MaviMelek
Hermes Kitap
"Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir." 1984 / George Orwell

[Gökçeyazın] "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" | Aylin Parakos

1984 | George Orwell

"BÜYÜK BİRADER SİZİ GÖZETLİYOR"


Ütopya… Gerçekleşmesi asla mümkün olmayan, tasarlanmış ve de daha çok mükemmel devlet, mükemmel toplum anlayışını sembolize eden bir kavram olarak belleğimizde yer eder bu sözcük… Ancak ütopyalar her zaman mükemmeli sembolize eden bir kavram olarak kullanılmamıştır; İngiliz yazar George Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı, ütopyaların karamsar ve korkutucu bir kurguyla var olan ve adına disütopya denilen örneklerden biridir sadece. Nitekim Orwell'in 1949'da yayınlanan bu son kitabındaki geleceğe dair öngörüleri, sadece yayınlandığı dönemde değil, yıllar sonra da birçok düşünürün, siyasetçinin, sanatçının esin kaynağı olmakla kalmayıp, birçok yeni kavramın günlük hayata yerleşmesine de neden olur: "Düşünce suçu", "Düşünce polisi", "Büyük Birader" ve "Büyük Birader bizi gözetliyor" gibi… Üstelik dünyada ve Türkiye'de popüler kültüre hizmet eden bazı televizyon kanallarının, aylar boyunca insanları ekran karşısına hapseden, başka hayatları gözetleme hazzına dayalı yarışmalarından biri olan "Biri Bizi Gözetliyor" da bu kitaptan esinlenerek ortaya çıkmıştır.
İngiliz sömürgeciliğinin demir attığı ülkelerin birinde, Hindistan'da doğan, merkeziyetçi komünizmi ve Stalinistleri derinlemesine eleştiren, bir dönem polislik gibi kendisine çok uzak olduğunu düşündüğü ve kısa bir süre sonra istifa ettiği bir görevde de bulunan George Orwell'in (Asıl adı Eric Arthur Blair) imgeleminde ortaya çıkan bu dünyaya yakından bakmanın ve üzerine düşünmenin fayda getireceği bir gerçek… George Orwell

"Savaş Barıştır.
Özgürlük Köleliktir.
Bilgisizlik Kuvvettir."

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'te Orwell, dünyayı Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olmak üzere üç ana bölgeye ayırır. Bu bölgeler kendi aralarında sürekli savaş halindedir; müttefik ve ittifak ülkeler sık sık değişmekte ve her üç ülke de ara bölgeleri hâkimiyeti altına almaya çalışmaktadır. Aslında üç bölge arasında hem yönetim hem de ideoloji açısından pek bir fark yoktur. Oligarşik Kolektivizm adı verilen bu sistemde sınıf ayrımı da keskin ve nettir. Aristokrat bir zümrenin liderliğinde, proleterler ve kölelerden oluşan bu sistem, "Okyanusya'da Ingsos, Avrasya'da Yeni Bolşevizm, Doğu Asya'da Ölüme Tapınma'nın adını alırken, sistemin başlıca amacı bağımlılığı ve eşitsizliği sürdürmektir". (s. 177)
INGSOS (Orwell'in inancını yitirdiği sosyalizme karşı bir tepki olarak bu ismi seçtiği düşünülür.) Okyanusya'da belleksizlik üzerine inşa edilen bir yönetim modelidir.
INGSOS'in lideri Büyük Birader düzenli aralıklarla, her an, her mekânda, hatta evlere bile yerleştirilmiş olan dev tele ekranlarla yurttaşlarını gözetleyen, denetim altına alan, propagandist söylemlerle seslenen, her ne hikmetse hiç ortaya çıkmayan bir parti lideridir. Bakanlıkların duvarlarında, meydanlarda, Büyük Birader'in savaşı, bilgisizliği, köleliği öven sözleri yazılıdır. Çünkü zihinlere kazınan bu cümlelerle Büyük birader sizi gözetliyor düşüncesi daha da sağlam bir zemine oturtulur. Dev izleme ekranlarından, köşeye bucağa yerleştirilmiş dinleme cihazlarından, yurttaşları sürekli takip eden düşünce polisinden bağımsız bir eyleme girişmek mümkün olmadığı gibi, böylesi bir eyleme girişmenin, karşı "düşünce"nin, partiye isyanın cezası da ölümdür. Çoğu kez meydanlarda isyancıların infaz edildiği, büyük ve gösterişli idam törenleri düzenlenir; çocuklar da dahil olmak üzere gururla, alkışlarla ve de coşkuyla bu törenlerde Büyük Birader'e olan bağlılık sözlü olarak yinelenir. "İki dakikalık nefret" törenleri bu akıl almaz baskıcı sistemin kendi hegemonyasını kabul ettirme adına düzenlediği küçük törenlerden sadece biridir. Sistem bu büyük gücünü savaştan alır.
Kitabın baş karakteri Winston Smith Doğruluk Bakanlığı'nda görevli bir memurken, "nasıl olduğunu anladığı ama niçin olduğunu anlayamadığı" (s. 191) bu düzene muhalefet etmek isteyecek ve sisteme karşı ilk eylemini, o zamanda bulunması pek mümkün olmayan boş bir deftere sistemi eleştiren düşünlerini gizli gizli yazarak başlatacaktır. Çünkü defterler yoktur; hiç kimse kendi başına oturup bir şeyler yazamaz. Yazılı her türlü materyal, kitap, gazete, dergi vb yayınlar parti bünyesindeki "Doğruluk Bakanlığı"nda çalışan personel tarafından, Yenikonuş adı verilen bir dilde yazılır. Çünkü her şey partinindir. Gerçek, geçmiş, o an, her şey partinindir. Eğer geçmişte olan bazı olaylar tasvip edilmezse yahut yurttaşlar için sakıncalı olduğu düşünülen bir olay gerçekleşirse, geçmiş hiç yaşanmamış gibi ortadan kaldırılır, yeni bir geçmişle hemen değiştirilir.
Winston SmithBöylelikle tamamen belleksiz, baskı ve savaş ortamında tek kurtuluşun partiye itaat etmek olduğunu sanan, sanmakla kalmayıp buna derinden inanan, düşünmemeyi, sorgulamamayı, karşı gelmemeyi bir erdem ve yaşam biçimi olarak kabul eden insanlardan oluşan bu toplumda, Winston Smith bir isyankâr olarak kendine taraf arama girişiminde bulunacaktır. Smith, önce aynı işyerinde çalıştığı ve aslında görünürde bir parti elemanı olan Julia ile ilişkiye girer. Julia o dönemde hiçbir kadının yapmadığı biçimde, (çünkü tüm yurttaşlara Anti-Seks duygusu yüklenir) onunla sevişecek, onu sevecek ve partiye ihanet etmenin gururunu yaşayacaktır. Ancak bu iki sevgilinin gizli gizli buluşmaları bir süre sonra fark edilecek ve Winston'unun son derece güvendiği eskicinin dükkânında, üstelik eskicinin gammazlamasıyla düşünce polisleri tarafından yakalanacaklardır. Ve tarif edilmez işkencelere maruz kalacaklardır. Bu ihanet aynı zamanda Winston Smith'in çok güvendiği ve partiye karşı bir eylem planladığı, tele ekranların kapalı olduğu bir ortamda bir buluşma dahi ayarlanan Doğruluk Bakanlığı'ndaki yöneticilerden biri olan O'Brien'in de ihanetidir. Çünkü O'Brien sanıldığının tam aksine partinin adamıdır ve Winston Smith'e, Julia'ya yapabildiği tüm işkenceyle iki kere ikinin beş ettiğini kabul ettirecek kadar da acımasızdır. İki kere iki dört değil, beş eder… Winston, dayanılmaz işkence yöntemlerinden sonra en sonunda bunu kabul edecektir: İki kere iki beş eder…

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört | George Orwell"Kestane ağacının altında
Sen beni sattın, ben de seni."

George Orwell'in karamsar bir roman olarak nitelendirilen Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'üne göre baskıcı sistem her zaman galip gelecektir. Öyle ki bu baskıcı güç, en sevdiğine ihanet ettirecek kadar etkilidir. Winston Smith'in, O'Brien'in yaptığı işkencelere dayanamayarak sevdiği kadına son ana kadar ihanet etmemesi bir süre sonra anlamını yitirmiş, iktidarın elinde bulundurduğu gücün şiddeti, (Tarihin ilk çağlarından beri kabul edilen bir görüşle) insanın acıya olan dayanıksızlığıyla, tahammülsüzlüğüyle birleşince, iktidarın zaferi kaçınılmaz olmuş, sevgilisi Julia'yı bile yok saydırtmıştır. Nitekim kitapta geçen yukarıdaki iki dize bu iddiayı doğrular gibidir. Orwell'in zamanında bir sosyalist, bir Troçkist olduğu düşünüldüğünde romanla birlikte onun geleceğe olan umutsuzluğu devreye girer ki, (Sosyalistler alınmasın) çok da haksız değildir. Bugün dünyadaki güç merkezlerinin, yönetim biçimlerinin, insanları sürekli olarak denetimde tutma, bir noktadan yönlendirilebilir, belleksiz mekanik parçalar haline getirme isteği, bu disütopyanın belirli kısımlarının gerçekleşmeye başladığını göstermiyor mu?

"İçindeki her şey ölmüş olacak. Sevgi, arkadaşlık kurabilme yeteneklerin, yaşama sevincin yitmiş olacak, gülmeyeceksin, merak duymayacaksın, cesaret gösteremeyeceksin, onur duymayacaksın. Bomboş olacaksın. Seni boşaltıp yerine kendimizi koyacağız." (s. 224 ) O'Brien'in Winston'a işkence sırasında sarf ettiği bu sözler, içi boşaltılmış bir insanlığı hedefleyen, eşitsizlikten beslenen, zihinsel koşulları denetim altına almanın en sağlam ve uzun ömürlü iktidar biçimi olduğunu çok iyi bilen günümüz iktidarlarının da, aynı şekilde olmasa da, benzer ilkelerle sığındığı bir yöntemdir aynı zamanda…

1984 | DVD Kapak

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ten sonra George Orwell'e, daha önce yazdığı ve onu dünyaca tanınan bir isim haline getiren Hayvan Çiftliği adlı eserinden daha fazla eleştiri yapılmıştır nedense. Olumlu birçok eleştirinin yanında, birtakım çevrelerin iddialarına göre, aslında Orwell bir ajandır. Buna göre Amerikan İstihbarat Teşkilatı CIA'nin yoğun çabaları sonucu bu kitabın yaygınlaşması istenmiş, bununla da kalınmayıp, kitabın filme aktarılması sağlanmıştır. Nitekim kitabın adıyla aynı tarihe rastlayan 1984 yılında, yönetmen Michael Radford Nineteen Eighty Four–1984 ismiyle, kitabı beyaz perdeye aktarmış ama nedense film kitaptaki lirik anlatımı yakalayamamıştır. Orwell'in zamanında İspanya İç Savaşında muhabir olarak görev aldığı, faşizme ve sömürüye karşı Francisco Franco'ya karşı bizzat cephede yer aldığı hatırlandığında, bu tür iddiaların gizli servisler tarafından kasıtlı olarak ortaya çıkarıldığı da düşünülebilir. Stalin yandaşları tarafından da kara listeye alınarak, sık sık şehir değiştirmek zorunda kalan Orwell'in, hem sosyalistler hem de faşistler tarafından bunca yoğun eleştiriye tutulmasının pek çok nedeni olabilir. Sosyalistleri, daha çok kitapta vurgulanan, proleterlerin baskıcı düzene karşı asla karşı koyamayacağı, eninde sonunda pes edeceği, iktidarın ve şiddetin her zaman galip geleceği düşünceleri rahatsız etmiştir. Bunun yanında bu sınıfın asla bilinçlenemeyeceği düşüncesi de, bu grubu kızdırmıştır. Savaşçı devletlerin hâkimiyeti altında yaşama zorunluluğu, kapitalizmden sonra gelecek sistemin çok daha berbat bir düzen olacağı kurgusu da eleştirilerin nedenleri arasında sayılabilir.
Orwell'in kurmaca dünyasındaki belleksiz, birey olma duygusunu yitirmiş, bağımlı, bir taraftan da savaş, eşitsizlik ve kölelikten beslenen bir toplum öngörüsü ürkütücü gibi görünse de, 21. yüzyılda küreselleşmeyle birlikte bugün gelinen noktada, bireylerin hayatı ve insanları algılama biçimi de yeterince ürkütücü… Savaş ve siyaset milyonlar tarafından seyredilen "seyirlik bir oyun" haline gelmiştir. Tarihin akışını değiştirmek gibi bir çaba insanların zihninden çıkarılmaya başlanmış, sadece "izleyen" bir insanlığın temelleri çok uzun yıllar öncesinden atılmıştır. Temelleri atanların isimlerini yazmaya gerek var mı?
Her ne söylenirse söylensin, George Orwell'in ömrünün son günlerini veremli bir hasta olarak yatağında geçirdiği anlarda yazdığı bu romanı, daha uzun yıllar boyunca tartışılacağa, yorumlanacağa benziyor. Belki de ütopik olduğu düşünülen savlarına "gerçekleşiyor mu acaba?" diye sorular yöneltildikçe Orwell'in önemi bir kez daha anlaşılacaktır.

George Orwell kimdir?

1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton Collega'da tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, üniversite bursu kazanamayınca Burma'ya (Birmanya) gitti. 1922-1927 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin iç yüzünü görünce istifa etti.

1950'de yayınladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının tutum ve davranışlarını eleştiren makalelerinin derlemesidir . Avrupa'ya döndükten sonra İngiltere ve Fransa'da yaşayan Orwell, çağdaş pek çok yazar gibi gazeteci olarak İspanya İç Savaşı'na katıldı ve Franco'cular tarafından vurularak ağır yaralandı. Orwell İngiltere'nin Almanya ile savaşmasına karşı olduğu halde, II. Dünya Savaşı'nda Yurt Muhafızları birliğinde görev aldı. Bu arada BBC Observer ve Tribune için muhabirlik yaptı. Savaşın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır.

Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından biri olan 1984, bilimkurgu türünün klasiklerinden biri olmanın yanı sıra, geleceği karanlık olan, gerçeklerin, doğruların saptırıldığı, konuşma özgürlüğünün yok edildiği modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri, Orwell'in Burma'daki İngiliz sömürgeciliğini dile getiren ilk kitabıdır. Orwell 1950'de Londra'da öldü.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört / Roman
George Orwell
Can Yayınları, 270 s.

Sayı: 26, Yayın tarihi: 29/05/2008

aylin@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics