MaviMelek
Yüxexes
"Sahip olma diye bir şey yoktur; yalnızca oluş, son nefesi vermeyi, nefessiz kalıp boğularak ölmeyi özleyen oluş vardır." Franz Kafka

"Sanatçı: Melek mi, Şeytan mı?" - Mustafa Kurt

Platon-Aristoteles

"İSTENMEYEN KİŞİLER"

İlkçağlardan bugüne, genelde sanatçının daha özelde yazar ve şairlerin toplumdaki yeri ve önemi hep tartışılagelmiştir. Kimileri onları, seçkin, saygın kişiler olarak nitelendirirken kimileri de onların apaçık sapkın olduklarını ve yazdıkları eserlerle de okuyanlarını da yoldan çıkardıklarını ileri sürmüştür. Meselâ Eflâtun, Devlet'inde şairlere karşı takındığı tavrı şöyle dile getirir: “... her şeyi ustaca taklit etmesini bilen bir adam, bizim toplumumuza gelip de şiirlerini halkın önünde söylemek isterse, bu kutsal, bu eşsiz, bu tadına doyulmaz şairin önünde saygı ile eğilir, deriz ki: Bizim ülkemizde senin cinsinden insanlar yok, olması da yasak. Böylece başına kokular sürer, çelenkler takar, onu başka bir ülkeye yollarız. Bize daha ağırbaşlı bir şair gerek, deriz. O kadar hoş olmasın, zararı yok, ama işe yarar masallar söylesin, yalnız iyi adamın taklitçisi olsun, onun davranışlarını anlatsın askerlerimizin eğitiminde uygulanan kanunlara uysun sözleri.” (Eflâtun, Devlet- 398 a, Çev.: Sabahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz, Remzi Ktb. 1962, s. 137).

Bu sözlerden de anlaşıldığı gibi Eflâtun'un ideal Devlet'inde şairlere önem verildiği, ancak beyhude ve faydasız işlerle uğraştıkları için onlara bu yeni devlette yer olmadığı ısrarla vurgulanıyor. Ancak yazar ve şairler sadece yazdıkları ile değil, yaptıkları ve muhalif tutumlarıyla da her zaman ‘istenmeyen' kişiler ilân edilmişlerdir.

Thomas More - Ütopya AdasıEdebiyata ‘ütopya' kavramını hediye eden Thomas More da muhalif tavrı yüzünden başını kaybedecek kadar dikbaşlı. Dostu ve bir süre özel danışmanı olduğu Kral Sekizinci Henry'nin çıkarmış olduğu kanunlara bağlılık yemini içmeyen yazar, idama mahkûm edilir. More, 1535'te idam sehpasına çıkarıldığında kellesinin uçurulması hakkında “insanlık için büyük bir felâket değildir” der. Öyle ki More, iktidar'la olan mücadelesini sadece kellesiyle değil yazdığı “Ütopya”sı ile devam ettirir. Bizim edebiyatımızda da Nef'î hiciv oklarını çok tehlikeli bölgelere isabet ettirince ‘ser'den vazgeçer. Dolayısıyla şair ve yazarların sözle verdiği savaş ancak o sözleri üreten başların giderilmesiyle mümkün olmaktadır. İşte inandıklarına bu kadar bağlı olan ve evlerinde oturup aşktan, mutluluktan bahsetmekle yetinmeyen sanatçılar zaman zaman boy hedefleri haline gelmişlerdir.

Darwin'in torunu Aldous Huxley'in ‘Cesur Yeni Dünyası'nda da şair ve yazarlara yer yoktur; çünkü Cesur Yeni Dünyaonların beslendikleri kaynak ‘acı'dır. İnsanları umutsuzluğa ve mutsuzluğa sürükleyen edebiyatçılara yeni ve ideal bir dünyada asla yer olmamalıdır, Huxley'ye göre. İnsanların laboratuarlarda ve şişeler içinde üretildiği bu cesur ve yeni dünyanın en önemli özelliği ‘üretim hatası' olan ‘insanî' zaaflara yer vermemesidir. Bu yüzden varlığını zaaflara borçlu olan edebiyat da sanat da asla bu dünyada yer edinemeyecektir.

Kur'an-ı Kerim, Şuara Suresi'nde şairlerin aşırı gittiklerini, yapmadıkları şeylerden bahsettiklerini söyler ve onlara ancak sapkınların uyacağını öngörür. Ancak Kur'an şairleri iki guruba ayırıp; iman etmiş ve Allah'ı anan, dürüst şiirler söyleyen, zulme uğradıktan sonra öçlerini alanları lânetlenmiş olan şairlerin dışında tutar. Hz. Muhammed de bir hadisinde, Allah'ın yerin altında hazineleri olduğunu ve bu hazinelerin anahtarlarının şairlerin ellerinde olduğunu söyler. Ancak hadisin Kur'ana paralel olması gerektiği düşünüldüğünde, kastedilen ikinci gurup şairler olmalıdır.

Her zaman mevcuda muhâlif, aykırı, dediği dedik olan ve hiçbir sultayı kabul etmeyen, özgürlüğü seven ve hep daha fazlasını isteyen sanatçı, sadece bu istekleriyle bile zararlı sıfatını üzerine almaya aday görünüyor. Hele matbaanın icadından sonra yazılanın her yere yayıldığı bir dünyada yasaklar da kitap yakmalar da sanatçının kulaktan kulağa yayılan sesini kısmaya yetmeyecek gibi görünüyor.

Yeni dünya tasarımları, ideal, istikrarlı, mutlu bir dünyayı düşlerken asla sanatçıya bir yer ayırmıyor. Ahmet Hâşim'in şiir için söylediğini sanatçı için de söylemek mümkün mü? O şairi “ne bir hakikat habercisi ne de belagat sahibi bir insandır.” diye tanımlarken bir yanda da şiiri, resullerin sözlerine benzetir. İşte buradaki paradoks sanat ve sanatçı için de geçerli. Onun melek ya da şeytan olduğunu söylemek zor, ama bir şey var ki onlar insanlık tarihinden bu yana hep varlar ve hep de var olacak gibi görünüyorlar.

Diğer Denemeler

Mavi Melek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 Mavi Melek            website metrics