MaviMelek
"benim çıldırdığımı düşünüyorsanız / komşunuzun bahçesinden bir çiçek koparmayı deneyin." - Charles Bukowski

[Hezeyan] "Adam" | Merve Tuncer

Adam | Yunus Kocatepe

"YER ÇEKİMİ İVMESİ,
ZAMANLA MÜNAKAŞADA…"

Bir gün uyanmış adam. Sadece bir gün uyanmış. Sabah değil, gece uyanmış adam. Sabahları sevmezmiş o, Bukowski gibi... Bükümlü, iri dalgalar halinde odasına yayılan sesler uyandırmış adamı. Kulağını tırmalamış çirkin ses yayları. Sinirle doğrulmuş yatağından kitaplı adam. Çıkarıp yatağın başucundaki etajere koymuş kulağını. Sesi sevmezmiş o, Van Gogh gibi...

Yüzüne çarptığı suyla bozmuş döngel orucunu. Pastoral renkler akmış damağından. Su ışıktır, efsunlu ışık. Azizliğin yoğun kokusuna bırakmış gözlerini. Kadim dostu zaman, karısını getirmiş dizlerinin önüne. Uzun gece sohbetleri düşmüş adamın aklına. Yerli yersiz soğuk esprilerine gülen, el pençe, deli divane mavi jojoba tanecikleri gibi her suale sallabaş yanıt veren karısı... Buruk buruk iç geçirmiş bizim adam. Koyun gözlü, uzun, beyaz karısının uzun beyaz bekleyişleri... Ah nasıl da özlemiş elleriyle katlettiği narin Nymphesini. Meçhul şairin meçhul dizesini anımsamış elleri.

"Kollarında çiçekler açar evde bekleyen kadınların..."

Nasıl da çiçek kokarmış karısı kitaplı adamın. Demek lalelerden gelirmiş ona beyazlık, uzunluk... Arpın başında parmakları, gezinirken sağa sola. İnerken aşağı, yukarı. O yüzden odayı sararmış çiçek kokusu. Oysa hep yakınırmış karısı sabun kokar diye. Sesler yayıldıkça arptan, tüm odayı sararmış kokusu. Ses hüsrandır, hüsran nefes.

Küfretmiş adam. Pencereye yönelmiş nefes için. Maktelden henüz dönen ishak kuşu selam vermemiş bizimkine. Belki de vermiştir de duymamıştır bizim kulaksız, sağır adam.

Gezinmiş odada. Mideye postalanacak evrakları aramış gözler. Aç kalmış elleri adamın, aç kalmış gözleri. Lanet kuzgun yine hiçbir şey bırakmamış tıkınacak. Diliyle koklamış etrafı, gözüyle kemirmiş koltukları. I-ıhh. Tek lokma yok. Dilini ısırmış adam. Ne kan ne irin.
Hiçbir zevk almamış dilini mideye indirmekten. Haz önemlidir oysa.

Etrafa bakınmış odada. Birkaç tomar kitap dışında boşmuş tozlu oda. Epik kokular almış gözü. Ragnarök'ün gelişini hesap etmeye çalışmış, daha Valkyrie'lere at binmeyi öğretecekmiş. Çok işi varmış, çook. Amaann! Bu martavallar da sıkmış artık canını. Epik mepik bir bok yokmuş ortada. Zaten ne alakaymış. Mitolojiyi sevmezmiş o, Balzac gibi...

Bîperva gezinmiş koca kıçıyla odada. Bir dönmüş etrafında, iki dönmüş etrafında. Efektör Bolero'yu vermiş arkadan, ipotek etmiş beynini. İskandinavları falan sevmeyecek, efendi olacakmış sadrazam dölü.

Bütün tomarları hatmetmiş odadaki, koleksiyonu severmiş adam. Elleriyle toplamış gayelerini babasının dudağından zamanında. Çünkü o sıcak evinde göbek deliğinin irrasyonel sayılarıyla oynarken, dışarıda güneş batıyormuş. Bütün hayatını hedonizme adayan soylu düşünür için bir hiçmiş emeller.

Çirkin adammış bizim adam. Kır saçları ve koca bir göbeği varmış. Adam olmuş sonradan, ama bir bilseniz adam olana kadar neler çektiğini. Okumuş adam olmuş bizim adam... Babasının antika eşref saati ding donglamış. Kırbaç inince şakağına, düşünmüş. Ama kırbaç fenaymış. Kırbacı sevmezmiş o, Sade gibi...

Sağ gözünün oyuğu kaşınmış bir anda, öyle kurtulmuş sığ beyninden kitaplı adam. Boynundan aşağı bir damla ter. Göğsüne bastırmış elini şişko adam. Gezinti için çırpınıyormuş minik ruhu. Evrenin ulvi çağrılarını sebepsiz bulmuyormuş artık. Gecenin solgun ışıkları aydınlatıyormuş odayı. Tekrar düşünmüş. Evet, hayat uzun bir acı.

Serbest düşmeye kurban gidiyormuş kalbi. Yer çekimi ivmesi, zamanla münakaşada... Azaltmaya çalışmış mesafeyi. Düşüyormuş adamın kalbi. Kimse tutmuyormuş. İnlemiş adam. Yalnızmış odada, kimse bakmıyormuş. Epik unsurlu adam. Kalbi düşen şişko adam. Yalnızmış odada. Marmelât çekmiş tam o anda canı. En içteki canı. Ölüyormuş adam. Bir gün, bir gece uyanan adam. Haber vermeden gidiyormuş. Vedalaşmayı sevmezmiş o, Michael Jackson gibi...

Epik unsurlu, serbest kalp düşmesi yaşayan, kitaplı adamın gitme vakti buymuş demek. Takk! bir ses duyulmuş komşu evde. Sadece takk. İki sert cismin birbirine çarptığında çıkardığı ses gibi. Takk. Düşmüş adamın kalbi.. Daha ruh kanseri Saraylıhanım'a bırakacağı vasiyet mektubunu bile yazamadan. Ölmüş adam.

~~~
Sayı: 46, Yayın tarihi: 07/05/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics