MaviMelek
Hermes Kitap
"O sana bakıyordu bomboş sen de ona; aynaydın da sen artık o sadece yansıtıyordu senin aynalığını sana." Cüce / Leylâ Erbil

[Gökçeyazın] "Aradım Yaz Dediniz - Feryal Tilmaç" | Melek Öztürk

Aradım Yaz Dediniz | Feryal Tilmaç

"HİÇBİRİ YAŞANMADI BELKİ BUNLARIN"

Olmayacak Şey - I. Bölüm

"demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması"
Attila İlhan

Merhaba, ben Domino. Raziye de diyebilirsiniz bana. İkinci adıma bakıp razı olduğum duygusuna sakın kapılmayın. Evet, kabul ediyorum, bu isimde seslenilmesine itiraz etmedim, ama hiçbir zaman kabullenmedim, çünkü o zamanlar başka bir çarem yoktu. Yazdıklarınızı okudum. Bencilce gelebilir size ama bir kitap okuduğumda aldığım keyif benim için çok önemlidir. Sizi diğer yazarlardan ayrı tuttuğumu düşünmenizi de istemem, neticede yazdıklarınızda gördüğüm gerçek, aslında bir kurgudan ibaret. Meraklı bir kedi olduğumu söylemekten utanmıyorum, hem siz de söylüyorsunuz bunu, "Meraklı kedi ölmeden önce yüzlerce köpekten fazlasını öğrenir." Saklı gizli sevgiler de büyüttüğünüzü biliyorum yüreğinizde. Korkmayın lütfen, bin bir zahmetle canınızdan koparıp dizdiğiniz kelimeleri aşikâr etmek niyetinde değilim. Ama kabul edersiniz ki, insan her okuduğu kitapta kendi hikâyesini bulamıyor. Çözümü olmayan çelişkiler dünyasında yarının ne getireceğini hiç düşünmeden yaşadım. "Ne olsa hepimiz kendi dünyamızın merkezinde duruyoruz. Biricikliğimize ilişkin güvenimiz bir an için sarsılsa kendimizi kaygan duvarlı, çıkışsız, karanlık bir kuyuya yuvarlanıyormuş gibi duymaz mıyız?" Bu mektup sizeydi sayın Thomas Eugene Robbins, "Kadınlar Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatları Severler" demiştim başlığına.

Ah! İşte şimdi Zımniye oldum, size bir mektup yazmıştım. Hatırladınız mı? "Serzeniş"ime ses olmuşsunuz. Bu öykünüzü de okudum, başta ismimi değiştirdiğiniz için biraz kırılmıştım size. Ama iyi olmuş ismimi değiştirmeniz, aramızda bir sır olarak kalmasını tercih ederim, gerçek adımı kimsenin bilmemesi daha iyi. O ismi bana çok sevdiğim değerli yazarımız Leylâ Erbil kült kitabı Cüce'sinde vermişti, Zenîme koymuştu adımı, çok kişi bir kurgudan ibaret sandı beni, ama ben gerçekten de vardım. O vakitten beri kimseler kapımı çalmadı, kimse arayıp sormadı ama bir gün siz hatırladınız beni!.. Ne kadar müteşekkirim size bilemezsiniz. "Öte yanda her an tazelenen ateşiyle saydam bir nargileydi durmadan fokurdayan unutuluş." Unutmamışsınız…

Zorluyorum. Ruhumu gezdirmeyi seviyorum. Mevsimlerin yaprakları dökülüyor. Biraz evvel ölü bir yaprak düştü saçlarıma. Gördüklerim, yaşadıklarım hepsi bir rüyaydı belki. Jim Morrison fısıldıyor kulağıma Tanrılar Yeni Yarıtıklar'ındaki sözleriyle, "Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum. Neler olacağını merak ettim. Hepsi bu: Sadece merak." Can çekişen ruhların acısı, "Mümkün olan her arafta can çekişen kadın"ın sancısı. Sorularımla bir başınayım, belki de sorularını arayan cevaplarımla. Kaç kez düşündüm gitmeyi, toprağın soğukluğundan, karanlığından korktum. Bay Tarafsız'ın imgesine tutundum, türlü bahaneler buldum kendime. Çocukluğuma geri döndüm, beynimin kıvrımlarında dolanan Kırmızı Başlıklı Kız en iyi bildiği masalı unutmuştu. Tüm masallar yalandı. Kül Kedisi olduğumu hayal etmek güzeldi yine de. "Çocukluğuyla hesaplaşmadan büyüyebilir mi insan?" Hüznün de bir tadı vardı, çok haklısınız, ama oyun dışı kalmak her defasında acıtıyor yüreğimi. İçimdeki tüm kadınlar gözyaşlarını bırakıp gitti. Hiçbiri üzerime uymadı. Gerçekten konuşabileceğim kimsem yoktu ve çok düşündüm sizi aramayı. Hiçbir zaman "sen" diye hitap etmedim, "siz" dedim her zaman. Bir mektup, belki de yazmamı istediğiniz o "Masal"ı yazdım size. Çünkü ben Aradım siz de Yaz Dediniz.

Dinlediğim tüm masalların huzuruyla dizlerinizde huzurlu bir uykuya dalmıştım ki, sonsuz siyahlığınızda zehirlendim. Ağzım, dilim, damağım, boğazım ve de ciğerlerim parçalandı. Nafileydi, çaresizce kıvranmalarım. Sonra uyandım. Güvenmiştim. Tekrar deneyecektim ve tüm yüzler parçalanıp yok olacaktı. Korkularım, "bunlar siyah boşluklar, hep olacak." İçimdeki şeytanla yüzleşiyorum. Puslu bulutlar, belirsiz, dağınık ve yorgun. Zencefil kokusu meleğimin ellerinde. Ağlamayı kesiyorum. Neden kanatların yok? Sorum havada kalıyor. "Kanatları olsaydı belki de sevmezdin bu kadar. Melekleri melek yapan bile eksiklikleridir kim bilir." Beni anladığınızı biliyorum artık, tek istediğim anlaşılmaktı. "Melekler erkek olurmuş," duymuştum. Bir sakınca görmedim ben de öyküme adınızı vermekte.

Terapilerimizden birinde şöyle demiştiniz, "Cevap vermek çok kolay Meral Hanım, asıl zor olan susmak." Siz belki de zor olanı yapıyorsunuz. Artık size ihtiyacım olmadığı düşüncesine varıyorsunuz. Oysaki ben gitmek istemiyorum. Gitmekten ölesiye, öldüresiye korkuyorum. Dilimin ucuna gelenleri erteliyorum. Ama bilesiniz ki söylediklerinizi değil Bay Tarafsız, söyleyeceklerimi unutuyorum her defasında. "Konuşulduğunda her şey hep biraz eksik kalıyor bu nedenle" Yazmak tek çareydi benim için. Hem böylece duygularımı, düşüncelerimi daha derli toplu anlatabiliyor, hem de size daha yakın olduğumu hissediyorum yazarken. Ama bu kez yazmak anlamsız geldi. Dinleyin dedim. İçimdeki "ben" yoğunlaşıyor "Yeşil Kareler"e. Bu odayı ve renklerini daima hatırlayacağım.

Hayattayken bir gün olsun duymadım kocamdan güzel bir çift söz. Yedi gün oldu, mevlidimi okuyorlar şimdi. Tanıyan herkes gelmiş, sağ olsunlar. Biraz erken ayrıldım aranızdan, üzüldünüz, gözyaşı döktünüz arkamdan. "Tüm bu tiyatro…" Muallim Mektebi'ni bitirip bir dağ köyüne tayin oldum. Karşıma çıkan hiçbir zorluk yıldırmadı beni. Muzaffer vardı, muhtarın deli yeğeni. Beğenmiş beni. Çocukluğunda geçirdiği ateşli hastalık yüzünden aklı firik kalmış. Haber göndermişti nenesiyle, ona varmam için. Şimdi diyorum da acaba Muzaffer'le evlenseydim daha mı mutlu olurdum acaba? Çalışmama da izin verirdi. Bunları düşünmek ve gerçekleştirmek, artık çok geç. Hayır Suzancığım, kapatma kapıyı, biraz aralık kalsın. Çok sıkıldı yavrucaklar, hem onlar da "Yaratıcılığın Memeleri" nedir, duyup bilsinler.

Ey Kızkardeş! - II. Bölüm

"Yaslı yüreğin gözyaşı yasası
Nasıl da kaçınılmaz kızkardeş!
Sabah artı acısıyla örtünce karanlığın
sonsuz olanağını,
Ses bilmeyen için ne kadar uzak!"

Nilgün Marmara
Göremedim ey güzel kız kardeşim yıllarca neler yaşadığını, hissettiğini. Ben de bilemedim, daha yirmisini görmemiş körpeyken "üç metre yünlü jorjetle iki gümüş telkari güle kadife kaplı bir üçlü kanepeye iki koltuğa kenarları oymalı yemek masası"na gittiğimi. İntihar bana yakışmazdı, ne ki yüzüstü girdiğim o evden sırtüstü çıkmaktan başka bir çarem de yoktu. Değerimi biçip uğursuz, uçkuru düşük, iğrenç bir adama sattılar beni!.. Ama bilseydim sana ettiklerini, bana ettikleri bir şey değilmiş derdim. "dişi köpek kuyruk sallamasa erkek köpeğin neyine" demezdim. Giderken onu da götürürdüm. Acın dinmezdi, bilirim bacım. Belki biraz merhem olurdu, kenarları yenik kahverengi deri "Kemer"in içinde biriktirdiği sızına.

İstanbul… Ağaçları yerinden sökercesine, arabaları beşik gibi sallarcasına esen lodoslu bir akşamdan geliyorum. Ben Cavidan, emekli İngilizce öğretmeni ama ruhum henüz emekli olmamıştı. Yalnızlık… Söyleyince kulağınıza klişe gelebilir bu sözcük. Yarım kaldım, içimdeki yalnızlık duygusunu kendi kendime yatıştırdım, susturdum. Yıllar sakince kayıp gitti avuçlarımın arasından. Evet, o gün evden çıkarken olacakları aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Sadece yılbaşı akşamı için güzel bir alışveriş yapıp evime dönecektim, ne yazık ki öyle olmadı. Düşüncelerimden ve yaptıklarımdan utanmam gerekiyor belki. Ama ben tüm bunları neden daha önce hiç yapmadığımı düşünüyorum. Ve sizin de belirttiğiniz gibi sevgili yazar, bu öykünün asıl kahramanı ben değildim aslında, ikimiz de biliyoruz ki, lodosun ıslığıydı.

İçinde doğup büyüdüğümüz ailemiz bizi sarmalayan, kucaklayan hayattır. Anne ve babamız okumamızı kendi ayaklarımızın üzerinde durduğumuzu görmek ister. Sonra evlenip çocuk sahibi olmamızı beklerler. Sanırım bunların sırasını karıştırdım. Sıra dışı olmak istemiştim. Mutlu muyum peki? Yakında anne olacağım. Hazır mıyım peki? Oysa bu oyunu çok sevmiştim, ta ki buraya gelene kadar. Şimdi uyumak istiyorum. "İncir dolu sepetten süzülen yılan tarafından sokulan talihsiz prenses…" Yeniden Müge olmak istiyorum. "İncir Çekirdeği"ni hatırlıyorum, minicik bir çekirdek, içine neler sığıyormuş meğer…

Kalbimin tam ortasında uzayıp genişliyor siyah boşluk, içim çekiliyor. Mide ağrılarım en sık ziyarete gelen sendromlarım. Mutluluk bir yerlerde gizlenmişti belki, gölgesini gördüğümü sanıyorum bazen. Belki de ardında gizliydi bulutların. Ah, balıklar gibi unutuversem her şeyi, seni. "Eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa?" Duymak istedim bir kez olsun dilinden Sevda Sözleri'ni. Harlı ateşlere değdi dilim kaç kez, akıllanmadım yine de. "Dünyanın sonu geldiğinde sarılacak kimseniz var mı?" Ama şimdi geç oldu, gitmeliyim. Kafamdaki her bir sözcük bir diğerini davet ediyor. Sözcüklerim beni bekliyor "Can'la Başla". Gözyaşlarıma dokunuyorlar ama ben ağlamıyorum ki…

Sana bir mektup yazdıydım ablacım. Geldi mi? Ben Hazal hatırladın mı? "Sigarası kahvesi kağıdı bitmez" bir kocam var, Hüseyin. Gözümdeki morluklar, yüzümdeki şişliklerin acısı yıllar geçse dinmez. "Benim derdim biter mi Allah buna iki iyiliğin birini versin günah gençtir deme abla bana günah değil mi canıma yetti." Herkes ölümüme susamış. Çok özledim abla seni. Söyle abla, bana bir akıl ver, ne edeyim ben?

Sevgilim… İlk kez bu sözcükle seni anıyorum. Adını koyamamıştık yıllarca. Dünya o zamanlar daha masum bir yerdi. Benim için kitap çalman… riske girmeni seviyordum. "Ne önemi vardı ki? Dünya gülünecek olaylarla dolu acayip bir yerdi. Güneş ışığı ve şakadan yapıldığına yemin edebilirdik. Hansel ile Gretel'in ormanda karşılarına çıkan pasta ve şekerlemeden mamul ev gibi bir şeydi." Yıllar sonra buldum şarkımızı, "Amigos Para Siempre…"

Belki beklemiyordun beni, bölük pörçük hayalimle düşlerine girmemeliydim. Belki hiç gelmemeliydim buraya. Belki de sözcüklerim tüm anılarımızla birlikte kilitlediğin kapıların ardında kalmalıydı. Belki yazdıklarımın hiçbirini okumayacaksın. Belki de okuyacak ve güleceksin, "söylesene gençlik hoyratlığa gerekçe midir?" Hiçbiri yaşanmadı belki bunların, ben öyle sanıyorum. İçimde can çekişen kedi öldü. Mazgal, Medet, Muğlak, Mutluluk, Maestro, Merhaba, Merhamet: "Belki M"…

İmgeleri ve şiirsel diliyle Feryal Tilmaç, günümüz öykücülüğünün sesini bulmuş yazarlarından. "Aradım Yaz Dediniz" isimli ikinci öykü kitabı geçtiğimiz günlerde Okuyan Us Yayınlarından çıkan yazarın, öykü kahramanları yukarıda okuduğunuz yazıda dile gelip anlaşılmama ihtimallerine karşı yine de kendilerinden bahsettiler. Feryal Tilmaç'ın "Aradım Yaz Dediniz" kitabını okuduğunuzda onları gerçekten anlayacağınıza kuşkum yok.

Hüzün ve acı hiçbir sınıfın tekelinde değildir. Feryal Tilmaç her sınıftan kadınları konuşturuyor öykülerinde. İç acısı, ironi ve sıkıştırılmışlıklarıyla yazdığı tüm kadınları ruhunda yaşatmışçasına sağlam dili, kurgusuyla anlatıyor. Yapaylıktan uzak, yalın, kendi sesiyle, sıradanlığa, tekrara düşmeden karakterleri kendisi için gerçek kılabiliyor.

Aradım Yaz Dediniz, Öykü
Feryal Tilmaç
Okuyan Us Yayınları, Aralık 2008, 161 s.

Sayı: 35, Yayın tarihi: 04/03/2009

melek@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics