MaviMelek Edebiyat
"Bütün berberler acıttı çocukluğumu / Sıra su işledi yıllarca. / Ayna oradaydı. / Hiç kırılmadı." "Kilit" / Doğan Yarıcı

[Öykü]"Zabıt" | Doğan Yarıcı

Zabıt | Genco Demirer

"HERKESİN ANNESİ ÖLMÜŞ"

Önlerinden hızla geçerken, yüzlerce günebakan aynı anda dönüp, bana bakıyor. Onlarla birlikte bir çocuk da. Karakuru, sıska. Alangözlerle cama yapışıyorum. Duruşunda bir gariplik var. Onu görmemden hoşnut değil gibi. Tedirgin, ardına bakıyor. Tarladan iki çocuk fırlıyor, bir şey veriyorlar ona. Uzaklaşırken seçebiliyorum, üç çocuk, biri kız, bize doğru koşuyorlar. Koltuk altlarında birer günebakan, ortası karaduman.

Anayolun kestiği dik yokuşa sapıyorlar. Kıçlarını olabildiğince geriye atarak canhıraş tırmanıyorlar. Onlar düzlüğe vardığında otobüsüm geçip gidiyor. Kasabanın meydanına, evlerine değil, özgürlüğün bahçesine doğru seğirtiyorlar. Okulun köşesinden dönüp, koşmaya devam.

Gittikleri yer cennet. Yasak olan ne varsa orada serbest. Çalıntı karaduman yemek, ağaçların altında saatlerce yatmak, uyumak, önüne gelen her çiçeği koklamak, şarkılar uydurmak, birbirlerini sıkıştırmak.

Kuytular var bahçede. Gökyüzüne uzanan düzlükler. Kapıda melon şapkalı araba duruyor; kurt bakışlı, koç burunlu. Sadece iki yasak var. Aslında bir, diğerinin adı konmamış. İlki Sarım Enişte'nin odasına girmek. Perdeleri hep kapalı, loş. Duvarlarında acayip resimler var, bir sürü eski kitap. Arslan pençeli bir masa, arkasında gıcır gıcır bir tüfek. Hiç girmediler odasına, girmeyin diyen olmadı, girmediler.

Asıl yasak olan buna dokunmak, bir adımdan fazla yaklaşmak. Sarım Enişte her gün yıkar, parlatır, Zarif Hala'yı gezdirir. Dutluğa gider, fener alaylarında önlerdedir, şapkasını çıkarır, halka selam verir. Bütün hayalleri ona binmek, deri koltuklarına dokunmak, göstergelere, direksiyona yakından bakmak.

Bunun tek yolu Zarif Hala, kocasını ikna edecek. Evlenmemişler ki hiç, asırlar önce gelmiş, kapıdan girmiş, hayatını bu adama, bu eve adamış. Şimdi arka bahçede, güllerin arasındadır, elinde makas. Sarım Enişte onu seyreder, bıkmadan, gözünü kırpmadan, ışıl ışıl bakar.

Bu evde zaman boşuna çalışır. Bahçenin her köşesinde sevgi dikilidir, arsızdır, yine de budanmaz. Çitleri boyalı, tek katlı, bakımlı, sığındıkları evdir. Orada bir gül goncası gibi karşılanırlar, nergis, camgüzeli, ıhlamur olurlar. Su verir Zarif Hala onlara, şefkatle konuşur, yapraklarını okşar, Sarım Enişte uzaktan sessizce bakar.

Bahçe kapısına değmeden içeri dalıyorlar sırayla, sıska, çilli, lapiska. Duralıyorlar. Bu saatte bütün ışıklar yanık. Perdeler açık. Bir sürü insan. Ayaktalar. Kolonyalar, mendiller. Kekeme imam, bakkal Hüsmen, Rukiye Hala, hemşire Seda, müdür Rıfkı, Bahire, Leyla, Selma, Nurten, Melahat Teyze, Hasan, Hüseyin Dayı, Anane Melek. Herkes bir arada. Hepsi ağlıyor, fena halde zırlıyor. Gülen yok. Karaduman olmuş ağızlarına, terli günebakanlara bakıp kızan yok. Kalabalığa karışıyorlar. Sıska'yı gören basıyor feryadı, kendini yerden yere atıyor. Diğerlerine bakıp "Annem öldü!" diyor Sıska. Demesiyle annesini görüyor, annesi iki teyzesinin arasında, salıncakta, hüngür hüngür ağlıyor.

Çilli, "O zaman benimki!" diye içeri giriyor, peşinden diğerleri. Sedirde Çilli'nin annesi, kocaman beyaz bir mendile sümkürüyor.
Lapiska, annesini bulmuş bile, kucakta, ağlamaya başlamış.
Ortaya çıkıp "Kim öldü?" diye bağırıyorlar, akıllarında cennet yok. Yanıt yok.
"Zarif Hala'ya soralım," diyor Sıska, kalabalığı yarıp mutfağa geçiyorlar.

Zarif Hala mutfakta değil, Zarif Hala çamaşırlıkta değil, Zarif Hala misafir odasında değil, Zarif Hala yatağında. Günaydınlarım, afiyet olsun canlarım, iyi akşamlar kumrularım, iyi uykular günbatımlarım, çok yaşa serin gölgem, hoş geldiniz tütsülerim oracıkta, uzanmış yatıyor.

Bir kere tülbentini yanlış takmış. Ensesinde düğümlerdi hep, şimdi çenesinin altından bağlamış. Boğazına kadar çekmiş pikeyi. Uyuyor olsa da üçünün geldiğini hemencecik anlar, kalkmadan bakıp gülümser, sonra doğrulup saçlarını okşamaya gelir yanı başlarına. Öper onları tek tek. Limonata çıkarır dolaptan, birer bardak doldurur, Sarım Enişte'nin yanında, taşlıkta, konuşmadan, ağır ağır, yudum yudum içerler. Limonata mideye inmeden önce şöyle bir dolaşmaya çıkar, bedenlerine dağılır diye düşünürler. Kollarına, bacaklarına, kafalarına, en çok da Çilli'nin çillerine, Sıska'nın dizlerine, Lapiska'nın memişlerine. Önce içlerine bir serinlik dolar, yerini hemen uyuşukluğa bırakır. Ağaçlardan ağaç, gölgelerden gölge beğenirler kestirmek için. Onların sersem sepelek gidişine Zarif Hala'nın geriden gülüşü…

Gülmüyor, kalkmıyor, onları görmüyor artık. Anlamazdan geliyorlar. Hiçbirinin annesi ölmemiş. Herkesin annesi ölmüş.

Sarım Enişte arka bahçede, şezlongta, her zamanki gibi güllere, ortancalara, sırnaşık sarmaşıklara bakıyor. Zarif Hala'yı görmeden, aramadan. Sanki gözlerine perde inmiş, rüzgâr yok, hafif bir esinti perdeyi aralayıp içini göstermiyor.

Cenaze günü, dutlukta, üçü kalıyor. Bir de Sarım Enişte. Ellerinde güller. Bir tahta parçasında Zarife yazıyor, gerisi toprak. Toprak, Zarif Hala çıkmak istermiş gibi kabarık.

Doğruluyor Sarım Enişte, melon şapkasını çıkarıyor arabanın, yavaşça. Arka kapıyı açıyor. Bakıyor. Biniyorlar. Üçü arkada, Sarım Enişte önde gidiyorlar. Konuşmadan. Yüzlerine, saçlarına meltem değiyor, gözyaşlarını usulcacık siliyor. Dutluğu geziyorlar. Bilmedik yollardan geçiyorlar, hiç görmedikleri dere kenarlarından, leylek yuvalarının, uçurtmaların altından. Ne hızlı, ne yavaş, sanki Zarif Hala yürüyor. Yıldızlarla dönüyorlar eve. Evde kimse yok.

Melon şapkalı araba bir daha yerinden kımıldamıyor. Sarım Enişte şezlongtan bir daha kalkmıyor. Bir daha günebakan tarlalarına dalmıyorlar. Varları yokları bu ev. Sonbahar geliyor, kış sonra, bir bahar, bir yaz daha. Yemek yapıyorlar, yemiyor Sarım Enişte, camları siliyorlar, çiçekleri suluyorlar, bahçeye bakıyorlar. Araba hariç. Dokunmak yasak hâlâ. Orada duruyor, yağmurun, rüzgârın, karın, yaprakların altında. Şapkası deliniyor, içine su doluyor, kediler, kuşlar yuva yapıyor, eriyor, toprağa karışıyor, yok oluyor.

O çocukları nasıl unuturum. Sıska, Çilli, Lapiska. Büyümüşler biraz. Bahçe kapısında oturuyorlar, gözleri karaduman.

Arka bahçeye geçtim. Bileğini tuttum, nabzına baktım, alışkanlıkla. Birkaç fotoğraf çektim. Tüfeği torbaya aldım. Daktilomu açtım, yazmaya başladım.

Sayı: 34, Yayın tarihi: 20/01/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics