MaviMelek
Hermes Kitap
"Kapıları çerçevelerinden sökün, ama çerçeveleri de yerlerinden sökün." Allen Ginsberg

[Deneme]"İşte Beat Generation" | Kubilay Ünsal*

Beat Generation

"DEĞİŞEN GÖZ DEĞİŞTİRİR HER ŞEYİ"

60'ların başında, "Flower-Power-Hippie-Look" adına açılan gençliğin barış bayrağı, aynı yılların ortalarında "If you go to San Fransisco, wear some flowers in your hair" türküsünü çığırarak, ABD'nin çılgın "west coast"undan (batı yakası) Woodstock adasına doğru yollandığında, "Establishment"in koruyucu-kollayıcı havalarda dalgalanan kanatları da hızla titremeye başlamıştı. Amerikan toplumunun özüne sinmiş Mc Carthy ruhu, papatya yapraklarının pek de tehlikesiz şeyler olmadığını çok çabuk fark etmişti.

Görünürde Krihsna çubukları yakılıyor, Kaliforniya'nın pembe ışıklan LSD'yle kutsanıyor, "Birlikte dua edelim-Birlikte sevişelim" week-end hipylere blue-jean Beat Generationsatan mağazaların temel reklam sloganı oluyordu. Ama yine de kendi içinde eritme, dışına itme ya da kendi adına kâr metaı haline getirme konusunda uzmanlaşmış olan "Batı Kurulu Düzeni" 68'lerdeki büyük patlamaya dek, Beatnic, Hippy; Yippy, Peacenic, Vietnic, Freak gibi, çeşitli biçimler alan ve New Left'in içine giderek artan bir ivmeyle akan gençlik hareketlerine karşı savaşımda sürekli bir dakika geri kalmıştı.

"Güzel Mayıs"ın ardından göreli bir rahatlama içine giren Batı düzeni, Orwell'in "1984"üne geldiğimiz bu günlerde Daniel Cohn-Bendit'in, Rudy Dutschke'un düşüncelerinden yola çıkarak gelişen bir aktif muhalefetle karşı karşıya.

"Alternative" adı altında, bir karşı-kültür, bir karşı-yaşam biçemi için, Yeşiller'in desteklenmesinde olduğu gibi parlamento içine kadar uzayan mücadele biçimlerinin yanı sıra, Hollanda örneğinde olduğu gibi 60'lı yılların hippi komünlerini de aşarak, uyarıcı maddelerini devletten alan punk köylerinde yaşamak gibi uç noktalarda bir örgütlenme de göze çarpmakta.

Uzun zaman düzen içinde fantastik bir öğe olarak gösterilmeye çalışılan, ama gitgide gerçeğe yöneliş, gerçeği kavrayış biçimleriyle kitlelerle bağ kurabilmeye başlayan bu insanların atalarını, 1940'ların sonunda ABD'de başlayan bir düşünce ve ağırlıklı olarak yazın akımında buluruz. En önemli sözcüsü, Amerika'nın Buddha'sı diye anılan Jack Kerouac'ın "beatific" sözcüğüne dayalı olarak bu adı aldığını belirttiği "Beat-Generation"dır bu akım.

Beat-Generation terimi, ilk kez 1952'de J. Clellon Holmes'un New York Times'a yazdığı bir yazıda geçer. Yazının başlığı "İşte Beat-Generation"dur. 1958'de ise Neal Cassady - Jack Kerouacbir gazeteci "beat" sözcüğüne, Yiddiş dilindeki, aşağılayıcı "-nic" ekini ekler. Soğuk savaş yıllarının orta sınıf Amerikalısına, uçsuz bucaksız karayollarında dolanan bu saç sakala karışmış insanlarla, en büyük düşmanı belletilen Sovyetlerin başı üzerinde dolandırdığı Sputnik uydusu arasında bağlantı kurduran bu sözcük çok tutar. Oysa aynı yılda Kerouac, "The Vanishing American Hobo" adlı yazısında, yollardaki polis otoları, kasaba şerifleri ve otostopçu yabancıları anlatan TV öyküleri yüzünden, otostopun aşırı derecede rahatsız edici bir şey durumuna geldiğini ve artık otostopun anlamsız olduğunu söylemiştir bile.

Kerouac'a göre "beat"in ermişliklerini nitelediğini söylemiştik. Aynı zamanda Jazz baterisindeki vuruş ritimlerinden de biridir. Burada bu akımdaki iki ana yönsemeyi bulabiliriz, ilki mistisizm, -ki bu, Zen Budizminin Amerikan versiyonu olarak düşünülebilecek Beat-Zen'dir- ikincisiyse yaşamın bir Blues ezgisi gibi derinden gelen, karmaşık ritmidir. Zaten Kerouac'a göre, "yaşam sürekli yenilenen bir deneydir". Kerouac bu düşüncesiyle, "yaşam onunla birlikte akıp gideceğimiz, kendimizi içinde yitireceğimiz bir akarsudur" diyen ünlü ve Nobel ödüllü Zen-Budist yazar Kavabata'yla da birlikte düşünmüş olmaktadır. Ozan Gary Snyder'la birlikte, Beat Kuşağı içinde, Zen yorumunda "top-intellectual" sayılma nedenleri, bu basit gözüken ama makine uygarlığı insanlarına çok yabancı gelen bakış açısını yakalamalarında yatmaktadır.

Jack Kerouac 1940'ta Columbia Üniversitesi'ne yazılmış ve burada, daha sonra Beat-Generation'ın en ünlü ozanı olacak olan Allen Ginsberg ve romancı William S. Borroughs'la tanışmıştı. Bu üçlü böylece Beat-Generation'ın da çekirdeğini oluşturmuş oldu. Amerikan yaşam biçiminin konformist yapısından tiksinen bu insanlar, doğaya dönük, makine uygarlığından arınmış bir yaşam düşlüyorlardı. Sanatçının işiyle yaşamı arasındaki boşluğu doldurmanın gerekliliğine inanıyorlardı. Savaş ve sonrası gelişen şoven, militarist yapıyı sürekli eleştirdiler. Toplumu değiştirme düşüncesinin, böyle bir ortamdaki olanaksızlığının da etkisiyle, toplumu değiştirmek yerine toplumla olan kişisel ilişkilerini değiştirmeyi, böylece kendilerini değiştirmeyi gündeme getirdiler.

Beat sanatçılarının en büyük tutkuları, ülkelerini ve dünyayı tanımak için uzun yolculuklara çıkmaktı. Çıktılar da. Kerouac okuldan atıldığında, New York On The Road (Poster) Len DeightonLiverpool arası çalışan bir gemide işe girdi. Daha sonra da ülkesinde uzun gezilere çıktı, Avrupa'da ve Lâtin Amerika'da geniş turlar attı. Borroughs'un ünlü bir Tanca seferi var. Orlovski Uzakdoğu'ya Türkiye üzerinden gidenlerden. Ginsberg'in de birçok kez Avrupa'ya ve Uzakdoğu'ya gittiğini biliyoruz. Ama içlerinde en büyük Uzakdoğu uzmanı olarak tanınanı, ozan Gary Snyder, o içlerindeki en yetkin Zen sanatçısı diye de biliniyor. San Fransisco Rönesansı döneminde, Japon ozan Han Shan'dan yaptığı çeviriler ve kendi yazdığı haikularla akımın en büyüklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Akımı en çok etkileyen kişiye gelince, kendisi yazar ya da felsefeci olmamasına rağmen, Kerouac'ı ve Ginsberg'i özellikle etkileyen, daha sonra hippilerin de pir olarak kabul ettikleri kişidir bu. Neal Cassady. Üzerine sayısız şiir ve roman yazılan insan. Ginsberg ünlü şiiri "Howl"da onu "…N.C. şiirimin gizli kahramanı, yorulmaz aygır ve Denver'in Adonis'i -onun kızları sayısız-" diye anlatır. 1960'larda, daha sonra hippi akımının reddettiği Ken Kesey'nin komününe giren ve 1968'de Meksika'da aşırı uyarıcı almaktan ölen bir "hobo"dur Cassady. 1947-50 arası Kerouac'la New York-San Fransisco arası yolculukları yapan, bu "Koca Çingene"nin uyarıcıdan öleceğine inanmak elde değil. Olsa olsa, paranın yerini sevginin aldığı bir ortamda, Ken Kesey yüzünden kendisinden de esirgenmeye başlayan sevginin açlığından ölmüştür.

Cassady bir "hobo"ydu dedik. Peki, "hobo" nedir? "Hobo", Amerika'da Vahşi Batı'nın fethinden bu yana, boş gezenin boş kalfasıdır. Gerekmeden çalışmayan bir Neal Cassadyyersiz yurtsuz, bir gönül adamıdır. Kerouac, Cassady'de Beat yaşamı için önerdiği, bu gitgide yok olan tipi yakalamıştı. "Visions of Cody" romanı bunu anlatır. Cassady, Beat yaşam biçiminin ilk belirleyicisidir, öyle ki Kerouac'ın yazılarında, onun gibi olmak, yer yer en büyük tutku niteliğini almıştır. Kerouac'ın en ünlü romanı "On the Road"taki Dean Mortiary tipi de Cassady'dir ve bu tiple Kerouac, Amerikan gençliğine, Walt Whitman'dan bu yana edebiyatta sürekli işlenen, birey özgürlüğü, istediği gibi yaşayabilme özgürlüğünü savunması gerektiğini göstermiştir. Hele hele o yılların Mc Carthy azgınlığına denk düştüğü düşünülürse, "On the Road"ın önemi daha iyi anlaşılabilir.

Akımın en önemli yazınsal tavrına gelince, spontane olmasıdır diyebiliriz. Jazz doğaçlamalarını ya da Zen-Budacılığı'nın Sumiye resmini örnek alarak yazılan bu yazın biçiminde, noktalamaya hatta daktiloda kâğıt değiştirmeye bile zaman yoktur. Bu şekilde yaşananların ritmi, en öznel şekliyle okuyucuya iletilebilir inancı vardır. Ezra Pound'un 1910'larda Amerikan yazınına getirdiği, "Öznel olsun, nesnel olsun eldeki şeyin doğrudan doğruya işlenmesi gerekir" kuralına da çok uygundur.

Bu yazınsal tavrı, Kerouac, Borroughs ve Alexander Trocchl romanlarında geliştirirken, akımın ozanları da şiirlerini, bu tavırla ve LSD, mescalin, peyote kökleri gibi uyarıcılar alarak, esrimeyle bilincin karanlıklarına girme anlarında yazmaya çalışmışlardır. İşte bu, Ginsberg'in sözünü ettiği "Sonsuzluk Yazı Makinesi"dir.

Çağdaş Erasmuslar olarak nitelendirilebilecek Beat sanatçılarının diğer bir önemli özelliği de deliliği doğal, giderek sanat için gerekli bir şey saymalarıdır. Kerouac, Ginsberg, Orlovsky (arkadakiler) - Corso and Orlovsky's brother Lafcadio (öndekiler)  Onlarda delilik, uygarlığın getirdiği bunalımın bireydeki sayıklamalarından oluşan bir şiirdir. Kerouac "schizoid" diye okuldan atılır, Borroughs Mexico'da Guilleaime Tell'e özenip, karısının başına koyduğu elma yerine, karısını alnından vurunca, daha önce sürekli "choc" tedavisi gördüğü anlaşılarak, mahkûmiyetten kurtulur. Ginsberg ise geceleri rüyasına giren ünlü ozan Blake'in şiirlerini onun sesinden dinlemesiyle tanınır. Birçok araştırmacı tarafından da bu yüzden Amerikan şiirinde, aralarında Sylvia Plath'in da bulunduğu Confessional Poetry akımından sayılmaktadır. Zaten akımı etkileyen Avrupalı ozan da, delilik anlatımlarının ustası Antoine Artaud'dur. Artaud daha sonra gelen hippi sanatçılar kuşağını da, bu kuşağın en ünlü ozanı Mike Mc Cluere'u da en çok etkileyen sanatçıdır.

Akım üzerinde Amerikan şiirinden gelen Whitman ve Pound etkisinin yanı sıra, özellikle Corso ve Ginsberg'de ağırlıklı olmak üzere William Carlos Williams etkisi de çok önemli bir yer tutmaktadır. Nesnelcilik akımının bu ünlü adı, özellikle ilk dönemlerinde Beat ozanlarına yön vermiş, ölümünden sonra ise Ginsberg onun için "Death News" adlı ağıtını yazmıştır. W.C. Williams ayrıca görüşleriyle "Black Mountain College" sanatçılarının da etkileyicisidir. Aralarında John Cage gibi günümüz müziğinin dilini değiştiren bir dahinin de bulunduğu bu sanatçılar arasından çıkan ve daha sonra aynı okula rektör olan, günümüz Amerikan şiirini en çok etkilemiş ozan diyebileceğimiz Charles Olson, 1950'de "Poetry New York" dergisinde, "Projective Verse" adlı ünlü manifestosunu yayımlayarak, aynı yılların ortalarında San Fransisco Rönesansı'nda yer alacak ozanların da anlayışlarını belirlemiş oldu.

Bu manifestoyla, biçim özün uzantısı sayıldı ve şiirde çözümlemeler yerine, şiir parçacıklarının kolej yöntemiyle birleştirilmesi anlayışı getirildi. Dizeyse ancak insan soluğuyla sınırlanabiliyordu.

San Fransisco Rönesansı, akımın en akademik aydını, Sorbonne öğrenimli Lawrence Ferlinghetti'nin çağrısıyla, Galeri-6'da düzenlenen bir şiir okuma gecesiyle ilan edildi. O günlerde Ferlinghetti "City Light Bookshop"u da yeni kurmuştu. Geceye katılanlar arasında, Ginsberg, Kerouac, Rexroth, Ferlinghetti, Corso, Snyder, Philip Lamantia, Philip Whalen ve hippilerin de Richard Brautigan'la birlikte en büyük ozanları saydıkları Mike Mc Cluere vardı. Neal Cassady de o gece Mcclure, Dylan, Ginsberg, bilinmiyor, Ferlinghettioradaydı ama Kerouac'ın dediğine bakılırsa, yanındaki bir hanımla ziyadesiyle meşgul olduğundan, ne ilân edildiğini pek anlamamış ve kendilerini üzmemelerini söylemişti.

San Fransisco Rönesansı döneminde örnek alınan şairler, Han Shan ve özellikle Blake'dir. "Gören Göz"e saf ve somut işaret etmelerin önemi üzerinde durulmaktadır. Çünkü Blake, "değişen göz değiştirir her şeyi" demiştir. Bu dönem, Beat-Generation'ın adını en çok duyurduğu, en etkin olduğu dönem olarak kabul edilir. Bunda "The Pocket Poets Series" adıyla, akımın ozanlarının şiirlerini yayınlayan "City Light Boks"un da büyük katkısı vardır.

Bu dönem ayrıca günümüze dek süren, Beat-Generation'ın Varoluşçu ve/veya Dadacı olduğu konusundaki yargıların da en yoğun olarak ileri sürüldüğü dönemdir. Varoluşçu oldukları savına Beat-Generation sanatçılarının yanıtı, San Fransisco'nun daha sonra hippi obalarının kurulduğu semti Haight-Ashbury'de toplandıkları pasta salonuna "Exiztansiyalism" adını vermek oldu. Sartre, "insan bağlanmak için özgürdür, ama özgür olmak için bağlandığı zaman özgürdür" diyordu. Bağımlılık sözü ise Beat-Generation sanatçılarının tüylerini diken diken ediyordu. Sonunda Ferlinghetti, sanatın bağımlılığı konusunda söylediğini belirttiği, Türkçe'ye de Orhan Duru ve Ferit Edgü tarafından çevrilmiş bulunan, çok önemli şiir "Şiir Sanatı"nda bu konuyu işledi.
"Tüm Beat-Generation'ın varoluşçu olduğu hikâyesi üç paralık pırasa gibidir, yapmacıktır, düzenbazlıktır." dedikten sonra, şiirin diğer bir bölümünde Sartre'ı anarak şunları diyecektir:
"Bağımlı olmamak düşüncesine, Beat-Generation denilen akımın sanatına, garanti, kasıkları çatlaya çatlaya gülerdi üstat. Doğrusu bu ya, ben de aynı şeyi yapıyorum."
Dadacılık savına gelince, nesnelerin betimlenmesi yerine kendi iç dünyalarının tinsel manzaralarını yapmak anlayışından yola çıkan ve Beat-Generation'dan en çok Pollock | Dripping etkilenen, başlarında Pollock ve Tobey gibi ustalar bulunan "Action Painting" resim anlayışında çok zorlayarak belki bulunabilir. Ama onların da "dripping" yöntemiyle yaptıkları resimlerinde Dada'nın alaycılığı yoktur. Onlarda önemli olan, anlatılmak istenenin anlık bir hızla verilmesidir. Beat-Generation'ın felsefesindeki Dada etkisine yanıtı ise Ginsberg, "Howl"da yine şöyle verir: "Dadaizm üstüne New York Üniversitesinde konferans verenlerin üstüne Rus salatası atanlar"dır Beat-Generation'ın insanları. Akıma ille bir ideolojik kılıf bulmak gibi bir sorun varsa bu kılıf olsa olsa Nihilizim'dir. Sapına kadar nihilisttir Beat-Generation. Öyle ki, bu sapı bile ciddiye almayacak kadar nihilist.

Amerikalılara özgü yerel düşünce geleneğini kendilerinden önce gelen "Lost Generation"dan devralan Beat-Generation'a göre de, geçmişi değil, anı yaşamak gereklidir. O yüzden sanatta bu günün ruhu ve ritmi yansıtılmalıdır. Gertrude Stein'ın yitik kuşağa yol gösteren dizeleri "A rose is a rose is a rose…" onlara da yol göstermiştir.

60'larla birlikte, Beat-Generation akım olarak yerini daha protestocu, daha kitleselleşmiş akımlara bıraktı. Kerouac dışında Beat-Generation'ın entelejensiyası bunlara uzak kalmadı. Özellikle Ginsberg ve Ferlinghetti en ön saflarda yer aldılar. 1963'te Kruşçef tarafından lanetlenen, "Kremlin'e beyaz gömlek giymeden nasıl gelirsin? Mr. Voznesenski sen bir beatniksin" diye aşağılanan, Sovyet şiirinin en geniş kalabalıklara, en gür sesle okunan örneklerini verebilmiş, büyük ozanı Voznesenski'nin şiirlerini İngilizceye çevirip, bastırdılar. Çünkü Voznesenski Sovyetlerde de makinelerin insan öğütmeye başladığını görmüştü. Avusturalya'daki bir şiir toplantısına birlikte katıldıklarında ise, faşistlerin saldırısına uğrayan Voznesenski'yi, onların elinden alan yine Ginsberg ve Ferlinghetti'ydi. Marcuse'yle birlikte söylersek "Tek Boyutlu İnsan"ın her sistemde aynı anlama geldiğini bir kez daha görmüş oldular.

San Fransisco'daki yeni oluşumun -hippilerin- yönlendirilmesinde de aktiftiler. Her ne kadar Ken Kesey peygamberliğe soyunduysa da, Haight-Ashbury'de o dönemdeki peygamber enflasyonu onu Meksikalarda komün kurmaya itti. Cassady ölünceye kadar, sürekli, bir kamyon dolusu kadınla dolaşırken, Pembe Cadillac'lı monogamlar kralı Corso ise tüm protesto gösterilerine karısıyla katıldı. Islahevlerinden gelen, Beat-Generation'ın bu en duygusal ozanı, daha yolun başında "Ben şefkat istemiyorum. Ama şefkat de nedir? Onu parktaki yaşlılara da veriyorsunuz." diyerek, Amerikan toplumunun kendini rahatlatıcı, konformist değerlerinin dışında bir değerler sistemini savunabilmiş ve bunu karısı, yakın arkadaşları hepimizin tanıdığı Amerikan-Folk ozanı Bob Dylan ve hippilerin tartışılmaz önderi Emmet Grogan'la paylaşabilmişti. Ferlinghetti ve Ginsberg'le Londra'ya Albert Hall'a şiir okumaya giderek, Beat-Generation'ın Avrupa'daki son çıkışına da katılmış ve burada gelişen "Flovver-Power" hareketini desteklemişti.

Ferlinghetti ise, City Light Bookshop'ta ortağı Shag'la birlikte yayıncılığa devam ederken, tüm bu oluşumlardan uzak kalan Kerouac tarafından komünistlikle suçlandı. Bu karalama büyük tepki gördü. Bu dönemde sağcı politikacı William Buckley'i desteklemeye başlayan Kerouac, böylece kendini de yalnızlığa itmiş oluyordu. Oysa onun da Blake'in "değişen göz, değiştirir her şeyi" sözünü çok iyi bilmesi gerekiyordu. Bu tavrıyla Kerouac, 1969'daki ölümüne dek çok sevdiği ve On The Road | Jack Kerouacetkilendiği yazar olan Louis Ferdinand Celine'in "Gecenin Sonuna Yolculuk" romanının adına uygun bir şekilde, kendi gecesinin sonuna yola çıkmış oldu.

65'lerde "On the Road", Hermann Hesse'nin "Steppenwolf"uyla (Bozkırkurdu) birlikte tüm hippilerin sırt çantalarında bulunan kitap olmuştu. Ama hippi kültürü bu dönemde, ne Kerouac'ın tutucu fikirlerini protesto edebilecek, ne de Hesse'nin "Her devrimci sanılan din, aşağılık duygusuna dayalı bir öğreti de getirir. Budizm'de bile sezilir bu durum." sözünün anlamını algılayabilecek düzeydeydi. Hippilerin büyük bir çoğunluğu artık yaz tatili sonunda bir blue-jean, bir Kızılderili kemeri edindikten sonra evlerine dönecek "Naylon Hippi"lerdi.

Bu dönemde tavrını en sert bir şekilde ortaya koyansa, Gary Snyder oldu. Öyle ki Amerika'yı ve Amerikan yönetimini en sert dille eleştirdiği şiirlerini, sol maskeli hırsız çetesi, Abbie Hofman'ın "Yippie" partisi, underground yayın organlarında bile basmaktan çekindi.

Amerikan Troçkist Partisi'nin ünlü kadın militanı Naomi'nin sevgili oğlu Ginsberg'e gelince, artık düşmanlarınca bile dürüstlüğü ve şaşırtıcı yansızlığı tartışılmayan bu Kar Adamı, her doğru bulduğu harekete, uluslararası ününü de kullanarak, omuz vermeyi sürdürdü. Bu arada Amerikan Şiir Akademisine seçildi. "Tarihe nasıl geçmek istersiniz?" sorusuna ise şu yanıtı verdi: "Sessiz düşünceyle CIA'i mahveden, söylediği "blues" ezgileriyle zencileri mest eden, rockçıları ağlatan, Adalet Bakanlığı'nı havaya uçurmakla tehdit eden ve 48'inden sonra Tanrı'dan ve ölümden korkmayan, dünyanın en akıllı adamı olarak tarihe geçmek istiyorum."

Herkesin kültürünü kendi yüreğinde yaratacağına inanan ve bize bir şiirinde kendi yaşantımızda ya da yüreğimizde yapmamız gerekeni şöyle belirten Ginsberg, "Kapıları çerçevelerinden sökün, ama çerçeveleri de yerlerinden sökün." diyerek, akımının da çıkışından yitişine ana düşüncesini özetlemiş oluyor.

Ginsberg bu gün** Orlovsky'yle birlikte Colorado'da açtığı, rektörlüğünü Tibetli Zen rahibi Trunpa'nın yaptığı "Naropa Institue"de "Beat-Generation'ın Yazınsal Tarihi" dersini okutuyor. Orlovsky ise "Şarkı Olarak Şiir" dersini veriyor. Okulun öğreticileri arasında Larry Fagin, Susan Edwards, Michael Brownstein, Patricia Donegan gibi ünlüler var.
Okulda Beat-Generation'ın yazınsal etkinliklerinin okutulmasının yanı sıra Neal Cassady'nin çok özel yaşamı ve Zen-Budizm'de en önemli dersler anlatılıyor.

Ginsberg, okulunu ve akımını bir kez daha tanıtmak üzere yanında gitarcı Steven Taylor ve Orlovsky olduğu halde, geçen yıl İsveç'e gelerek, Stockholm Kültür Evi'nde iki gün gösteri yaptı. Yankıları ülkemize kadar ulaşan bu gösterilere rağmen, günümüz gençliğinin, özellikle Avrupa'da aldığı yol, artık Beat-Generation'ın Allen Ginsberg, Robert LaVigne ve bir arkadaşıçok ötesine ulaşmış durumda. Ama bu hiç de Beat Yazınının etkisi olmadı anlamına gelmiyor. Alain Bosquet'nin bir yazısında "Prevert, 'Mayıs 68' şairleri üzerinde, Amerika'nın beatniklerinden çok daha etkili olmuştur, ne var ki onlar tarihsel gerçeklere düşman olduklarından bu etkiyi kabul etmek istemezler." diyordu. Fakat ne yazık ki, tarihsel gerçekte Bosquet'nin tersine, City Light Books yayınevinin yabancı ozanlar dizisinde ilk kez Prevert'i yayımladığını gösteriyordu.

Amerikan gençliği, 68 fırtınasının dalgalarını, Abbie Hofman, Jerry Rubin, Timothy Leary gibi sahte peygamberlerin elinde çalkantıya çevirirken, Eski Dünya gençliği de, yerellikten arınmış kültür mozaiğiyle, Beat-Generation'ı da çağı içindeki yeriyle değerlendiriyor.

Bu yazıyı bitirirken Beat-Generation için duygularımızı, yine Kerouac'ın bir haikusuyla belirtelim. "Useless Useless the heavy rain driving into the sea." Evet, Beat-Generation bir yağmurdu ve denizine karıştı.

* İmge - Ayrım / 3. kitap, 1984, İstanbul.

** Bu yazı 1984 yılında yazılmış olduğu halde yazının bütünlüğünü bozmamak için, yazarın orijinal ifadelerine müdahale etmedik. Ginsberg 1997 yılında öldü (y.n.).

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics