MaviMelek Edebiyat
Hermes Kitap
"Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha büyüktür." Oscar Wilde

[Öykü]"Ardımızda Yıldız Tozları" | Fatma Burçak Akı

İhsan Arı

"YAKAMOZ GİBİ PARLIYORUZ"

Üsküdar'dan vapura biniyorum. Kıç taraftaki açık salona gidip kenarda bir yer buluyorum kendime, güneş yüzüme, saçlarıma dokunsun diye. Denizin iyotlu kokusunu çekiyorum içime, çantamdaki kitabı okumak istemiyorum. Gözlerimi kapatıp güneşi, denizi ve seni düşünüyorum. İlk aklıma gelen upuzun kirpiklerinin gölgelediği ela gözlerin… Yumuşacık bakıyorsun bana yavru bir kediye bakar gibi. Martıların çığlıkları boğuk kahkahalarını anımsatıyor. Bu vapur, boğazın serin köpüklü suları beni sana taşıyor. Karşımda yaşlıca bir çift oturuyor. Seninle hayalini kurduğumuz gibi el ele seyrediyorlar denizi. İkisi de başka bir şeyle ilgilenmiyor, sadece birbirlerine ve denize bakıyorlar. Boğazın serin mavi kollarında, güngörmüş, zengin, fettan bir kadın misali süzülen ihtişamlı yalılar. Kendini beğendirmek için piyasaya çıkmış yakışıklılar gibi salına salına dolaşan yatlar. Ne demiş şair; "Bir elinde cımbız / bir elinde ayna…"

Önce gözden düşen kayıkhaneleriyle ihtiyarlamış yalılar görünüyor, ardından iskele. Anadolu Kavağı yaşlı, vakur ve turistik haliyle bizi bekliyor. İskeleye ayak basar basmaz tatlı bir meltem nefesini getiriyor dudaklarıma. Arkama dönüp dönüşü bekleyen vapura bakıyorum. Aceleyle meydana doğru yürüyorum. Bu saatte turistler akın etmemiş henüz. Bizim şişko tekir kedi banklardan birine kurulmuş uyukluyor. Meydanda ulu çınarın altındaki taşlara oturuyorum. Sırtımı çınara yaslıyorum, gözlerim denizin menevişlenen mavisinde. Seni bekliyorum. Şişko tekir tek gözünü açıp bana bakıyor, tanıdı galiba. Gerinerek yerinden kalkıp benden yana seğirtiveriyor. Senin gibi yürüyor; hafifçe yaylanarak, sessiz, sağlam adımlarla, etrafa aldırmadan. Yanıma yerleşti bile, fütursuzca yaslanıyor bana doğru, onu kabul edeceğimden çok emin. Oysa sen beni kaybedeceğinden emindin her zaman. "Beklemezsin, bekleyemezsin" derdin. Hiç inanmadın seni bekleyeceğime ya da inanmak istemedin belki sen beni beklemek zorunda kalırsın diye… Senin beni bekleyip beklemeyeceğini bilmek istemiyorum ki ben. Daima beni beklediğini düşünmek, sana inanmak bana yeter. Yalan bile olsa… Gerçeği hiç bilmedikten sonra ne önemi var ki…

Güneş tepeye ulaştı, büfeler, restoranlar kapılarını açtı. Senin sevdiğin gibi midye-ekmek yiyip bira içiyorum. Bir bira da sana aldım, şişko tekirle seni bekliyor, biraları tokuşturuyoruz. Keyfimiz yerinde… Sana anlatacak çok şey birikti içimde. Nereden başlayacağımı bilmiyorum… Ama benim için en önemlisinden başlamak istiyorum; yazıyorum ben… Hani hep yapmak istediğim gibi, "sen yaz, istediğin gibi yaz, kimse okumazsa ben okurum" diyordun ya, yazıyorum işte… Birileri de okuyor galiba, ama kimse bilmiyor senin için yazdığımı. İstanbul'u dolaşıyorum fırsat buldukça, seninle bıraktığımız yerden devam ediyorum, basıyorum akbilimi, otobüs, vapur, tren ne bulursam binip gidiyorum. Her gittiğim yere seninle gidiyorum elbette. Kimsenin başını kaldırıp da bakmadığı binalara, ağaçlara bakıyorum, bazen eski bir banka oturup insanları izliyorum, hepsini seninle paylaşıyorum. İlk tanıştığımız anı hatırlıyor musun? Elinde beyaz bir peçeteye alelacele yazılmış bir şiirle dikilivermiştin karşıma. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken sen kaybolup gitmiştin bile. Seni tekrar görebilmek için her gün aynı yere geldim ben. Behçet Necatigil'in şiirini de çoktan ezberlemiştim:

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler Yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarla bu kadar çabuk 
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.

Dördüncü gün seni gördüğümde ne diyeceğimi bilemeden gelip oturmuştum yanına. Biliyor musun hiç kimseye anlatmadım ben nasıl tanıştığımızı. Korktum, kıskanırlar, nazarları değer diye, hangi kadın istemez ki bir şiirle fethedilmeyi. İşte o peçeteyi çerçevelettim, başucumda duruyor, her sabah seninle uyanıyorum, o anı tekrar yaşıyorum.

Vapur dönüş için yolcularını çağırıyor. Güneş denizle kavuşmak için sabırsızlanıyor sanki. Ben seni bekliyorum. Yerimden kalkıp biraz dolaşıyorum etrafta, esnafla sohbet ediyorum, alışveriş yapmıyorum. Sadece seni hatırlatan şeyleri taşıyorum artık yanımda. Ucunda köpek balığı dişi olan kolyemi hiç çıkarmıyorum boynumdan. Senin sevdiğin gibi giyindim bu gün; dar jean pantolonum, beyaz tişörtüm, spor ayakkabılarım… Saçlarım dağınık, hiç makyaj yapmadım, sana hazırım ben. Gün ve gecenin kavuşmasını bekliyorum sabırsızlıkla. Vapur çoktan gitti, meydan yavaş yavaş boşalıyor, restoranlar hareketli bir geceye hazırlanıyor. Karanlık tam çökmeden çantamdan hiç okumadığım kitabımı çıkarıyorum, kapağın içine birkaç cümle yazıyorum. Şişko tekir de beni bırakıyor, o geceki nafakasını çıkarmak üzere restoran kapılarının önünde beklemeye başlıyor. İskeleye doğru yürüyorum. Hiç kimse yok, kapılar kapanmış, ışıklar sönmüş, sabah gelecek vapura kadar ıssız ve yalnız. İskelenin önünden geçip biraz ilerdeki ihtiyar ve kimsesiz yalının bahçesine giriyorum. İşte oradasın, yüzünü denize dönmüş beni bekliyorsun. Kum rengi saçlarında yıldız tozlarının pırıltısı var, ellerin ceplerinde, hiç kıpırdamadan duruyorsun. Yavaşça sana doğru yürüyorum, gözlerimi senden ayırmadan, içime sindirerek bakıyorum sana, yanına sokulup elini tutmak için elimi cebine sokuyorum bende. "Geldim" diyorum. "Beni bekledin" diyorsun. Başımı omzuna yaslıyorum. Yalının küçücük iskelesinde oturup denizi seyrediyoruz el ele, hiç konuşmuyoruz. Saçlarındaki yıldız tozları bana da bulaşıyor. İkimiz de yakamoz gibi parlıyoruz. Deniz ve mehtap sarıp sarmalıyor bedenlerimizi, gümüş rengi bir sihir, ardımızda yıldız tozları, yakamozlar, viran kayıkhane duvarları.

~~~
Sayı: 36, Yayın tarihi: 02/04/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics