MaviMelek
Hermes Kitap
"En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek / Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek / Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine / Mutlu aşk yoktur." Aragon

[Hezeyan]"Aklıma Gelmişken, Azrail Kadındır" | Sultan Yavuz

Angel Still Feminine | Paul Klee

"GÖĞÜSLERİN PAPATYA KOKUYORDU"

Ellerin. Parmak uçlarına ilk dokunduğumda, ürperdiğini anımsıyor ellerim. Esmer tenli, bakımlı, bordo ojeli tırnakların. Benimkilerse, bir el kremi reklamında kullanılamayacak ama bembeyaz, yumuşacık ve kendine has çocuksuluğuyla öpülmeye değerdi senin için. Bir kuşu eline alır gibi almıştın o gece.

O kadar gülmüştük ki, meydan okuyordu kahkahalarımız küçük, loş masalara. Ellerin ruhuma dokunuyordu. Esmer tenin, esmer saçların, esmer gözlerin vardı senin. Ve sesin. Sesin bir ipek eşarp gibi sözcüklerimi sarıyordu. Yumuşacık, melodili ve gönüllü. O baktığı her şeyin adeta arkasını gören kara gözlerden bağımsızmış gibi. Çok tatlı bir kadındın sen. Adınsa güzeldi, başka bir adla kıyas kabul etmeyecek kadar. 

Kadınca sevmek nedir, kadınca anlamak nedir onu gösterdi bana kadın kokun ve kadın duruşun. Sigarayı tutuşun, içkini içişin, ellerinin, dudaklarının hareketleri… İtiraf ettiğim şeyi anımsıyor musun? "Hayatımda hiçbir erkek, kendimi bu kadar kadın hissettirmemişti bana!" Ve senin kahkahanla gelen cevabın: "Bana da!" Bunun adı ruh eşi denen şeyi bulmak mıydı? Peki, o gecenin ilk ve son olduğunu, hislerin sana da fısıldamış mıydı? Ya da çok zaman sonra bir kadına severek baktığında, aklına geldiğim oluyor muydu? Ellerimi anımsıyor olabilir miydin sen de?

Sarhoştuk. Beni sarhoş etmiştin. Sonra o sokak arasındaki belediye otobüsü, bana Wolksvagen bir karavan kadar şirin göründü. Ve isyankâr. Ve dağınık. Ve davetkâr. Cüretkârlığım, aldırmamamı öğütlüyordu bana. Ben de yoldan geçenleri hayalet saydım; nefes alan hayaletlerdi işte!

Tuttum kolundan, seni otobüsün arkasına çektim. Öptüğüm dudakların mıydı, yoksa bir yanardağın ağzı mı? Dudaklarının, en az tadı kadar güzel bir kokusu olduğunu duyumsadım. Bırakmak istemiyordum. En sevdiğim yemeği yemek gibi, çok susamışım gibi kana kana, uzun uzun öptüm seni. Bir kadının nasıl öpüldüğünü, öptüğünü anlattı sıcak, çilekli çiklet kokulu nefesin.

Tüm bunların içinde, tutkun öyle çocuksuydu ki, sanki her an dudağımı kanatabilir, yüzüme tükürebilir ya da dil çıkarıp kaçabilirdin. İşte böyle bir kadındın. Kendindin. Çok kendindin. Birbirimizin olduğunu düşündüm o gece, iki kayıp parçanın sonunda bir araya gelmesi gibi. Sandık ve anahtar, kâğıt ve kalem, tütün ve bira gibiydik.

Saçların hem bu kadar başına buyruk hem de bu kadar kadife olmayı nasıl başarıyordu bilmem. Tam o küçük kulak memelerinin üstünde biten, bombeli, küt saçın. Fransız olmamana şaşırmıştı Türkçem. Perçemlerini sen kesiyordun değil mi? İki, iri, siyah zeytine benzeyen ve içinde yıldız olan o gözlerin üstünde kararlı bir duruşu vardı. Gerdanına olduğu kadar, gözlerine de sonsuz güven armağan eden o düz saçların. Karanlık bir ormanı çağrıştıran saçların.

Kendinden memnun göğüslerin papatya kokuyordu. Dilin usta bir ressamın fırçası gibi şekiller çiziyordu tenine, tezat tenime. Sevmiştim o resmi.

Bana çok güzel makarna pişirdiğini ve bir gün mutlaka makarna günü yapmamız gerektiğini de söyledin. Adı olmak zorunda değildi. Aslında adlarımız da önemli değildi. Sıcak sarıldın, bağışlayıcıydı kolların. Nice zaman sonra, küçük bir mendilci kız aracılığıyla bana bir kâğıt ve kalem uzatırken de.

Biliyor musun? Üç harfli adının son harfini sessiz yapınca ve birkaç harf ilave edince, ölüm meleği oluyorsun. Ve bana armağan ettiğin hayat öpücüğünün, senden çok sonra nasıl da ölümcül olduğunu görseydi, buna inanmazdı çilek kokulu nefesin.

İnce ayak bileklerimi halhallarla süslemek istediğini bağırıyordun. Bense şarkı söylüyordum gülerek: "Your love will kill me, your love will kill me…"

~~~
Sayı: 36, Yayın tarihi: 02/04/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics