MaviMelek
Hermes Kitap
"Kişi mantıkla bir dümen çevirse, kendinden başka kimi aldatabilir ki?" Yan Değiniler / Ludwig Wittgenstein

[Öykü]"10 Euro" | A. Kadir Konuk

Max Ernst | Celebes (1921)

"SİZİN DE BİR TUĞLANIZ OLSUN"

Tevfik, Şefik, Refik ve Gazelhan Molla turneden yeni dönmüşlerdi. Paris'te dinleyicilerin bir kısmı "Ulan bunlar dinozor, hâlâ aynı türküleri söylüyorlar" diyerek salonu terk etmişler. Ama bizimkiler hiç bozulmadan, konseri sonuna kadar sürdürmüş, sonra da dinleyicilerle birlikte halay çekmişler.
Siyasi Mahmut'un ölümünden sonra bu turne bir bakıma "Yas bozma turnesi" olmuştu onlar için. Moralleri düzelmişti biraz, ceplerinde de bir iki ay geçinecek paraları vardı. Gelir gelmez yarım kuzu aldılar, gün boyu orasını burasını didiklediler kuzunun, kemiklerini kaynatıp suyunu, iliğini çıkardılar, pirzolalarını tuz, biber, kekikle bir güzel ovup, dinlenmeye bıraktılar. Kaburgaları bir başka gün kemirmek için ayırdılar. Bu arada Şefik; "Nerede bu kuzunun bir böbreği, yüreğinin yarısı" diye bağırmaya başladı.
"Sakatatlar ayrı satılıyor aslanım" dedi Gazelhan, "Cehaletini her yerde açığa vurmasan olmaz değil mi?"
"Ne bileyim ben" dedi Şefik, "Böbreği görmeyince 'Gitti turne parası' diye düşündüm, ne yalan söyleyeyim."
"Bak Şefikçiğim" dedi Refik, "Günlerce o salon senin bu hangar benim, elâlem için çaldık, söyledik değil mi? Milleti eğlendirdik, kurtlarını döktüler. Sıra bizde. Sidik kokulu böbreği arayacağına şu etlerden ye. Yemezsen beynin çalışmaz. Ot yiyen ot kafalı, ekmek yiyen ekmek kafalı, et yiyen et kafalı olur aslanım. Hangisi kuvvetli?"
Onlar birbirleriyle dalga geçerek, akşamın yiyeceklerini hazırlarlarken "Selamünaleyküm" diyerek, simsiyah top sakallı, cüce boylu, patates çuvalı gövdeli, cüppeli, başı takkeli, eli tespihli orta yaşlarda bir adam girdi içeriye. Adamın kalın kapkara kaşlarının altındaki kapkara gözleri sözcüğün tam anlamıyla "ferfecir" okuyorlardı.
Alışkanlıkla, hep bir ağızdan "Aleykümselam" dedik, "Buyur dayı!"
"Buyurunuz var olsun, Allah buyur edenlerinizi artırsın" diyerek bir sandalyeye çöktü adam.
Ocakta ben çalışıyordum, "Bir şey içer misin dayı" diye sordum.
"Bir çay iyi gelirdi Allah rızası için" dedi.
Adamın bizim kahvede, yani Sanatçılar Kahvesi'nde ne aradığını düşünerek çayı doldurdum, götürdüm. "İki şeker daha verir misin yeğenim?" dedi.
Neredeyse "Çüşş, şerbet mi bu" diye bağıracaktım, dilimi zor tuttum, şekerleri getirip verdim. Şekerleri bardağına atıp, uzun uzun karıştırdıktan sonra bardağı ağzına götürdü, öyle bir "Hüüüp" çekti ki, Gazelhan "Yarasın" demekten kendini alamadı.
Adam güldü mü, sırıttı mı, pek anlayamadım. O ara cebinden bir makbuz çıkardı, masanın üzerine koydu, sonra gözlerini bana dikti, uzun uzun baktı, etli, yağlı, kıpkırmızı dudakları bir süre sessizce kıpırdadı ve "Yeğenim, hele gelsene" diye seslendi.
Gittim, masaya oturdum, sesimi çıkarmadan baktım.
"Biz bir cami yaptırıyoruz yeğenim" dedi adam, "Sizin de bir tuğlanız olsun."
"Nerede yaptırıyorsunuz camiyi" diye sordum.
"Aha bu mahallenin öte ucunda."
"Bu mahallede mi oturuyorsun?"
"He, öte ucunda."
"Buraya ilk defa geliyorsun değil mi?"
"He ilk defa."
"Camiye yardım topluyorsun"
"Allah rızası için…"
Bizimkiler kızarttıkları pirzolaları, yaptıkları salatayı, cacığı, açtıkları turşuyu, kestikleri kavunu, beyaz peyniri büyük okey masasının üzerine dizmişlerdi. "Haydi, tren kalkıyor" diye bağırdı Sulhi, boru sesiyle. Kalktım, "Sen de buyur" dedim adama ve yanıt beklemeden yürüdüm öteki masaya doğru.
Adam hiç ikiletmedi, geldi oturdu, oturur oturmaz da yumuldu yiyeceklere. Adamı gören üç haftalık aç zannederdi. Derken zurnanın zırt dediği an geldi, Gazelhan Molla sakalını sıvazlayarak rakıları doldurdu. Adam görmezden geldi. Bizler Siyasi Mahmut'un bardağını da doldurduktan sonra, birer bardak diktik, "İçer misin dayı" diye sordu Sulhi, inekliğinden.
"Yok, eskiden içtiydim, tövbeledim sonradan" dedi adam.
"Biz de öyle yapıyoruz" dedi Gazelhan, "Her sabah tövbe ediyor, akşam günah işliyoruz."
"Her koyun kendi bacağından" dedi adam.
"Bizim kuzu, bacağından asılma şansını bile yakalayamadı" dedi Sulhi, hınzırca. "Sünnetsiz Almanlar tarafından bismillahsız kesildi."
Adam iri bir pirzolayı dişlerken duymazdan geldi Sulhi'nin sözlerini.
"Dayı yeni yaptıracakları camiye yardım için gelmiş" dedim.
"Niye, memlekette cami mi yok" dedi Gazelhan.
"Var, çok şükür var, ama dedik ki bir de bizim mahallede olsun Allah'ın evi."
"Allah'ın eve ihtiyacı yoktur" dedi Refik, "Tüm kainat ona ait değil mi?"
"Yani ibadet için…"
"İbadetin yeri mekânı, zamanı yoktur" dedi Gazelhan Molla.
"Şu gavur memleketinde ezan sesi fena mı" diyecek oldu adam, Tevfik, "Gavur sensin ulan dürzü" diye öyle bir bağırdı ki, ben bile ürktüm. "Adamların memleketinde yaşıyorsun, işyerlerinde çalışıyorsun, paralarını kasalıyorsun, karılarını ürkütüyorsun, kuzularını hüplüyorsun, sonra da gavur…"
"Her kim ötekine dinsiz derse dinsiz odur, diyor Kur'an" dedi Gazelhan Molla. Sonra bardağı dikti kafasına. "Tanrı için kilise, havra, cami, cemevi birdir. Tanrı kullarını hiçbir zaman ayırmamıştır… Siz camileri bile ayırdınız. O tarikat, bu tarikat, o şeyh bu molla…Allah'ı aranızda parça parça ettiniz. Birbirinizin camisine gitmiyorsunuz. İmamlar namaz kıldıkları için maaş alıyorlar. Sen de gelmiş bizden camiye yardım istiyorsun."
"Kendim için istemiyorum ya, Allah rızası için" diye kekeledi adam.
O sırada Siyasi Mahmut'un fotoğrafı takıldı gözlerime. Sanki "Verin ulan şuna 10 Euro, defedin gitsin" der gibiydi. 10 Euro çıkardım, "Siyasi Mahmut için" diyerek adama uzattım.
"Siyasi Mahmut hanginiz?" diye sordu adam, makbuza uzanırken.
Duvardaki fotoğrafı gösterdim. "Ateistti, komünistti, Müslüman mezarlığına gömülmek istememişti, şimdi bir Hıristiyan mezarlığında yatıyor" dedim.
Adam ateş değmiş gibi çekti elini paradan, apar topar ayaklandı, "Sağolun" dedi, "Almasam daha iyi!"
"Git ulan" diye bağırdı Sulhi, "Git Siyasi Mahmut'tan daha günahsızını bul, hergele!"
Adam kaçar gibi kapıdan çıkarken bu kez Refik dikildi önüne.
"Hesabı ödemedin dayı!"
"Ne hesabı?"
"Burası Mevlevi Dergahı değil, Sanatçılar Kahvesi. Çay içtin, yemek yedin, ödemeyecek misin?"
"Ama siz çağırdınız!"
"Biz de ödüyoruz. Bu iş böyle. Ortak ye, ortak öde. Komünal yani, Alman usulü!"
Adam ne diyeceğini bilemeden hepimize bir süre baktı, sonra "Ne kadar" diye sordu Refik'e.
"10 Euro" diye gürledi Refik.
Adam 10 Euro'yu Refik'in eline tutuşturduktan sonra şimşek gibi çıktı gitti. "Bizim dua bulup dua içtiğimizi, rakı bulup rakı içtiğimizi öğrendi şimdi" dedi Refik ve 10 Euro'yu götürdü, Siyasi Mahmut'un resminin altına yapıştırdı.

Sabaha kadar gülmekten çatladık. Hâlâ karın kaslarım ağrımakta.

 

Sayı: 30, Yayın tarihi: 22/09/2008
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics