MaviMelek
Hermes Kitap
"İnsanın bir tek ve hep aynı yaşamı yoktur. Peş peşe eklenen birçok yaşamı vardır ve çektiği acıların nedeni budur." Chateaubriand

[Öykü]"Akrep Üzerine Can Sıkıcı Bir Çalışma" | Barış Acar

Akrep Üzerine Can Sıkıcı Bir Çalışma | Genco Demirer

"ANILARINI DOLDURUYORDU
AÇILAN BOŞLUĞA"

Akrep oradaydı. Ancak henüz değil.
Çocuk pencereden başka pencerelere bakıyordu.
Anne, mutfakta hızla dolma hazırlıyor, bir yandan da ortalığa saçılmış öteberiyi toparlıyordu. Evin olağan ritminin bu olduğunu bilmeyen biri için eli ayağına dolanmış, zıvanadan çıkmış görünüyordu.
Baba, şehirdeydi.
Akrep, gerindi.
Anne komşuydu. Dertti, tasaydı. Mahallenin içinde bir yerlerdi. Çok yaşamış bir akrabanın pireli kedilerini yadigâr bırakıp (eh, artık hiç de ansızın değil) göçüp gitmesiydi. Anne en çok da buydu...
Akrep oradaydı. Bu kesindi. Kutu gibi evin içinde bir evceğizdi onunkisi. Zehri eğitilme­mişti. Ataları ve onların ataları gibi. Sarı, kıvrık, hızlı.
Baba, terdi. Boncuk ki ne boncuk. Ter, engel değildi. İki nefes arası bir boşluk. Sarışın. Hesaptı. Defterdi. Akşam sofralarında iki duble. Bir de intizam. Olanaksız. Birbirinin içine aktarılan kaplar.
Anne gebeydi. Son kez. Bir sancıydı. Sancılı bir çığlık. Olabilir. Soran gözlerle bakılan geç bir dünyaydı anne. Son bisten önceki son alkış. O demden artakalma. Tam öyle.
(Yavaş ve sinsi, akrebin öyküdeki işlevi.)
Zehriyle.
Akrebim artık simge değil, gerçekti.
Onu tanıdığımda, o evin içindeydi. Çocuklarını sırtından indirmemişti. Henüz yarası din-memişti. Sızlanarak bir örümceğin sırtını dişliyordu. Anılarını dolduruyordu açılan boşluğa. Simge değildi.
Değildi.
Baba da anne de bitkindi. Dans, bıktırarak sürüklüyordu.
Bir gün, bir küfür savruldu havada. Gitti şehirden köyü buldu. Bir tabak sofradan sıyırıp kendini yere vurdu.
Çocuk anlam aradı.
Tavan arasına gözyaşlarını saklayan çocuk bilmeden akrebe sokuldu. Akrep, gözyaşlarını duydu ve çocuğa dokundu. Sancı.
Ağladı çocuk. Tüm akrepli öykülerdeki gibi.
Anne zehri oydu. Zeytinyağı ve gözyaşı. Tükürdü. Tükürdü. Tükürdü.
Tükürdü.
Çocuk, yeter, dedi.
O gün ölmedi, çocuk. Ölseydi, babayla akrep dansa kalkacaktı ve belki bunca umutsuz bitmeyecekti bu öykü.
(Ben de kalkıp, sırtıma almayacaktım bu yükü.)
Belki, bir iki tıslayacaktı akreple baba birbirlerine. Belki anne şöyle de diyecekti: "Ye onu!" Belki akrep sımsıkı çocuklarına sarılacaktı. Belki küfür ve tabak yerli yerinde bir süre daha kalacaktı.
Ama değil. Öyle olmadı. Çocuk, tavan arasından indi. Baba, öte şehirlerin birinde yok oldu. Anne boyun kırıp... kedilerle.
Akrep oradaydı. Henüz ve hâlâ.
Patlayan bir akrebin dadacı öyküsü, can sıkıcı bir simge, dedi öyküsüz öykücü, ölmeden hemen önce.

 

Sayı: 29, Yayın tarihi: 19/08/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics