MaviMelek
Hermes Kitap
"Cennet, saklar yazgının kitabını tüm yaratıklardan. Tek sayfası hariç, andaki hallerini buyuran." İnsan Üstüne Bir Deneme / Alexander Pope

[Öykü]"Arsız Zaman" | İlkay Kefeli

Arsız Zaman

"KANATLARI OLAN SENSİN"


ARSIZ ZAMAN

Dumansız bir bacaya tüneyen martı, havadan nem toplarken, genç bir adam çöpleri yokluyordu. Güneşin yarattığı gölgelere toplaşan çocuklar çıldırmıştı; sanki bir deli onları kovalıyormuşçasına çığlık atıyorlardı. Futbol formalı erkek çocuklar olanlara gülüyordu. Pencereye çıkmayı unutan kız, ne kaçırdığından habersiz televizyon seyrediyordu ki aklına geldi karşı evin balkonunda onu bekleyen genç erkek. Pencereye çıktı kız ve martı geniş kanatlarını açarak havalandı ve çocuklar sustu; çünkü deli ölmüştü. Hep beraber ağlamaya başladılar sonra, ağıt yakarcasına. Ama her yer günlük seslerdendi yine de, kimse sesten fedakârlık etmek istemiyordu, çığlığın verdiği rahatlık kaplamıştı gölgesiz bölgeleri, herkes nefessiz kalmıştı, herkes bayılmak üzereydi. Ama bunların hiçbir önemi yoktu, önemli olan yedi numaralı formayı giyen çocuğun topa vururken düşmesiydi; çünkü düşerken ayağı burkulmuştu ve ayağı burkulurken bir çığlık koyuvermişti. Çığlık sırasında zaman durdu. O sırada neler olmuştu: Aşağıdaki sokakta bir düğün olup bitmişti, gerdek olmuştu, gelin hamile kalmıştı, karnı kocaman olmuştu, sancıları başlamıştı, bir kızı olmuştu, kız büyümüştü, kız da evlenmişti ve kocası o gecenin sabahında ölmüştü. Kız bir daha evlenmemişti. Korkuyordu evleneceği erkeğin yine ölmesinden. O bunun sadece kendi başına geldiğini sanıyordu, kimse başkalarına da aynısının olduğunu söylememişti, biri söylemeliydi evlenen tüm erkeklerin öldüğünü, zaten babası da ölmüştü, tekrar evlenmesinde hiçbir sakınca yoktu. Zaten bu erkekler hep ölürdü! Bu kimsenin çözemediği koca bir metafor olmuştu. Oysaki pencereden bakan kız bunun farkındaydı ve unutmak istemişti balkonda bekleyen erkeği. Perdeleri bile sıkıca kapattı zaman normale döner dönmez. Çekirdek yiyen sokağın delisi bile gördü bunu ve bu nedenle kendi kendine gülüyordu.

Arka sokaktaki, kocası ölen kız dışarı çıktı ve gördüğü genç ve yakışıklı erkekleri seçip, bir sıraya dizdi. Önlerinde durup alıcı gözle boy-post kontrolü yaptı. Erkekler çok mutluydular çünkü kız çok güzeldi. Kız uzun boylu, uzun, sarı saçlı erkeği gömleğinden tutup, peşinden sürüklemeye başladı. Birkaç metre sonra durdu ve kendi üstündeki elbiseleri parçaladı, çırılçıplak kaldı; aynı şeyi erkeğe de yaptı. Sokak ortasında delicesine seviştiler. Olayı herkes seyretti büyük bir mutluluk ve hoşgörüyle. Herkes genç kız adına sevinçliydi. Genç kız evlenmeden de bir çocuk sahibi olabilecekti artık çünkü ölen kocasından hamile kalamamıştı ve evlenmekten korkuyordu ve o bir bebek istiyordu. Olayı mutlu bir biçimde ve hoşgörüyle izleyenler arasında kızın annesi de vardı, anne bu mutlu anı ölümsüz kılmak için genç erkeğin hâlâ ilginç bir biçimde sertliğini muhafaza eden penisini keskin bir makasla, hiç acı vermeden kesti.

Tüm bu olayları duyan pencere arkasında yaşayan kız bütün cesaretini toplayıp pencereye çıktı ve balkondaki genç erkeğe onu sevdiğini söyledi. Genç erkek bu sözleri duymadı ama dudak okumayı bildiği için ne söylediğini anladı. El işaretleriyle ben de seni seviyorum demeye çalıştı. Genç kız bunu görünce pencereyi kapadı ve dışarı çıktı. Genç erkek kızın evinin önüne geldi. Kız erkeğe şiddetli bir tokat attı. Meğer kız, erkeğe seni seviyorum değil de, aptal aptal ne bakıyorsun, demiş. Yani genç erkek dudakları yanlış okumuş, bazen kitapları yanlış okuduğumuz gibi.

Gökyüzünde salınan uçurtmayı görmedin mi? Koca harflerle yazmıştım üstüne "Ne bakıyorsun!" diye. Ne uçurtması? Rahatsızlıkverenerkekleremesajyollamauçurtması tabii ki! Aslında suç benim, ipi olması gerektiğinden daha uzun tuttuğum için çok yükseldi ve sen de göremedin. Neyse zaten birazdan Rahatsızlıkverenerkekleremesajyollamauçurtmasıtoplamajeti alacak onu. Ama ben de kaç kere kuryapmauçurtmasıyla mesaj yollamıştım sana, eğer kuryapmauçurtmasıvurucusuyla vursaydın beni istemediğini anlardım. Sen öyle yapmayınca düşündüğünü sanmıştım. Üzgünüm ama düşünmeyi bilmiyorum!

Bu kaba sığmayan hayal kırıklığından sonra zaman yavaşladı. Bahsi geçen sokağın 647 normal kadın adımı batısındaki 11 katlı bir apartmanın sekizinci katının 16 numaralı dairesinin zili çaldı. Dairenin içinde uyumakta olan (saat 04.00) 22 yaşındaki Boris isimli genç adam irkilerek uyandı. Şaşkınlık içindeydi, bu saatte çalan zil karşısında. Kapıyı açmadan önce gözetleme deliğinden bakmadı, doğrudan kapı koluna uzanan eli kapıyı açtı. Karşısında 1.90 boylarında bir adam vardı. Adamın başının sağ tarafı kabarık yaralarla doluydu, adeta kafasından ikinci bir kafa peydahlanıyordu, lav püskürmeleriyle denizin ortasında birdenbire zuhur eden adalar gibi. Adama ne istediğini sordu Boris, adam cevap vermeyince herkes gibi o da karanlığın korkutuculuğu karşında korkacak herkes gibi korktu ve kapıyı iki kafalı adamın yüzüne kapadı. Ama adam zile basmaya devam ediyordu ve ardından da üç kez kapıya eliyle vurmak suretiyle ben buradayım hissi yaratıyordu. Sanki gelen İsa'nın ruhuydu: Uyanın sapkın insan ruhları, uyanın efendimizi yok sayan putperestler, uyanın ey uykucu asalaklar… Boris ne yapacağını bilemiyordu, kapı ve zil sesi durmuyordu. Gidip uyuyan erkek arkadaşı, hayat arkadaşı ve aynı zamanda amcasının oğlu olan Naiv'i uyandırdı; ama sevgilisinin durumu daha da kötüydü, o hiç konuşamıyordu korkudan, sanki konuşsa adam aniden kapıdan içeri girecekmiş gibi bir köşeye sinmiş bekliyordu. Bekleyiş sürdü, adam kapıya vurdu ve zile bastı, bir ara ikisini aynı anda yaptı ama pek hoşuna gitmediği için hemen edimini teke indirdi. Kırk beş dakika sonra korku bitti, adam ve ses gitmişti. Sabahın güvenli ışıkları Boris'in ve Naiv'in yorgun gözlerine vurduğunda olay kapıcı tarafından aydınlatıldı. Gece çağırdıkları polis geç gelmişti ama sabah fail yakalanmıştı. Fail binanın eski yöneticisiydi ve kafayı çizmişti ve konuşamıyordu ya da konuşmuyordu artık. Adam binanın en üst katı olan 11. katta ikamet ediyordu. Aslında dışarı bırakmıyormuş karısı ama bir şekilde kaçmış işte ve Boris'in evini kendi evi sanmıştı. Adamın asıl işi mesajyollamauçurtmasıyapımcılığıymış, artık eskisi gibi insanlar bu uçurtmalara rağbet etmeyince adam iflas etmiş ve şimdiki konumunu almış yani bekleme konumu.

Sabahın ışıkları her yeri ısıtırken Boris sokaktaydı artık. Birkaç metre sonra bir boyacı çocuk ayakkabılarını boyamak istedi, o da kabul etti. Ancak çocuk renk körüydü ve Boris'e ayakkabılarının rengini sordu. Boris boya kutusundan çıkan boyaların üzerine tek tek renklerin adlarının el yazısıyla yazılı olduğu kâğıtları gördü. Boris'in ayakkabıları maviydi. Çocuk mavi yazılı boya şişesini aldı, mavi ayakkabıları renksizce boyadı.

Penceredeki kız mavi ayakkabıları görür görmez Boris'i çok sevdi ve ilk kez görüyordu Boris'i, göz göze geldiklerinde Boris'e el salladı, Boris de mukabele etti. Kız bundan sonra sık sık pencereye çıkma sözü verdi kendi kendine. Kızın gözü kum tepesinde oynayan çocuğa takıldı bir an, sonra yine gözleri Boris'e döndü ama artık Boris'in sırtı görünüyordu yalnız. Boris'in sırtında "Akşam 6'da aynı yerde olacağım!" yazıyordu. Vakit gelmişti, güneş eğik açılarla ışın saçıyordu yeryüzüne, kız sokaktaydı ve kızla birlikte sokağın bütün kızları sokağa dökülmüştü âdeta ama Boris ortada yoktu. Güneşin ışınları 10 dakika daha eğildiğinde geldi Boris. Bütün kızlar etrafını sardı, hepsi aralarında tartışıyordu, hepsi de mesajı kendisi için sanıyordu. Hep bir ağızdan sordular Boris'e: "Mesaj kime?" Tabii ki penceredeki kıza! Ama o sırada kızların hepsi de pencerelerindeymiş. Boris dedi: "Bu sokakta o kadar çok pencere yok! Hem ben birinize el sallamıştım, o da penceredeki kızdı." Bir köpek bir kadına saldırdı o sırada, kadın korkup kızlardan ve Boris'ten oluşan kalabalığın içine daldı. Korkusu geçince, aptalımsı bir şekilde yüzlerde gezindi bakışları ve utanıp sessizce çıktı kalabalıktan. Penceredeki kız Boris'i kolundan tutup oradan uzaklaştırdı. Kız Boris'e adını sordu. Boris, "Adım Boris" diye cevap verdi. Kız buna çok şaşırdı. Rus musun? Hayır! Adın niye Boris peki? Bilmem, niye Boris ki?

AZGIN ZAMAN

Yumuşak karanlığın içinden hafifçe belirdi beyaz kedi, kaplan adımlarıyla omuzlarını kırıtarak. Çok katlı bir mezardan farkı olmayan devasa apartmanın merdiven ışıkları göz kırptı alt alta dizilmiş pencereleri andıran gözleriyle. Sokak lambası kıskançlığından patladı, çünkü onun ışığı az geldi lâhzanın içinde sokağa. Balkondakikız pencere arkasına taşıdı diri bedenini, perdeyi delip geçti gözleri. Tahrik sonucu istemsiz olarak açılıyor kızıl kanatları, tam buradan görülüyor. Yeni yıkanan halıdan damlayan suyun yaprakta çıkardığı ses kupkuru olan geceyi nemlendiriyor. Köpekler bir eşeğe saldırdı, eşek biraz önce anırıyordu kimse müdahale etmedi, çünkü eşek bu şehrin malı değil köpekler gibi. Eşeğin acılı feryadı durdu, köpekler eşeği olması gerektiği gibi yedi, olması gerekmediği gibi yemedi. Ay durduk yere karanlığa düşman oldu, savaş sürüyor hâlâ. Pencere arkasındaki kızılkanatlıkörpebakire kanatlarını iyice açıp balkona çıktı dayanamayıp ve ileriye doğru fırlattı diri ve çıplak bedenini. Bir süre sanki havada asılı kaldı ama sonra tepe üstü yere düştü çünkü henüz uçmayı öğrenememişti, hormonları onu yoldan çıkardı, oysaki Boris ona söz vermişti, zamanı geldiğinde en iyi şekilde tatmin edilecekti ama o nefsine hâkim olamayıp ona doğru uçmak istemişti. Boris olayı içi parçalanarak izledi, hemen müdahale edemedi. Olay yerine geldiğinde kırılmış kızıl bir kanat buldu. Sırtında gezdirdiği çantasından bir atel ve sargı bezi çıkarttı ve kanadı sardı.

Kızılkanatlıkörpebakireleregözkulakolmakadınına ne oldu? Senin için yollamıştım bir tane, dedi. Kanatlarını okşatması gerekiyormuş, bunun için kızılakanatlıkörpebakireleregözkulakolmakadınınınkanatlarınıokşamaadamına gitti. Ama ona ne olursa olsun yanından ayrılmamasını söylemiştim. Fakat biliyorsun ki bu çok doğal ve söz dinlemeyen bir ihtiyaç, zavallı kadının yapabileceği bir şey yoktu, hem benim adıma hem de kendi adına. Hem öyle bakıp durma da bana vaat ettiğini ver.

Çekinecek hiçbir şey yoktu, Boris sokak ortasında vaadini gerçekleştirdi ve herkes yine mutlu oldu, olay iki kişilik gibi görünse de, tabii izlemek ayrı bir mutluluk vesilesiydi. En çekingen hayvan olan insan türü kendini bu birkaç sokaklık alanda aşıyordu, kesinkes bir şeyler gerçekdışıydı.

Bütün güzeller birbirine benzerdi, kızılkanatlıkörpebakire istisna idi. Esmer teni, anlam yüklü kara gözleri, dolgun küçük dudaklarıyla farklı bir güzellikti. Boris'in çokkatlımezarı andıran ikametgâhı alt alta dizilmiş pencereleri andıran gözleriyle tekrar selam verdi karanlığa. Boris yirmi altı kızılkanatlıkörpebakire yükseklikte olan dairesine çıkıyordu merdivenlerden yanındaki bakireyle. Körpebakireye uçmayı o öğretecekti olması gerektiği gibi. Ateli çıkardı, kanat sağalmıştı. Geniş ve kızıl kanatlarını açtı bakire, boşluğa attı kendini tekrar ama bu kez Boris'in yanında olmasının verdiği güvenle, süzüldü, süzüldü ve tek kanat çırpışla yükseldi hızla, sonra daha çok kanat çırptı, gökyüzünde aşağı yukarı gidip geldikten sonra iyice öğrendi uçmayı. Boris'in balkonunun önünde hafif kanat çırpışlarıyla havada asılı kaldı. Gökteki en büyük olma unvanını kaptırdığını sanmış olacak ki aniden geniş kanatlı başka bir uçan yaratık olan Amerika kel kartalı ta Amerikalardan gelip bakirenin arkasında peydahlandı hiddetli gözleriyle. Boris kartalı görür görmez anlamış olacak ki kötü niyeti, hemen parlattı gözlerini, gözlerden çıkan yoğun ışık toza dönüştürdü kartalı. Artık gökyüzündeki en büyük canlı kızılkanatlıkörpebakireydi. Olanları anlayan bakire, "Ooo!" dedi, "Kurtardın beni!" Olması gereken buydu zaten, başka türlü olamazdı ki. Bu da ne demek? Bu bütün kızılkanatlıkörpebakirelerin geçtiği bir sınavdır ya da geçemedikleri, geçmek partnerinin becerisine bağlı, çoğunu kartallar kapıp ta Amerika'ya kadar götürür, kartalların onlardan önce bir çocuk edindiği, çocuk erkek olursa hem çocuğu hem de bakireyi (artık değil) yediği söylenir, yani sizin soyunuzun var oluş şekli. Bu saçmalık kendini ilginç biri gibi göstermeye çalışıyorsun bana! Ne? İlginçlik mi, kanatları olan sensin.

Arkasokaktakikızın, sokak ortasında sarı, uzun saçlı (daha sonra hatıra olsun diye penisi kesilen) gençle girdiği cinsel münasebet sonrasında doğan çocuğu bir yetişkin olmuştu artık çünkü zamana hiç güven olmuyordu bu birkaç sokakta. Zaman bir uçurum kadar sessiz ilerliyor ki kimse farkına varamıyor hareketinin. Bu çocuk ne zaman büyüdü, adam olmasına kim izin verdi, bu sokaklarda kanun namına bir şeyler yok muydu? Uçurum kadar sessiz bir zaman da ne oluyordu, nesneler ve olgular nasıl oluyor da yer değiştirebiliyor böyle kolayca, bunları kim uyduruyor?

"Ben uyduruyorum!", diye ortaya atıldı Kızılkanatlıhazırcevapkörpebakire, arkasokatakikızın sokak ortasındaki cinsel münasebetinden peydahlanan ve hemencecik büyüyen oğlan çocuğu yani arkasokağınçocuğu, "Çok güzel uyduruyorsunuz, tam da sizin gibi güzel bir bakirenin yapması gerektiği gibi." diye belirtti iltifatını. "Çok naziksin arkasokağınçocuğu. Sizin kadar eşsiz bir yaratıktan söz ederken mutlaka "güzel" sıfatı eklenmeli yoksa bu eksik zekâya tekabül eder ki, sizin eksik zekâlılarla bir işinizin olacağını hiç sanmam."

Öyle sarsıcı iltifatlardı ki bunlar, yavaşça teslim oluyordu kızılkanatlıkörpebakire fakat olayı sote bir yerden izleyen Boris gizliliğe son verip açığa çıktı. "İltifatlarına bir son ver o benim kızılkanatlıkörpebakirem, git kendine başkasını bul!" diyerek. "Nerden bilebilirdim senin olduğunu üstüne yazmalıydın." Bunun üzerine sırt çantasından çıkardığı "Ben Boris'in malıyım!" yazılı karton levhayı kızın sırtına yerleştirdi Boris. Oradan uzaklaşmak zorunda kaldı arkasokağınçocuğu intikam planları yapmak üzere.

ARDIL ZAMAN

Bana baksana anlatıcı, neden biraz daha adil davranmıyorsun? Hep Boris'ten yana kullanıyorsun karar yetkini.

Özür dilerim arkasokağınçocuğu ama biliyorsun ki ben de bir insanım ve yazarken kendimi, yarattığım karakterlerle "özdeşleştirebiliyorum" istemeden. Ne de olsa bunlar benim farazîlerim. Yazar olmamışlığın içinde ezilen kişidir, bunu unutma.

Arkasokağınçocuğunun bu serzenişi işe yaradı ve intikam almaktan vazgeçti. Aslında çekilmesinin sebebi karşı kaldırımda yürüyen ıslakkaldırımlarprensesiydi ve şu an yağmur yağıyordu. Nerde ıslak ve buzlu bir kaldırım varsa o orada olurdu. Islak kaldırımlarda gezmeyi seven güzeller güzeli ıslakkaldırımlarprensesini görür görmez kalbinden vurulmuşa döndü arkasokağınçocuğu. Ona kimse ilkyardım uygulayamazdı, bu sadece onun halledebileceği bir meseleydi, bu mesele benim meselem mukabilinden. Mesele bir ip yumağı gibi karışmaya başlamıştı, karıştıkça yağmur kara döndü. Her köşe başını bir kardan adam tuttu elindeki makinelitüfekle, korkudan kimse köşeleri dönemez oldu. Buz tutan yollarda kayarken kolunu kıran çocuklar, seyyar alçıcıda kolunu alçılatıp kayma işlemine kaldığı yerden devam ediyordu. Yol tuzlama ekipleri bu sokaklara kesinlikle giremiyordu, onlar girerse çocuklar nerede kayacaktı? İşte ıslakkaldırımlarprensesinin en büyük derdi buydu ve bunun önüne geçmek için sokak girişlerini buzdan duvarlarla örmüştü ve her köşe başına da eli makinelitüfekli kardan adamlar dikti. Ola ki büyüklerden biri yanlışlıkla işbirliğine girerdi. Şimdi de ıslak ve buz tutmuş kaldırımlardan süzülerek denetleme yapıyordu, o da gördü arkasokağınçocuğunu, görmesiyle birlikte o da kalbinden vurulmuşa döndü ve "görmesiylebirlikte" bu işe bir çözüm aramaya başladılar. Ama görmesi hemen kendine gelerek, bu işin çözümünün kolay olduğunu zira adamın da onlara yani, ıslakkaldırımlarprensesine alık alık baktığını, bunun da her zamanki gibi aşk belirtisi olduğunu söyledi ve söyledikten sonra "görmesi" gözlerinde kayboldu. Kaybolur kaybolmaz yine yağmur başladı; karlar ve kardan adamlar hızla eridi, artık çocukların kayacağı bir buz tabakası kalmadı, buz kalmayınca kollar da kırılmıyordu, bu yüzden ak saçlı, aksakallı, bastonlu seyyar alçıcı el arabasını ıslak sokaklarda iterek uzaklaştı, karlı ve buzlu yeni bölgelere doğru aynı bacalardan inen aksakallı adam gibi. Uzaklaşırken cebindeki paraları kazanmasında büyük pay sahibi olan buz tanrıçasına da içinden en iyi dileklerini sunuyordu, kırılacak yeni kollar içinde dua ediyordu ayrıca.

Yağan taze yağmurla birlikte ıslakkaldırımlarprensesi yeni doğmuşçasına dinçleşti, vücudu bir körpenin bedeni gibi dirileşti. Tenine hiçbir boyanın veremeyeceği bir canlılık verdi yağmur. Bu yenilenme arkasokağınçocuğunu daha da fazla etkiledi; artık tam anlamıyla şapşal bir âşıktı o. Ve sokağın ortasında, alt dudağı eşek dudağı gibi öne doğru uzayan, gözleri bir delininki gibi sağa sola bağımsız hareket eden, saçları yer yer dökülmüş, boynunda tiki olan ve elinde de açık, küçük bir pilli radyoyla geçen bir adam durdu prensesin önünde. Ve radyodan arkasokağınçocuğunun sesi yankılanıyordu, âşıkların yaptığı aptallıklardan birini o da yapıyordu şu an: İlan-ı aşk ediyordu canlı yayında. Ama bu yapılması gereken bir şeydi aptallık olsa da aşkın doğasından dolayı… Bu olaya şahit olan prenses, olayın çocuklar önünde cereyan etmesinden öylesine kızdı ki adamın elindeki radyoyu kapıp klasik müzik dinlemeye başladı. Edvard Grieg'in sinsi şeylerin planlandığını haber veren, The Hall Of The Mountain's King'i çalıyordu, yarın ne gösterecek kimse bilemiyordu artık.

Aniden yarın oldu. Arkasokağınçocuğu başka bir ilan-ı aşk yöntemi olan çiçeklerle sokakta yürürken ıslakkaldırımlarprensesine doğru, birden durdu prensesin yüzündeki kızgın ifadeyi görünce. Ve birden yanmaya başladı arkasokağınçocuğu vücudunun sol yanından başlayarak. Yavaşça yanıyordu mavi bir alev çıkararak ve yavaşça erimeye başladı yanmanın etkisiyle. Bu duruma sevinmiş gibi görünen prensesin tepesine devasa bir el indi durduk yere. Prensesin kafası ve kolları koptu, bacakları ise iki yana doğru ayrıldı. Her şeyin bir garip olduğu daha başından belirtilmişti. Garipti çünkü bu sokaklar on yedi yaşındaki bir kızın oynadığı maketten ibaretti; evler, ağaçlar, insanlar hepsi plastiktendi. Konuşan ise sadece çocuktu.

Not: Bu öykü kız kardeşimin oyunları sırasında onu gizlice gözetlemelerimde tuttuğum notlardan oluşmuştur. Hayal gücü söz konusu değildir.

Sayı: 23, Yayın tarihi: 30/03/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics