledim. “Şişme bebek… Arkadaşım için…”

“Bu kadar çeşit varken, insanın gerçek kadına hiç ihtiyacı olmuyor,” diye lafı sokuşturdu yine satıcı adam. Ve devam etti; “Evliydim, iki yıl öncesine kadar, üç tane de oğlum var, askerlik çağına gelmiş; ama bu işe girince inan olsun hiç düşünmeden karıyı boşadım… Valla artık kafam o kadar rahat ki, tabii raflardakiler sağlam… Bizde öyle kullanılmış mal bulunmaz. Her şey sıfır kilometre. Kendim için özel sipariş yapıyorum. İnanır mısınız, bakire olanları bile var. Gerçeğinden ayıramazsınız…”

Her satıcı gibi o da malını övüyordu tabii. Haklı adam, ancak ne benim ne de Servet'in muhabbete katılma isteği vardı. İkimiz de hedefe odaklanmış merakla raflardaki renkli, resimli kutuları inceliyorduk. Kutuların üzerinde gerçek kadın resimleri vardı. Sanki açınca içinden aynı kadın çıkacakmış gibi.          

“3 işlevli, vibrasyonlu, silikon göğüslü, gerçeğe yakın vajina ve anüslü gerçeğinden farksız hareket edebilen, istenilen pozisyonda durabilen bakire manken.”

Flora Love Doll'muş bu ablanın ismi. Dantelli, kırmızı, ince bir bikini, siyah eldivenler, bebek gibi bir surat. Benim diyen sokaktaki yüzlerce hatuna taş çıkartır Allahıma kitabıma. Yüksek Kaldırım'daki motorları saymıyorum bile.  

Servet kız istemeye gitmiş damat adayı gibi utangaç, ben ise dikkatliydim. Tek tek okumaya çalışıyordum ürünlerin özelliklerini. Öyle ya, kazıklanmanın alemi yoktu. Bozuk çıktı, hoşumuza gitmedi, bunu sevmedik, ürünü iade etmek istiyoruz… Bunlar olağan süreçler değildi. Mağazadan pantolon, gömlek almıyorduk sonuçta.

Envi; gerçek insan yüzüne sahip, 3 işlevli, 300 kg basınca dayanıklı, (Manda suratlı ayılar için özel!) hassas tenli bakire şişme manken.

Gerçek bir kişilikmiş gibi hepsinin bir ismi vardı. Öyle şişme bebek diyerek itip kakamaz, aşağılayamazsınız…

Bronco, kovboy şapkası takmış, tahta bir sandalyenin üzerinde, ata biner gibi, çırılçıplak binmiş, gülümsüyordu: kumral, uzun saçlı, 3 yerden vibrasyonlu, parfümlü, dolgun kalçalı, bakire “şişme” manken.

Fakat içlerinden en afet olanı Becky'ydi. Servet görür görmez hayatının kadınını bulmuş gibi, anında hedefe kilitlendi. Ne yalan söyleyeyim özelliklerini inceleyince benim bile canım çekti. Zaten kutunun üzerindeki resim yeterince kışkırtıcıydı. Anlatmak gibi olmasın, (artık dünya ahret bacım sayılır) çift kişilik bir yatağın üzerinde dantelli, siyah jartiyerlerini çekmiş, alt tarafı tıraşsız, kırmızı loş bir ışık altında, göğüs uçlarını dişleyen bir hatun… Hangi erkek dayanabilir böyle bir görüntüye? Fiyatı ve özellikleri de çok uygundu: 170 cm boyunda anal, oral, vajinal 3 işlevli, (Bunların hemen hemen hepsinin üç işlevi vardı ya, nedense gerçek kadınlar kocalarına evlilik hayatları boyunca tek işlevlerini sunardı) titreşimli, bakire şişme manken. Şişirme pompası hediyeli. Üstüne üstlük iki yıl garantili! Daha ne olsun?
“Budur!” dedik, Servet ile aynı anda.

Paketlettik, pazarlığımızı yaptık, ücretini ödedik ve çıktık dükkândan. İçinde ne olduğu belli olmasın diye de özellikle siyah poşete koydurduk. Allah'tan binanın merdivenleri tenhaydı, hiç kimseyle karşılaşmadık inerken. Sokağa, kalabalığa çıkınca bir tedirginliktir aldı beni. Ya tanıdık birine rastlarsak diye… Bizimki karısına törenle kavuşacak ya, torbayı da bana taşıtıyor. İyi de ben bunu eve götüremem ki… Öğrenirse karım ağzıma sıçardı. Mahalleye geldiğimizde Servet'in eline tutuşturdum zoraki. Ama biliyordum ki o da eve sokamayacaktı. Annesi mutlaka bakardı getirdiği poşetin içine. Bunun için kömürlük en uygun yer gibi görünüyordu. Zaten yaz olduğu için de kimse bakmazdı.   

Ertesi gün pazardı, biletlerimizi zaten birkaç gün öncesinden ayırtmıştık. Sabah erken bir saatte buluşup doğru o küçük sahil kasabasına… Daha önce yaptığımız gibi bu kez aynı odada kalmaya niyetli değildik. Burası birkaç yıldır Servet ile beraber gittiğimiz bir motel olduğu için sahibi bizi tanıyordu. Ayrı ayrı odalar tutarsak amacımızdan kıllanır diye düşünerek, ben ayrı bir motele yerleşmeye karar verdim. Zaten bir akşam kalıp İstanbul'a geri dönecektim. Arkadaşım balayını rahat rahat geçirsin istiyordum. Önce sahilde bir birahanede birkaç bira yuvarladık, akşam hava kararmak üzereyken de birkaç bira daha kapıp Servet ile kalacağı motele geldik. Onunla birlikte odaya girmem yakışık almazdı, ancak saat erken olduğu için dikkat çekmez diye düşündüm.

Neyse zaten maceranın sonuna da yaklaştık sayılır. Ambalajını ben açtım yengenin. İçinden küçük bir el pompasıyla, preslenmiş gelin adayı çıktı. Yatağın üzerine özenle açıp yaydık, şişirilecek yerini bulduk, şişirdik; şişirdikçe gerçek bir kadın ebatlarına ulaştı. Boyu posu endamıyla tam bir kadındı artık Becky Yenge. Tıpasını taktık. Gayet sağlamdı. Herhangi bir yerinden hava filan da kaçırmıyordu.

Servet, ardımdan kapıyı kapatırken sessiz ve heyecanlıydı. Belli belirsiz bir teşekkür çıktığını duydum sadece dudakları arasından. Belli ki utanmıştı.     

Düşünüyorum da, bir haftalığına kiralamıştı odayı, ama on beş gün oldu Servet'ten hâlâ ses seda yok. Sanırım bu yazı karısıyla geçirmeye niyetli. Eh ne diyelim, Allah olmayana da versin, değil mi arkadaşlar?

~~~
Sayı: 40, Yayın tarihi: 08/09/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics