MaviMelek
Hermes Kitap
"Yaşayışımı hissediyor musun / Çevrende / Belli belirsiz uzak bir sınır gibi?" Dinle / Else Lasker-Schüler

[Öykü]"Âşıktım, Annem Aşağılamıştı Beni" - Mehmet Fidan

Âşıktım, Annem Aşağılamıştı Beni

"ACI, AKLIN İSYANIDIR"

Ozamana kadar kimin öyküsüne katıldım, kimin türkülerini tuttum, sen ne yaşadın, bilmiyorum. Hayat hakkında kurabildiğim cümlelerimin ancak bir satır ettiği çocukluğumdan bu yana neler değişti, şu an bunun ayrımına varmak biraz zor ve uzak. Pek çok şeyin ismi hâlâ konulamadı. Sanki her şey bir bardağın içinde duruyordu zamanla birlikte. Bu ismi olmayan hislerin; nesneler gibi zamanla deforme olduğu, bardağın içindeki suyun giderek bulanıklaştığı, koktuğu ve tadının değiştiği artık çok kesin. Ve bardağın betona düşerken çıkardığı o biçimsiz ses içimi hâlâ ürpertiyor. Üç bardaktan sonuncusu. Demek ki küçük veya büyük bir şekilde biraz etimin içinde kalıyor cam parçaları, biraz iz bırakıyor, bir şekilde biraz yurt ediniyor aklımı. Demek ki inançlardan yoksunluk, yoklukla başlıyor.

Sonra o herif kulağımdan tutup aynı anda gayet şiddetle yüzüme patlattığında tokadı altıma kaçırdığımı, göz yaşlarımı saatlerce tutamadığımı, elimin ve yüzümün yandığını hayal meyal hatırlıyor fakat hiç unutamıyorum. Saçları kısa mı kısa, peltek mi peltek bir adam. Dili yok, ağzı yok gibiydi, peltek de denilemezdi aslında. Kısa, sıska ve saçları kırdı. Sigarayı yıllardır dudağının sol tarafında tuttuğu ve sürekli tüttürdüğü için ağzı eğik ve konuşmaya çalışırken dudaklarının çizgileri kulağına kaçıyor.
Kocaman elleri olan bir adamdı o.

Bütün bu olanlar; üç bardak çay için, gıyabına izinsiz girip sesini sorduğum, dokunduğum için oldu. Bütün vücudu ellerinden ibaret ve dört duvar arasında yaşayan bir adam gerçekten var mıydı yoksa bu bir rüya mıydı yoksa deliliğine bahaneler mi buluyordum, bilemiyorum.

Yerinde yoktu belki. Kapısı hiç yoktu. Olmayınca yoktu. Yoksa yoktu. Yokluğu kavrayışından belli varlığının var olduğu. Yani durup dururken sordu. Sende var dedi "var" yokluğu kavrayışından belli. İki yıl konuşamadım. Bardağı tutuşun, ince parmakların, beyaz ellerin sevgili. İki yıl diyorum, konuşmadım hiç. Ben Tokat´a gitmedim ama yemişim, ki unutamıyorum, ki senin ellerin öyle değil, ki bardağı tutuşun. Çok korkuyorum, bırakma beni n´olur.
Sen öyle değilsin, sen vurmayacaksın yüzüme değil mi? Hiç yapar mıyım öyle şey. Yalancısın, yıkıl karşımdan! Gitmeee!!! N´olur.

İş hanında öyle çok dükkân var ki. Bizimki en dipte, caddeye bakıyor, akvaryum işletiyoruz. Dayım üç çay söyle dedi. Gittim, çaycı yerinde yok. Kendim doldurayım dedim, üçüncü bardağı dolduruyordum ki ansızın yüzümde patlayan bir tokat. Ben bütün gücümle seviyorum insanları, şunun yaptığına bakın. Arkamdan sessizce yaklaşmış. İzinsiz ve patavatsız. Öyle bir tokat ki, yutkunamıyorum. Çay çok sıcak, ellerim bağırıyor. Kendimi tutuyor, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyorum çünkü onun önünde ağlamak istemiyorum fakat dayanamıyorum.

Herkesin kalbinin söküldüğü bir an vardır,
yoksa olmalıdır. En azından kalbinin söküldüğünü hissettiği bir an.
*

İşte öyle bir zaman dilimi. Liflerimin ne bileyim tenimin bu acıya dayanamayacağını ve yırtılacağını sandım. Sonra bardak düştü ve öpüşen iki dudak büyüklüğünde bir parçası kırıldı bardağın. Tam o anda bir şeyler kırıldı durmadan. İçimde kocaman bir parça. Sonra annem. Annem hiç öpmedi beni.

Annem!
En çok onun yokluğunu hissettim. Aynı bardak birkaç defa daha düştü gözümün önünde. Ağlamaya başladım fakat beni durdurabilene aşk olsun. Dudaklarımı ısırıyorum, gözlerim yanıyor, bağırmıyorum fakat öyle bir ağlıyorum ki...

Sonra bulanık görmeye başladım. Aslında görmemeye başladım. Ellerim, elbiselerim ıslak, canım çok acıyor. On yaşındayım daha. Onun oğlu arkadaşım; o da biraz deli. Adı Murat ama iyi bir çocuk. Onu da bütün gücümle seviyorum ama şimdi canım yanıyor ama Murat´ı düşünüyorum ama böyle bir babanın oğlunun halini tasavvur edemiyorum. Ağlıyorum fakat o anda Murat´a acıyorum çok. Kendimden çok Murat´ı düşünüyor Murat´a ağlıyorum.
Murat diyorum, bu tokattan kaç tane yedin? Bilmem: Çoktur. Benim babam senin babanı döver. Döver Murat, döver! Bu tokada kimse dayanamaz.

Sen ne güzelsin sevgili. Güzel olan sensin. Şimdi seni düşünürken düşlerime karışan delilerin alınlarını, anlıyorum ki değil kargaların yüzleri hiçbir şey korkutamıyor. Korkutulan benim, korkutulan, korkunç çocukluğum.

Nasılsın? İyiyim ben. Evlendiğimiz günü hatırlamıyorum. Neden hatırlayamıyorum beyaz gelinliğini. Giymedim ki hiç gelinlik. Biz yokuz ki, hiç olmadık ki, bir eşyanın, hiç olmadık bir zamanda yokluğu ansızın fark edilen fakat geç kalınan bir yerinde anlıyorum ki; acı, aklın isyanıdır sevgili, kirli ellerin suya yansıyan görüntün, sen şüphenin önde gidenisin.

Çocukları döven delidir. Beni bırakıp gidenler kötüdür. Saçlarımı çeken annem, burnumu kıran ağa beyimdir.
Ya ben ya ben! Ben, öyle yalnızım ki.

Aşıktım, annem aşağılamıştı beni. Hiç unutmuyorum Tanrım.

* M. Can Doğan

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2007 MaviMelek            website metrics