MaviMelek
Hermes Kitap
"Birçok ölümlü rüyalarında anneleri ile birleşmişlerdir." Kral Oidipus / Sophokles

[Deneme]"Arzulanan Sır; Tragedya, Din ve Aile" | Hasan Güçlü Kaya

Oidipus | Brodowski

"BABASI OLAN PEYGAMBER YOKTUR"

Tragedyaları erginlenme törenleri gibi düşünmüştüm bir ara. Sophokles'in demosundan (ailesinden) devlet katına yükselen Oidipus'un erginlenme töreni, tragedya formunu almış olabilirdi. Oidipus'la birlikte tiyatrodaki tüm seyirciler, ensest yasağına karşı uyarılıyordu sonuç olarak. Bunun bir önceki halinde, cinsel olarak işlevsel ve tehlikeli hale gelmiş ergenler gizli bir köşeye çekilip kulaklarına dinsel yasaların fısıldanmasıyla klan üyesi ilan edilirlerdi (Eleusis, Mithras, İsis, vs ritüelleri). Modern ailede bu ritüellerin karşılığı nedir? Nevrozun işlevinin bu sözelleştirilmemiş/ritüelleştirilerek açık edilmemiş yasaklara karşı bilinçdışı semptomlar üretmek olduğunu biliyoruz. Bunun sadece bireylere has bir şey olmadığını, aile bünyesinin geneline sızan daimi bir gerilim olarak yaşandığını da biliyoruz. Peki bütün bunlara rağmen, yani aile bireyleri arasındaki inkâr ağının yarattığı bütün gerilimlere rağmen aileyi bir arada tutan şey nedir? Sanıyorum kolektif olarak üretilen bir sırla ilişkili bu. Bana öyle geliyor ki her ailenin sakladığı bir sır ve bu sırrı taşıyan bir aile ferdi vardır. Bunun yanı sıra bu sırrın sözcüsü, kaynağı ve bir kurbanı vardır. Durumu tek tanrılı dinlerin hikâyeleri üzerinden düşünmek hem zevkli hem de açıklayıcı geliyor bana (modern aileye en yakın olan, içselleştirilip gönül rahatlığıyla(!) kabul edilen örgülere bu hikâyelerde rastladığımız için herhalde).

Bilindiği gibi babası olan peygamber yoktur; en azından babasını kabul eden bir peygamber görülmüş şey değildir tarihte (peygamberlerin hikâyesinin bir yandan da bir göç hikâyesi olması bundan: hepsi baba ocağından uzaklaşmış, yeni yasalarını ilan etmek için başka bir yer seçmiştir -Muhammed Medine'ye, İsa Nasıra'dan Celile'ye, Musa Mısır'dan vaat edilmiş topraklara doğru göç eder). Dolayısıyla sırrın baba tarafından değil, tanrı (kabul edilemez olanla yer değiştiren öteki baba) tarafından taşındığı açık. Kurbanın büyük kardeş olduğunu düşünmüşümdür hep. Musa'yla Harun, İsa'yla Yahya arasındaki alışverişten çıkarıyorum bunu (Muhammed bambaşka bir mesele, şimdilik dahil etmiyorum). Büyük kardeş asıl kurbandır, küçük kardeş alegorikleştirir bunu. Sözcü, olup biteni dışardan izleyen bir komşu ya da uzak akrabadır: Paulus, OidipusEzra... Ama annenin işlevi ne? Bana kalırsa asıl mesele bu: İsa'nın annesiyle ilişkisi kadar saçma, ne teolojik ne ahlaki bir yere oturmayan, açıklanamaz bir ilişki az bulunur. Galiba tam burada arzuyla karşılaşıyoruz: daha önce yalnızca babasının tasarruf ettiği eşya alemini yeniden düzenleyen, yeni tasarruf yasaları getirmeye çalışan oğul, sıra annesine geldiğinde ne yapacağını bilemez gibidir. Aile sırrının kaynağını ve hatta tam kendisini burada aramak gerekiyor galiba. Pagan dinlerin mülkiyet ilişkileri tamamen aristokratikti. Bütün mitolojik iklimi, yeryüzündeki aristokratik düzenin gökyüzüne yansıtılmasıyla biriktirildi. Uranos kraldır, Kronos onu devirir ve Zeus da (Theos) babası Kronos'u alt eder; sonra da kız kardeşiyle (Hera) evlenir; krallık toprakları ve yetkileri kardeşler arasında paylaştırılır. Ensest yasağının olmadığı bu endogamik kabile düzeninde arzuyla ilgili bir sır da yok gibidir. Arzunun bir problem gibi algılanması için (dolayısıyla ensestin) başka bir üretim düzeni gerekiyordu: İÖ 500-400 arası, yani Yunan tragedyasının revaçta olduğu dönem, malın değişim değerinin, dolayısıyla ticaretin ve servetin özel mülkiyet yasalarıyla korunduğu demokrasi çağına karşılık geliyordu. Tragedya, (Vernant'ın da belirttiği gibi) yeni koşullarla eski yasaların savaştığı bir mahkeme olarak da düşünülebilir bu dönemde. Eşyanın, ona sahip olmanın, arzunun ve tatminin ahlaki prensipleri yeniden düşünülmeye başlamıştı. Şehir devletlerinin ortadan kalkmasına, imparatorluk dönemine kadar bu böyle sürdü gitti.

Modern aileyi tek tanrılı dinlerin analojisi gibi düşünmemin nedeni şu (lafı buraya getirmek istiyordum): tek tanrılı dinlerde yasa, pagan şehir devletlerinde olduğu gibi muhakeme ve mücadeleyle icat edilmemiştir, gökten çöle düşmüştür, vahyedilmiştir, dolayısıyla bütünüyle bilinçdışıdır; çünkü bu yasanın muhakeme edilmesi için ne bir kurum (meclis, edebiyat, felsefe) ne de bu kurumları var edebilecek altyapı mevcuttu (ticaret, pazar). Çöl kabilelerinin peygamberleri eski öğretileri çöle çekilip çile çekerek tefekkür etmekten başka bir şey yapamıyorlardı (Musa'nın dağı, Muhammed'in mağarası, İsa'nın çölü). Ve sonunda ilk ayetlerinde izini buldukları ve yasakladıkları şey sanıyorum öncelikle kendi arzuları oluyordu.

Kaynak: www.biridergisi.blogspot.com

~~~
Sayı: 38, Yayın tarihi: 11/06/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics