MaviMelek Edebiyat
Hermes Kitap
"Gerçeği kolay benimseriz, belki de hiçbir şeyin gerçek olmadığını sezdiğimizden…" "Ölümsüz" / Borges

[Öykü]"Aynadaki Işık" | Fatma Burçak Akı

Aynadaki Işık | Tuğba Sağlam

"AYNAYI DÖKERKEN RUHUNU DA DÖKERSİN"

Soğuk bir kasım sabahı, ağaçlar yapraklarının çoğundan vazgeçmiş, havada yağmur kokusu var. Tüm şehir telaş içinde; kimi işe kimi okula yetişmeye çalışıyor. Trende işçiler, gündelikçi kadınlar henüz bir önceki günün yorgunluğunu atamamışlar üzerlerinden, çoğu sabah bir bardak çayı bile bitiremeden çıkmış evinden. Onun bir yere yetişmek için acelesi yok ama yılların alışkanlığıyla koşar adım yürüyor yine de. Tren garıyla tramvay durağı arasındaki elli metrelik yolu bile aceleyle alıyor, trenin kalabalığından tramvayın kalabalığına karışıyor. Kalabalık, her yer çok kalabalık, artık hiç yalnız kalamadığını düşünüyor. Dükkânda bile rahat bırakmıyorlar onu. Her köşeden biri sesleniyor sanki. Tramvay Çarşıkapı durağına yaklaşırken elini cebine atıyor, dükkânın anahtarlarını sımsıkı tutuyor. Tramvaydan inince büyük deri mağazasının yanındaki yokuştan aşağı doğru bırakıyor adımlarını, beş dakika sonra dükkânın kapısını açmış olacak. Bugün sobayı yakmak gerek diye düşünüyor, akşama doğru hava iyice soğur.

Dükkânın içine gümüş oksit, zift ve eskilerin kokusu sinmiş. Her sabah bu koku ve karşı duvardaki pembe ayna günaydın diyor ona. Tahir Usta, her sabah o pembe aynaya bakarak içiyor ilk çayını ve kendi günahlarıyla yüzleşiyor tekrar tekrar. Çay bardağının dibindeki son yudumu alır almaz, akşamdan hazırladığı tezgâhın başında alıyor soluğu; kristal cam tezgâhta hazır, temizlenmiş, gümüş oksit eriyip kıvama gelmiş, zift de ocakta sırasını bekliyor. Gümüşü alışık olduğu yavaş ve ahenkli hareketlerle, ustalığın verdiği güvenle döküyor camın üzerine. Gümüşün camın üzerine yayılışını, onu kavrayıp örtüşünü izliyor. İşini tamamlayıp doğrulurken sırtındaki bütün kemiklerin yerlerini de hissediyor. Kasım ayı soğuk geçiyor. Elektrikli plastik cezvede yaptığı kahvesini fincana döküp camın önündeki eski tahta iskemleye oturuyor. Artık bekleme vakti. Gümüş soğuyup da camla bir olana dek bekleyecek. Bu sırada dükkân da kalabalıklaşır, geleni gideni çok olur Tahir Usta'nın.

Kahvesinden bir yudum alıp pembe aynaya doğru bakıyor. Eşi Nergis Hanım geliyor elinde tatlı tepsisiyle. Pembe ayna yapmayı nasıl keşfettiğini anlatıyor Nergis Hanım'a. Yeni yetme iki aşık gibi sarılıp kıkırdaşıyorlar. Konsolun üzerindeki aynada kendi hallerini görüp utanıyorlar. Ertesi gün o büyük mobilya mağazasına pembe aynayı anlatacak Tahir Usta. Çok heyecanlı, ah bir de anlaşırlarsa… Hemen bir ev alacak, Nergis Hanım'ın istediği gibi mutfağı büyük, banyosunda küveti olan bir ev. Pembe aynaya bakıyor Tahir Usta. Bir daha hiç yapamadığı, satamadığı, kimseye anlatamadığı o pembe aynaya bakıyor. Nergis Hanım kırgın, kızgın, ona bir daha hiç sarılmıyor. Soğuyan kahvesini bir dikişte içiyor Tahir Usta. Heyecanla sigara paketinin üzerine karaladığı pembe sır, nasıl da sırra kadem basmıştı son kez içtiği o gece. O geceden beri içki koymuyor ağzına ama Nergis Hanım'ın affetmesi için yeterli değil ki bu, o pembe sırla birlikte umutlarını ve karısını da kaybetti. Gümüş henüz tutmadı, daha vakit var. Dükkânın önüne biriken yaprakları süpürüyor. Nergis Hanım'ı düşünüyor hâlâ; keşke eskisi gibi konuşup dertleşebilseler, onu affetse bir kez daha, sadece evinin kadını değil onun da karısı olabilse yeniden.

Dükkânın önü yapraklardan temizlendi. Vitrinin önünde durup içeri bakıyor, sağ duvarda asılı altın varak çerçeveli büyük oval aynaya gözü takılıyor. Babasının onu çağırdığını duyunca koşar adımlarla içeri giriyor. Uzun boylu, heybetli bir adam babası Hasan Usta. Birkaç yıldır okuldan sonra gelip ona çıraklık yapıyor Tahir. İşe eli yatkın, becerikli bir çocuk ama babası onu hiç şımartmıyor. İlk günlerde dükkânın önünü ve içini süpürmekle başladı işe ama şimdi camları işleme hazırlıyor. Kendini işe yarar, akıllı, becerikli hissediyor. Babası yaptığı işi beğenince sadece başını okşuyor ama hiç gülümsemiyor. Annesi aynacı olmasını istemiyor, okusun adam olsun, devlet kapısında bir iş bulsun diye dua ediyor. Ama Tahir babası gibi aynacı olmak, bu dükkânda babasıyla çalışmak, Tahir Usta diye saygı görmek istiyor. Babasının dediği gibi, aynacı olmak sanatçı olmak demektir, diyor kendi kendine. Babasının yaptığı bu son aynayı satmaya eli varmıyor Tahir Usta'nın. Onu dükkânın duvarına asıyor, babasının son sanat eseri olarak saklıyor. Gümüş tuttu, sıra ziftini dökmekte aynanın, ondan sonra rötuşlanıp temizlenecek ve iş bitecek. Yeni bir sipariş gelene dek, küçük turistik işlerle idare edecek. Buna da şükür… Bu devirde zanaatkâr olmak para etmiyor. Zifti döküp de sıra beklemeye geldiğinde acıktığını hissediyor. Akşam yatmadan önce ekmekle hazırladığı sandviç ve bir bardak çayla karnını doyuruyor. Ara sıra dükkânın önünden geçen esnaf arkadaşlarla selamlaşıyor. Bazısı başını kapıdan içeri uzatıp hal hatır soruyor, bazısı aceleyle geçerken el sallamakla yetiniyor.

Her sene bir öncekinden hızlı tükeniyor. Yıllar kopup dağılan bir kolyenin incileri gibi savruluyor. Sinem'in doğduğu günü hatırlıyor Tahir Usta. Onu kucağına verdiklerinde, kocaman ellerinin içinde küçücük kalmıştı, doğduğu anda bile çok güzeldi kızı, tek evladı, canı. Gözlerini kapatıp kızını düşünüyor, kim bilir gelinlik ne yakışacak kızına, bahtı da yüzü gibi güzel olsun diye dua ediyor. Başını çevirip yeni döktüğü aynaya bakıyor; kızı için de bir ayna dökmeli, kendisi için hem de. Bir gün kızını o aynadan izleyecek, Sinem o aynaya her baktığında onu görecek, onu aynanın ışığıyla sevecek. Ne derdi babası Hasan Usta, "Aynayı dökerken ruhunu da dökersin, aynaya her bakan suretini senin ışığınla görür, o yüzden bu işi seveceksin, yoksa bakan ne kendini doğru görür ne de senin aydınlığını."

~~~
Sayı: 35, Yayın tarihi: 28/02/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics