MaviMelek
"Çok insan kafaları olmadığı için kafayı bozmuyor." - Arthur Schopenhauer

[Gökçeyazın] "Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Gizli Tarihi" | Senem Özkaya

Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Gizli Tarihi

"HANGİMİZ DELİYİZ, HANGİMİZ AKILLI?"

“Bakırköy” hep bir merak konusu olmuştur benim için, delileriyle birlikte… Hepimizin içinde deliliğe dair imgeler, hisler vardır. Belki korkutulup uzak tutulduğumuz, tedirgin olup dışladığımız, belki şefkat duyduğumuz ama bir şey yapamadığımız için alttan alta suçlu hissettiğimiz ve anlayamadığımız için her zaman çok merak ettiğimiz “deliler”…

Aklın dışında, onunla yapılan tanımlamaların dışında bir şey delilik. Anlayamadığımız her şey delice…

Belki biraz delirerek yaklaşılabilecek bir şey… Neye göre, kime göre çizdiğimiz sınırlardan, edindiğimiz yargılardan kurtulabilirsek biraz.

Bakırköy Akıl Hastanesi'nin Gizli Tarihi adlı kitap çıktı. Bu kitap, “iyi bir başlangıç”...
Kitapta çok şey var aklın almadığı, bazen üzen, bazen gülümseten. Ve öyle şeyler anlatılmış ki, yer yer durup düşünüyor insan kendine bakıp; kim daha akıllı diye, yer yer yok artık diyor kabul edemiyor bunların gerçek olabileceğini.

Bir bölümde şöyle bir anı var:
“Yolun kenarındaki ağaçlık alanın önünden bir adam binmişti dolmuşa. Saçları sıfıra vurulmuştu, zayıftı. Üzerinde pijamaya benzer, ya zayıflığından ya da birkaç beden bol olmasından, bol duran bir kıyafet vardı. Üstü kirliydi. Belki genç, belki yaşlıydı, bilmiyorum... Araca binmesiyle, yakınında ayakta duranların hepsi ondan uzaklaşarak, sıkışık bir halde arkaya doğru ilerlemişlerdi. Şoför ona şöyle bir bakmış ve tekrar önüne dönmüştü. Ücret istememiş, “Neden para vermiyorsun?” diye sormamıştı. O ise cam kenarındaki demire tutunmuş, tüm bunlardan habersiz ya da umursamaz halde dışarıyı seyretmişti. Çok tuhaf bir bakışı vardı aslında. Daha çok dışarının da daha dışını seyrediyor gibiydi. Ben sürekli ona bakmıştım. Annem beni adamdan uzağa oturtmuştu…”

Benzer bir şaşkınlığı mutlaka yaşamıştır çocukluğumuz.
Tüm çöpleriyle bir arada yaşayan bir karşı komşu; tüm gece kendi kendine konuşan, sinirlenip bağıran, seneler sonra intihar ettiğini öğrendiğim bir alt komşu; çaprazımızdaki yeşil, eski tipli bir apartmanda, apartmanla birlikte terkedilmiş, üzerinden düşen hiç değişmeyen bol eşofmanıyla arada bir gördüğümüz zayıf bir adam, o apartmanın kırık pencereleri ve karanlığı; dizine kadar gelen bol bir erkek ceketi ve pantolonla, artık neyi nerede yapacağını ayırt edemediğini ya da onun için her yerin bir olduğunu belli eden bir kokuyla hep bir yerlere yürürken gördüğüm yaşlı, zayıf bir kadın; lisede birden bir akıl hastalığı tanısıyla artık okula gelmemeye başlayan bir arkadaş. Hepsi sessiz ve hatta biraz ürkek…

Hep merak etmişimdir; bir insanı ne bu hale getirebilir diye. Birkaç hormon, birkaç gen, birkaç olay, birkaç insan; nasıl yapabilir bir insana bunu; bir insan nasıl kendine bunu yapabilir ya da? Başka bir şeyler var gibi gelir bana hep bunların dışında; tanımlayamadığım ama beni rahatlatan. Deliliğe ve akıllılığa yüklediğimiz anlamların silikleştiği, farklılıklarının ortadan kalktığı bir çizgide..

Onları anlayabilmek, onlara anlatabilmek mümkün mü; sanmıyorum!

Belki sadece öyledir..
Doğru ya da yanlış, güzel ya da çirkin, normal ya da garip, iyi ya da kötü değil… Sadece, farklı.

Onların “farklı”lıklarını anlayabildim mi bilmiyorum ama şimdi biraz daha yakınlaştığımızı hissediyorum.

Bu kitap, “iyi bir başlangıç”; içimizdeki deliye, aklımızın sınırlarına ayna tutmak için…
Kendimize tuttuğumuz aynadan, sırtımızı döndüklerimize de bir bakmak için…

~~~
Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Gizli Tarihi
Editörler: Betül Yalçıner, Peykan Gökalp, Cem Mumcu
Okuyan Us Yayınları, 2009; 504 s.
~~~
Sayı: 39, Yayın tarihi: 10/07/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics