MaviMelek
"tutkuyla bağlanmak ruhun inceldiği yere / kedere ateşe ve sülfüre / kötülük yakıcıydı ateşti / cehennem tutkuyla vardığın yerdi" - Çiğdem Sezer

[Şiir]"Akşamın İçinden Geçen Kadınlar" | Çiğdem Sezer

bahçeye açılan evler suskundur

1.
kendimden bildim seni, içerden
bir ses bir kopma
gibi düştün toprağıma
ne bu bahçeye girmişliğin var oysa
ne çıkmışlığın duvarıma

dağlar görmüş nehirlerden bildim seni
orada çok çocuk öldürdüm kendimi
acıya uzadım
şehre bir ayna koymuşlar
kendime azaldım

evler ev değil dere yatağı
eşiklerde bilenir kalmanın ağır bıçağı

köksüz  bir ağaçtım
ağladım ara sıra, yalnızlığın Allahı
yerleşmiş dallarıma

bildim hiçbir şey geri dönmüyor
kendimden bildim dönmediğim şehirlerden
ellerin tutulmaya hevesinden bildim
insan, gölgesine yetişemiyor

kimseden mektup beklemedim
erken söktüm yazıyı bulut dilinden
konuşmayı ve susmayı öğrendim
bir çingene gösterdim kendimdir diye
saçındaki çiçeğe sokuldu dünya
koynundaki yaprağa
ben öyle uzağımda bir dal gibi inceldim
kuş yuvalarına özendim bir zaman
sırtımdaki kamburu gösterdiler
seni ürperen tenimden bildim
kesik kanadın seğirmesinden

ara sıra uçmayı denedim baş dönmesi
olarak verdim kendimi rüzgâra
dünya dediğim kerbelâ
döne döne içimdeki kuyuya
attığım taşları saydım
gecenin gözleriyle baktım içime
en çok buna inandım

aslında yalnızca buna?
insanın bir kuyudan olmuşluğuna

2.
bir dalgınlıktım dünyanın gözünde
sandık odalarında tavan aralarında
tozlu eşyalar arasında
kaybolmuş bir dalgınlık
iyi geliyordu sıkıntıya yelken açmak
rüzgâra vermek sustuklarımı
şefkât diye bellemek kıyıyı döven dalgayı
iyi geliyordu, adımı sorsalar şaşırıyordum
herkes bir şeylere inanıyordu oysa
ve herkes bir şeyler ezberliyordu
günaha ve sevaba ve iyiye kötüye şeytana meleğe
zor zamanlarda işe yarayacak bir şeylere
inanabilirdim bir çiçeğin ansızın büyümesine

bir çiçeğin ansızın büyümesine inanabilirdim
uzandığım yatağın gökyüzüne dönüşmesine
yıldızların gülüşürken çıkardığı seslere
inanabilirdim işe yaramayan bütün şeylere

aslında yalnızca buna inandım
sevişen avuçların terlemesine

3.
Ganita'da gemiler oturuyordu
yaşlıydılar ve hüzünlü ev kızları gibi
dalgaları saymakla geçiyordu ömürleri
onlardan birisin dedim kendime
kalın halatlarla ıslak bir güverteden ibaretsin
ve hiç dinmeyen bir yağmur diliyorsun
gökyüzünün bereketinden
gökyüzü bulutlarındır, biliyorsun
bunu biliyordum bildiğim pek çok şey gibi
kalbimin zayıflığını kelimelerin aczini
bir çamur gibi yoğrulduğunu insanın
ve eller beceriksizse
ve parmaklar narin değilse
nasıl da hatalı ve çirkin göründüğünü
biliyordum bildiğim pek çok şey gibi
yutuyordum ve karnım hiç durmadan büyüyordu

ama bir yol olmalıydı bir çift kanat
kızlar kanatlarını annelerinden alıyordu
ve burada rutubetten kanatları kurumuş anneler
uzun yaşamıyordu
ölmek öyle bir şeydi belki de
akşamla evler pencerelerini unutuyordu
Yomra'da bir gece kazası gibi deniz
kıyıya vurdukça, balıkçılar
ağlarını topluyordu nasipsiz sulardan
bir köpek havlaması bir fren sesi
uykuyu bölen bir çığlık
Yomra'da bir gece vakti yağmur
bütün izleri ortadan kaldırıyordu

saat kaçtı bilmiyordum onlar da bilmiyordu
ben yalnızca gecenin nabzına inandım
evin gece hâline eşyanın değişkenliğine
duvarlara sinmiş el izlerine unutulmuş kelimelere
hiç söylenmemiş belki de
uzun bacaklı geyiklere bir de
en çok buna inandım yalnız buna inandım
suya değiyordu bacakları
ben kalbimi onlarla sınadım
kanlı bir yumru bir çarpıntı
alıp bir dağa bırakırlar belki diye
ben kalbimi yalnızca bir geyiğe…

4.
sessizliğim duyulsun istemedim
bozuk bir musluk geceler boyu
kehanet gibi damlayıp durdu
   senin adın "uzak" olsun
   senin adın "uzak"

çatıdaki baykuş durmadan ötüyordu

her şey bekleyebilir sanıyorlar
çocuğun büyümesi acının hafiflemesi
oysa ne zaman sıkılsak akşam oluyor
zamanın içinden geçiyoruz
zaman içimizden geçiyor
kurtlar bile beklemiyor puslu havayı
kuşlar bile ağaç bile beklemiyor
biz toplanmış bekliyoruz hayat evimize gelecek
bir çay içimi bir konukluk süresi işte o kadar
yaz bitiyor kış da
bahar ara sıra bir çiçek dalımızda
sonrası filizkıran fırtınası
işte bu; durdukça koyulaşan o kirli su

hiç inanmadım masumiyetine çocukların
cennetin vaat edilmiş güzelliğine
oysa işe yarar şeydir inanmak
iyi düzenlenmiş bir ev,
 kullanışlı bir yaşamak
inanmak böyle bir şeydir dolabın işlevselliğine
söküklerin dikilip yenilenmesine
duvar kâğıtlarının değiştirilmesine
 ben yalnızca bulutlara inandım
                              yağmurdur diye
bütün bunlar iyi gelir, acıyı alır
insan kendine başka nasıl katlanır?

kavurduğum soğan yakıyor dünyanın gözlerini
gözyaşlarını iyiliğe yoruyoruz
oysa hiçbir iyilik işe yaramıyor
iyiliğin beyazında ölüm gibi üşüyoruz
kötülük renkliydi ve sıcak
aşk böyle bir şeydi
tutkuyla bağlanmak ruhun inceldiği yere
kedere ateşe ve sülfüre
kötülük yakıcıydı ateşti
cehennem tutkuyla vardığın yerdi

kim söylüyor bunları ben adımı şaşırdım
sorarlarsa, aklımda diyorum, erteliyorum
herkesin herkesi tanıdığı kasabaları bu yüzden sevmiyorum

5.
Ayafilibo'da bir kadın bahçeye bakıyor
ev bahçeye açılıyor suskunluğu bundan
kucağına alıyor bahçeyi
çocukluğunu uyutuyor
Ayafilibo'da bir kadın
gözlükleri yok, anneme mi bana mı
bizden olma bir kıza mı benziyor?

Ayafilibo'da kadınlar
dut ağacından dökülenleri süpürüyorlar
öylece geliyor gelmez sanılan akşam
sırayla akşamın içinden geçiyorlar

~~~
Sayı: 45, Yayın tarihi: 11/03/2010

Başa dön

 

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics