MaviMelek
Hermes Kitap
"Akıl kendi kendinin yeridir/ ve kendi başına/ Cehennemi cennete/ cenneti cehenneme çevirebilir" Şeytan / John Milton

[Öykü]"Başka Türlü Ölüm Bu" | Aylin Parakos

Başka Türlü Ölüm Bu

"CEHENNEME BİLETİN HAZIR DEDİM İÇİMDEN"

Beyoğlu'ndaydım. Ayaklarım çıplak. Sokağın ortasında yürüyordum. Karanlıktı. Bir yandan yağmurun dansına eş oluyordum. Elimi cebime sokup, sigara aradım. Pakete baktım, bitmişti. Param da yoktu üstelik. Bir damla dudağımı yaladı.

Buraya kadar nasıl gelmiştim onu bile bilmiyordum. Kaçmıştım. Koşa koşa kaçmıştım kırık heriflerin sandalyesinden. Sabahtan beri yürüyordum, sadece yürüyordum. Bir şeyi, hatta hiçbir şeyi düşünmedim. Benim deli olduğuma aldanıp, ruhlarını ıslah ettikleri o yere götürdükleri geceyi bile… Ama kaçmıştım. Üzerimde yemek arkadaşım Nietzsche'nin ceketiyle. Beni öldürecekler biliyorum, benimi öldürecekler. Başka türlü ölüm bu. Kaçsam bulacaklar; dostuma, Erdinç'e gitsem… Yok, hayır, o da ayaklarıma bakıp onlara verir beni. Öleceğim, öleceğim dedim yüksek sesle düşünerek…

Müzik hızlanıyordu, dansımız da. Önceki zamanlarda saçak altına kaçıp, diğer zavallıları seyrederdim. Dans etmeyi bilmeyen aptalları. Nasıl duymazlardı o müziği anlamazdım. Ama kaçamıyordum o gece. Ucuz bir fahişe, sigarasının dumanını yüzüme üfledi. Geçip gitti sonra. Dönüp bakmadım. Onun baktığını biliyordum çünkü.

Ayağıma taşlar batıyordu. Tırnaklarım çamura boyanmıştı, dükkânların vitrin ışıklarıyla ebruli. Lümpen bir barın kapısından geçerken, boktan bir müzik içimi gıcıkladı. Kapısına baktım bir vakit. Şuh kahkahalar atan bir kadın, göbekli bir herifin kolunda merdiveni çıkıyordu ya da iniyordu anlayamadım. Az ilerdeki Mercedes'e yürüdüler sonra. Kadın yanımdan geçerken "Ne bakıyon lan, hiç mi içmiş karı görmedin?" dedi kırmızı dudaklarıyla. Sustum. Sadece gözlerinin içine baktım. Gözbebeğinde saçlarımın uzadığını gördüm. Yüzümü seçemedim. Elimi uzatıp saçına dokunacakken, yanındaki herif, incecik bileğinden çekip arabaya itti onu. "Aşağılık!" diye haykırdı kadın. "Hayvan mıyım ben, söylesene hayvan mıyım, söylesene, söyle?" Adam hiçbir şey söylemeden geçti şoför koltuğuna. Arabayı çalıştıramıyordu nedense. Kadın, arabanın camını açtı bu kez. Çıplak, beyaz kollarıyla birlikte, başını aşağıya doğru bıraktı. Simsiyah saçları çamurun ellerine yapıştı. Mırıldanmaya başladı yüzüme bakmadan. Bir şeyler anlattı. "Bu erkeklere kanca bağlanmaz tamam mı? Bunları hep sömüreceksin, donsuz kalana dek soyacaksın!" Bir kahkaha, ağlamaklı bu kez. "Bu arada, sen hep donsuz olacaksın zaten!". Daha fazla konuşamadan kustu caddeye. Elinle ağzını silip tekrar düşürdü başını. Adam "Sus, kaltak, gir içeri!" diye kadının saçlarından tutup hızla içeriye çekti. Bana baktı. "Allah Allah" deyip bastı gaza. Cehenneme biletin hazır dedim içimden…

Yürümeye devam ettim. Aralık sokakların birine daldım farkında olmadan. Yorulmuştum. Kanım çekiliyordu. Beyaz bir duvarın dibine çöktüm. Karşıdaki evin kırmızı gece lambası, yağmurun yüzünü boyuyordu. Gözlerimi ovuşturdum ıslak ellerimle. Ayaklarıma baktım uzun uzun. Başparmağım hâlâ diktatör havalarındaydı. Ne olursa olsun, en büyük benim işte deyip, çamurlu dişleriyle sırıtıyordu yanındakine. Onunsa umurunda değildi. Geceyle derin bir sohbetteydi çünkü. Orta parmağım, her zamanki nevrotik hatlarına girmek üzereydi. Benimle konuşmak istiyordu; deliliğine görgü şahidi yapacaktı aklınca. Dördüncüsü şairdi benimkilerin. Kalem, kâğıt elinde, yağmuru yazıyordu gölgesine. Sonuncusu, en küçük olanı, oyun oynuyordu çamurla. Hiçbir zaman da büyüyemedi zaten. Hep oyunlar istedi benden, küçük, masumane oyunlar… Ayakkabının içindeyken bile duramazdı yerinde. Çocuğum, oynayamam şimdi senle dedim. Az sonra bulacaklar beni. Öldürecekler. Başka türlü ölüm bu…

Sol omzuma sivri bir şey battı aniden. Nietzsche'nin ceketini deliyordu döne döne. Hiç kımıldamadım. Nefes bile almadım. İkinci parmağım geceden başını kaldırıp yüzüme baktı. Diktatör "Şimdi boku yedin" dedi kötü gözlerle. Psikonevrotik dilini çıkarıp, yüzüme tükürdü. Ufaklık, anlamadı hiçbir şeyi. Çamurdan yaptığı kalesinde, prensesin yatağında uyuyordu çünkü…

Bıçaktı bu… Ciğerime giriyordu. Ölüyordum herhalde. Kaçmıştım, bulamamışlardı; ama bu değildi beklediğim ölümün adı. Elimi omzuma götürüp, yarama dokundum. Sıcacık kan parmaklarıma giyindi. Evet, ölüyordum. Ölümün o pek mağrur ve müphem, muğlak sessizliği beni püsküllü yatağına çağırıyordu.

Seni düşündüm o yataktayken. Sen neredeydin, kimlerdeydin? Hangi hali bilmezin yatağındaydı düşlerin? Saçlarına kan bulaştı, gözlerine deniz. Öylece gülümsedin son kez. Niye öldürüyorlardı beni? Bunu bile bilmedin, bilemedin.

Çünkü sen beni hiç sevmedin, sevemedin…

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics